Devlet aklı aşağı devlet aklı yukarı bir muhabbettir gidiyor.
Kimse devlet insanmı ki aklı olsun demiyor ya da demek istemiyor.
Deseler ki devletin içinde iktidar sahibi olan siyasetçiler, bürokratların kendi iktidarlarını korumak ve sürdürmek için ortaya attıkları görüşlerin adıdır “devlet akıl” bu o zaman daha anlaşılır bir şey olacaktır. Öyledir de zaten…
Yani devlet aklı denilen şey şimdiki iktidarın korunmasının, sürdürülmesinin ambalaj malzemesi…
Evet, devlet iktidarını elinde bulunduran çevrelerin korku ve endişelerine neden olan iç siyasi gelişmeler, bölgede ortaya çıkan çatışmalar kimi bölgesel tehditler ve sonunda küresel ölçekte yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmeler üzerinden bu çevreler bazı çıkarımlar yaparak içinde geçilen sürecin güvenlik ve beka olarak ne türden sonuçlara neden olacağı ve buna karşı hangi tür askeri, ekonomik ve siyasi önlemlerin alınabileceğini tartışır ve bir karara bağlar.
Türkiye için bu görev anayasa gereği Milli Güvenlik Kurulana verilmiş ve dolayısıyla Cumhurbaşkanı ve hükümeti kurulun kararlarını uygulamakta sorumlu tutulmuştur.
Ancak hemen belirtelim an itibarıyla da devleti ve ülkeyi tehdit eden somut bir neden ve durum yoktur.
Ancak buna rağmen beka siyasetine devam ediliyor ve gerekçeler olarak ta şu siyasi olay ve gelişmeleri kullanıyorlar.
TC devletini yöneten siyasiler ve bürokratlar özellikle 2003 Irak işgali 2010 sonlarında ortaya çıkan Arap Baharı sürecinden sonra beka sorununu dillendirmeye başladılar.
Tunus’ta başlayan Arap Baharı süreci Kuzey Afrika ve Ortadoğu halkları üzerinde etkili olmuş ve bölgedeki dikta rejimlerinde ayaklanmalara neden olmuş süreç içinde Saddam Hüseyin, Kaddafi ve Hüsnü Mübarek gibi diktatörler süreç içinde yok olmuşlardır.
Arkasından 2013 yılı ve içerde Gezi Eylemlerinin başlaması ve devamında yapılan eylem ve gösteriler devlet katında beka meselesinin daha sıkla gündeme gelmesine neden olmuş ve sonrasında açılan davalar her ne kadar düşmüş olsa bile bugün Osman Kavala, Can Atalay ve Tayfun Kahraman gibi isimler halen ceza evinde tutulmaktadır.
Mayıs 2014 tarihinde Cumhuriyet tarihinde ilk kez cumhurbaşkanı halk tarafında seçilmiş Erdoğan seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu.
Gezi eylemlerini takip eden 2015 yılı Haziran ayında yapılan genel seçimleri Ak Parti kaybetti. Mecliste bulunan 550 milletvekilinin çoğunluğunu kazanamadılar ve Başbakan Davutoğlu seçim sonrası 45 günlük sürede hükümeti kuramadı ve akabinde Erdoğan Kılıçdaroğlu’na da hükümeti kurma görevi vermediği için ülke Kasım ayında tekrar sandık başına gitti. Tabi bu iki seçim arasında ülkede görülen Gar ve Suruç katliamı gibi şiddet ve terör eylemleri de iktidarın beka sorunu propagandasına olanak yarattı.
Gelelim Türkiye’yi sarsan 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sırada var.
Bu darbe girişimini Fethullah Gülen cemaati tarafından yapıldığı iddiası çerçevesinde süreç yürütüldü ve cemaat mensubu oldukları nedeniyle pek çok insan mağdur edildi. Bu mağduriyetler hukuksuz ve haksız yere yapıldığı son AİHM kararlarında ortaya çıktı.
Bu darbe girişimi üzerinden sürdürülen tartışmalar halen bitmediği gibi 15 Temmuz darbe girişimi devletin beka sorun söylemlerini daha da arttırarak kamuoyu gündeminin ilk sıralarına kadar konu getirildi.
İşte 15 Temmuz darbe girişimin yarattığı bu beka meselesini Ak Parti iktidarı ve bürokrasi fırsata çevirmesini bildi ve 2017 yılında anayasada yapılan değişlikler referanduma sunuldu ve kabul edildi. Kabul edilen anayasa değişiklerinin başında artık bakanlar kurulu yoktu onu yerine Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi getirildi. Halk tarafından seçilen cumhurbaşkanına anayasa ve yasalardaki bakanlar kuruluna ait tüm yetkiler devredildi.
İkinci önemli değişiklik yargı yönetiminde yapıldı daha önceki uygulamalarda Hakimler ve Savcılar kuruluna Cumhurbaşkanı üye seçemezken yeni düzenlemeyle 4 üye atama yetkisine kavuştu. Bu anayasa değişiklerinin ardından 2018 yılında cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimleri yapıldı.
Erdoğan ikinci kez Cumhurbaşkanlığına seçildi ve Ak Parti iktidarını korudu.
Ve 2023 seçimleri Erdoğan-Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanlığı seçimleri her şey Kılıçdaroğlu seçimleri kazanacak denilen bir seçimdi ama yine Erdoğan anayasa engeline rağmen aday oldu ve üçüncü kere kazandı.
Trump Erdoğan görüşmesinde Trump seçim kazanmanın yolları üzerine sorulan bir soru üzerine “bunu bana değil ona sor o daha iyi bilir” dedi
Yani yine beka sorunu ve iç cephenin tahkim edilmesi söylemi seçimlerde etkili olmuştu.
Ve yıl 2024 Devlet Bahçeli düğmeye bastı ve “terörsüz Türkiye” süreci başladı. PKK kendini feshetti ve silah bıraktı. TBMM komisyonu bir rapor hazırladı ve sonra silahların bırakıldığına dair güvenlik birimlerinin raporları bekleniyor ve hala bekleniyor. Kürt meselesinde şu tarihe kadar atılmış somut bir adım yok ve yok…
Ve son olarak Mutlak Butlan Bölge Adliye Mahkemesinin ihtiyati tedbir kararı ve sonrası malum ve şimdi kurultay çağrıları yapılıyor.
Kılıçdaroğlu tarafı kurultay Yargıtay kararına bağlı diyor.
Diğer yandan delegeler yeterli imzayı topladılar.
CHP için yaşanan bu tarihi günler içinde yine beka sorunu, iç cepheyi tahkim etme ve dikta rejimini acımasızca sürdürme süreci devam ettiriliyor.
Şimdi sorular şu; bir devletin demokratik hukuk devleti olmaması beka sorunu yaratmaz mı?
Bir ülkede refah ve özgürlük içinde yaşamaktan daha iyi iç cepheyi tahkim durumu olabilir mi?
Ve son olarak dikta rejiminin sürdürülmesi devlet ve halk için esas beka sorunu yaratmaz mı?
