15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin onuncu yılı, ülkenin dört bir yanında ilk günkü duygusal öfkeyle ve devlet erkânının katıldığı törenlerle anıldı. Darbe girişiminin yarattığı siyasal korku ve toplumsal travmalar ise hâlâ azalmış değil. Türkiye bu yönüyle de normalleşme sürecine geçemedi.
Cumhur İttifakı'nın iki büyük partisi de ilk günkü gibi tetikte bekliyor; toplumdaki FETÖ karşıtı tepkiyi diri tutmaya çalışıyor.
Son olarak cumhuriyet savcılarının talimatıyla jandarma ve emniyet güçleri, 13 Temmuz Pazartesi günü çoğunluğu İstanbul, Ankara ve İzmir'de olmak üzere 13 ilde toplam 968 kişiyi gözaltına aldı. Önceki yıllardaki büyüklükte olmasa da yaklaşık on yıldır hemen her hafta FETÖ terör örgütü üyeliği iddiasıyla yeni gözaltılar ve tutuklamalar yaşanıyor.
FETÖ ile mücadele, önceki askerî darbe dönemleriyle kıyaslanamayacak kadar uzun süreli ve geniş kapsamlı biçimde yürütülüyor.
Ankara uzun yıllarını her taşın altında PKK arayarak geçirdi. Son on yıldır ise devletin sivil, askerî, emniyet ve eğitim başta olmak üzere hemen her kurumunda, farklı sosyal ve siyasal ilişkiler içinde FETÖ yapılanmasını araştırmayı sürdürüyor.
Bu durum artık yalnızca bir güvenlik ya da beka sorunu olmaktan çıktı. Türkiye'nin çok boyutlu ve kronikleşmiş toplumsal meselelerinden biri hâline geldi.
İktidar çevrelerinin kendi mahallelerinde farklı ses çıkaran ya da itiraz etmeye yeltenen kişileri FETÖ ile ilişki ve iltisak içinde olmakla suçlaması da son on yılda sıkça başvurulan hukuksuz bir siyasal yöntem hâline geldi.
Bu durum, mutlak butlan kararı sonrasında ana muhalefet partisi CHP'ye de sıçradı. Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevine gelen Kemal Kılıçdaroğlu, 21 Mayıs 2026'da Genel Merkez'de yaptığı konuşmada, "Arkamızdan sinsice sızan FETÖ ajanlarını zamanında fark edemediğim için sizlerden özür diliyorum." dedi.
Daha sonra katıldığı bir televizyon programında da benzer ifadeleri kullanan Kılıçdaroğlu, 13 Temmuz 2026 Pazartesi akşamı Sözcü TV'de yayımlanan canlı yayında, yurt dışından yayın yapan bazı FETÖ mensuplarına ait YouTube kanallarının Özgür Özel'i desteklediğini öne sürdü.
Kılıçdaroğlu'nun bu konudaki ısrarı, Özgür Özel ekibine yönelik olası bir FETÖ operasyonu ihtimalini akıllara getiriyor. Son dönemde sıklaşan FETÖ operasyonları ve iktidar medyasındaki köşe yazılarında yeniden gündeme taşınan FETÖ tartışmaları da bu olasılığı güçlendiriyor.
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'nde hemen her alandaki denge bozulmuş durumda. Son tahlilde, Özgür Özel'in önünü kesmek amacıyla ülkeye yapılmayacak kötülüğün kalmadığı yönünde ciddi kaygılar dile getiriliyor.
Bir süre önce FETÖ örgütünden ayrılan ve yurt dışında yaşayan bazı eski isimler tarafından Yeni Herkül Grubu kuruldu.
Grup, ilk deklarasyonu olan "Yeni Herkül Barış Platformu – Kuruluş Amacı ve Çalışma Esasları" metninin ardından, 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümü öncesinde "Türkiye Cumhuriyeti Kamuoyu'na ve Cumhurbaşkanımıza Açık Mektup" başlıklı kapsamlı bir değerlendirme yayımlayarak devlete bağlılık mesajı verdi.
Bu metin yayımlanmadan önce grubun X hesabından gerçekleştirilen çevrim içi toplantıya, Türkiye'de uzun yıllardır FETÖ'ye karşı en sert mücadeleyi verdiğini savunan bir siyasi partinin genel başkanı da katıldı.
Bu isim, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Yenikapı ve Samsun mitinglerinde iktidarla birlikte yer alan Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'ten başkası değildi.
Perinçek'in toplantıda, "Ben sizlerin vatansever olduğuna yürekten inanıyorum. PKK mensupları için çıkarılması düşünülen yasadan sizlerin de yararlanması gerekiyor. Ülkenin sizlere ihtiyacı var." değerlendirmesini yaptığı çeşitli sosyal medya platformlarında yer aldı.
Ankara’nin korku siyasetinin çıkmazı
Bu son gelişme, Ankara'nın darbe girişimiyle mücadelede stratejik hatalar yaptığını gösteren dikkat çekici örneklerden biridir.
Darbe girişiminin "Tanrı'nın lütfu" olarak nitelendirilmesi ya da Cumhurbaşkanı'nın "Bu tür hadiseler milletlerin tarihinde yeni atılımların ve yeni yükselişlerin başlangıcı olur. Hamdolsun biz de 15 Temmuz'u böyle bir nirengi noktasına dönüştürmeyi başardık." yönündeki değerlendirmelerinin ne kadar erken yapılmış ve isabetsiz olduğu bugün daha net görülmektedir.
Ülkeyi siyasal ve toplumsal çürümeye, kurumsal çözülmeye sürükleyen böylesi bir girişimin sonuçlarının hâlâ tam olarak kavranamaması ya da bu olayın siyasal amaçlarla araçsallaştırılması; siyasal, toplumsal, kültürel ve inançsal alanlarda derinleşen bir çıkmaza dönüşmüştür.
Daha açık bir ifadeyle, darbe girişimiyle mücadelenin otoriter yönetimi güçlendiren bir araca dönüştürülmesi, darbelerin panzehri olması gereken hak ve özgürlüklerin sistemli biçimde budanmasına yol açmış; bu da Türkiye'nin siyasal sistem krizini derinleştirmiştir.
Bu süreç, FETÖ benzeri yeni yapıların ortaya çıkmasına ya da mevcut yapıların toplumsal yaşamda daha etkili konumlanmasına zemin hazırlamaktadır.
Türkiye, Cumhuriyet'in kuruluşundan devraldığı diğer yapısal sorunlar gibi devletin laiklik meselesini de yeni biçimlerde kronikleştiren toplumsal ve siyasal sorunlarla karşı karşıyadır. İktidar ise bunun kendisi açısından bir çıkmaz sokak olduğunu dahi göremeyecek ölçüde siyasal bir körlük içindedir.

