Seçime ilişkin kampanya sürecinde gündemi aşırı sağcı partiler belirledi. "Göç ve mülteci" meselesi dışında pek bir şey konuşulduğunu hatırlamıyorum. Avrupalı merkez partiler, büyük bir seçim öncesinde, tek tartışmanın "göçmenleri sınır dışı etme" ve "sığınma hakkına yönelik kısıtlamalar" olmasına izin verdiler.
"GÖÇ VE MÜLTECİ" MESELESİ DIŞINDA PEK BİR ŞEY KONUŞULMADI
Şöyle ki 2024 AP seçimlerinden AB yanlısı partilerin çoğunluğu koruyarak çıktığı görülüyor ancak aşırı sağcı partilerin de oldukça güçlendiklerini göz ardı etmemek gerekiyor. Başka türlü bir sonuç beklemek en hafif tabirle saflık olurdu. Seçime ilişkin kampanya sürecinde gündemi aşırı sağcı partiler belirledi. "Göç ve mülteci" meselesi dışında pek bir şey konuşulduğunu hatırlamıyorum. Avrupalı merkez partiler, büyük bir seçim öncesinde, tek tartışmanın "göçmenleri sınır dışı etme" ve "sığınma hakkına yönelik kısıtlamalar" olmasına izin verdiler. Bu tartışma ekseninde oy tercihleri belirlendi. Kendisini merkez siyaset tarafından terk edilmiş hisseden, kafası karışık ve yabancılara karşı öfke, kaygı hisseden Avrupalılar için bu duygudan kurtulmanın en net reçetesini aşırı sağcılar sundu. Mülteciler için "izolasyon", "sınır dışı etme" sözleri verdiler. Merkez partilerin, "Biz de yaparız bunları" demesi insanlarda aşırı sağcıların tezlerinin sağlam olduğu kanısını uyandırdı ve aslı varken kimse taklitlerine yönelmedi. Buna aşırı sağcıların söylemlerini yumuşatarak merkez siyasete yerleşme çabası da eklenince bu sonuç çıktı ortaya. Öte yandan, seçimden önce anketleri değerlendirirken, koltuğunu kaybetme korkusuyla "aşırı sağı çalışmalardan dışlamamak gerektiğini" belirten AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, seçimin ardından yaptığı ilk açıklamada, "Sosyal demokratlar ve liberaller ile çalışacağını" söylemesi oldukça ilginçti. Aşırı sağcıların daha güçlü olduğu bir AP'de Leyen'in AB yanlısı partilere oldukça ihtiyacı olacağı anlaşılıyor ancak bu çalışma ortamının sağlanması için Leyen'in de neofaşist gruplardan uzak durması gerekiyor.Avrupa entegrasyonunu dışlayan, AB’yi ise ulus devletlerin egemenlik haklarını gasp eden bir yapı olarak niteleyen neofaşistlerin elde ettikleri başarıyı küçümsememek gerekiyor. AB’nin, ancak kuruluştaki "barış" ve "demokrasi" hedeflerini koruduğu sürece anlamlı bir yapı olacağını belirtmek gerekiyor.