Epey sayıda insan için Atatürk yegâne büyük siyasi lider ve örnek devlet adamı. Sivil Atatürkçülüğün toplumdaki kabul düzeyi Atatürk’ü açıkça eleştirmeyi imkânsız hâle getiriyor. Bu nedenle ne İslamcılar ne de Kürt milliyetçileri 90’lı yıllar kadar rahat değiller Atatürk eleştirisi konusunda.Bu olayların ortak noktası ise Türkiye hızla ideolojik bir çatışma iklimine sürüklendiği şeklinde özetlenebilir. Yaşanan şey bir anlamda kamusal hayatta hep var olan fay hatlarının konjonktürel nedenlerle yeniden ön plana çıkması. Tartışılan olaylar siyasi bir içeriğe sahip. Ama ne muhalefetin kanaat önderleri ve siyasi liderlik ne de iktidar bloğu süreci tam olarak kontrol edebiliyor. Gelinen yer bakımından Kemalizm, İslamcılık ve milliyetçilik arasındaki çatışmaların neden yoğunlaştığı sorusu sorulabilir elbet. Her şeyden önce ortada kapanmamış seçim yarasıyla ilgili bir mesele var. Muhalefetin 2023 seçim beklentisi ciddi bir siyasal psikolojik travmaya yol açtı. Seçimlerle değişmeyen iktidara karşı muhalif unsurlar söylem düzeyinde daha cüretkâr davranıyorlar bu nedenle. Bahsi geçen cüretkarlığın arka planı üzerine düşündüğümüzde ise biri negatif, diğeri pozitif nitelikte iki unsur ön plana çıkıyor: Şöyle ki, pozitif anlamda ciddi bir sivil Atatürkçü mayalanmadan bahsedebiliriz. Epey sayıda insan için Atatürk yegâne büyük siyasi lider ve örnek devlet adamı. Sivil Atatürkçülüğün toplumdaki kabul düzeyi Atatürk’ü açıkça eleştirmeyi imkânsız hâle getiriyor. Bu nedenle ne İslamcılar ne de Kürt milliyetçileri 90’lı yıllar kadar rahat değiller Atatürk eleştirisi konusunda. Negatif anlamda ise kuşatma hissi üzerinde durulabilir. Seküler-Atatürkçü kesim kendisini her taraftan üzerine gelen düşman karşısında savaşıyor gibi hissetmekte. Onlara göre cumhuriyet ve modern yaşam tehlike altında. Atatürkçülerde cumhuriyeti koruma ve kollama refleksinin hep güçlü olduğu bilinen bir gerçek. Ama bu sefer ciddi bir duygu yoğunlaşması da var. Çünkü seçim kaybedildi. Onlara göre bir şeylerin normal demokratik prosedürler içinde tadil edilmesi artık hiç de kolay değil. Atatürkçülerin İslami-muhafazakâr kesimler karşısında hissettikleri şey abartılı mı? Kamusal hayat ne ölçüde İslamileşiyor? Kamusal hayatın muhafazakarlaşması aslında bir normalleşme mi? Bu noktada pek çok soru akla geliyor. Biz ise tartışmaların bir kısmını başka yazılara bırakarak güncel siyasete dair bir hatırlatma yapmakla yetinelim. Kılıçdaroğlu’nun yerini Özel’in almasının ideolojik çatışma iklimini güçlendirdiği açıkça ortada. Çünkü yeni CHP yönetimi laiklik mesajları vermede geçmişe göre çok daha rahat. Kılıçdaroğlu “aman ağzımızın tadı bozulmasın, muhafazakâr kesim incinmesin” diye sağ politik kültürle açık bir çatışmaya girmekten kaçınırdı. Ama Özel ve ekip arkadaşları öyle değil. İttifak bitip herkes kendi yoluna gittiği için laikliğin muhafazakarların izin verdiği ölçüde savunulması dönemi artık geride kaldı.
Yeni Arayış
Yönetici
Haberlerimizi Google'da Takip Edin
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi tercih edin.

