Orbán’ın medya çorbasının zehri Macaristan’ın ötesine yayıldı: Neyse ki korkusuz, olguya dayalı habercilik hâlâ ayakta
1 ay önce
ABD’nin nükleer garantilerine çok güvenilemese de Trump’ın Mar-a-Lago’yu riske atıp Avrupa’nın herhangi bir parçasını savunacağını ciddi ciddi düşünen var mı? En azından dostane bir görünüm korumak caydırıcılık sağlayabilir. Hiçbir rasyonel lider yalnızca yabancı bir müttefiki korumak için nükleer savaşa başlamaz, ama potansiyel saldırganlar konvansiyonel bir çatışmanın kaza veya yanlış hesapla nükleer seviyeye tırmanabileceğinden endişe etmek zorunda. Nükleer kullanımın muazzam maliyeti düşünüldüğünde, “şansa yer bırakan” tehditler hâlâ yeterli olabiliyor.
Ankara Zirvesi sadece sorunu erteledi.
2026 NATO Zirvesi artık tarih oldu, ama aslında “tarihi” bir olay değildi. Eğer ortak amaçların yeniden canlanmasını ve Transatlantik dayanışmanın tazelenmesini umduysanız, size başsağlığı dilerim.
Eğer Ankara’daki toplantının NATO’nun ölüm çanı olacağını, tipik bir Trump öfke nöbetiyle sonlanacağını düşündüyseniz, onu da bulamadınız.
Bunun yerine olan şey, bariz gerilimleri kasıtlı ve büyük ölçüde başarılı bir şekilde görmezden gelmek, büyük manşetlerden kaçınmak ve sorunu halının altına süpürmekti.
Ama kimse yanılmasın: İttifak hasta bir köpek yavrusu. Her NATO zirvesi, en güçlü üyesinin her şeyi havaya uçurup çekileceği korkusuyla toplanıyor ve sonra bu sonucun engellendiği için kolektif bir “oh” çekiyorsa, bu stratejik uyumun ya da paylaşılan değerlerin pek de güven verici bir işareti olmasa gerek.
Transatlantik gerilimleri sadece Donald Trump’a bağlamak cazip gelebilir (aşağıda buna da değineceğim), ancak NATO’nun temel sorunu yapısaldır. Askeri ittifaklar kendileri için amaç değildir; devletlerin ortak bir tehdide karşı kendilerini daha güvende hissetmek için kullandığı araçlardır. Rusya’ya bakışınız ne olursa olsun, NATO üyeleri 1949’da ittifak kurulduğundaki gibi net, zihni odaklayan bir tehdit ortamıyla karşı karşıya değil.
Rusya endişe verici bir komşu elbette, ama eski Sovyetler Birliği gibi küresel bir süper güç değil; Avrupa’ya ciddi bir hegemonya tehdidi oluşturduğu iddiaları ise gülünç kaçar.
NATO’nun Avrupalı üyeleri Moskova’nın ne kadar tehlikeli olduğu konusunda tam olarak hemfikir değil ve Trump yönetiminin Rusya’yı bir tehdit olarak görüp görmediği bile belli değil.
Çin’in yükselişi, ABD’nin stratejik dikkatini uzun zamandır Avrupa’dan uzaklaştırıyor; çünkü Çin gerçek bir rakip Rusya değil. Ayrıca Asya artık daha büyük bir ekonomik alan.
Avrupa’nın önemsiz olduğunu ya da NATO’nun değersiz olduğunu söylemiyorum; sadece Avrupa ile ABD’yi bir arada tutan yapıştırıcının Trump siyasete girmeden çok önce aşınmaya başladığını söylüyorum.
Bundan dolayı, NATO’nun yeni bir işbölümüne ihtiyacı olduğu açıktı: Avrupa üyeleri kendi savunmalarından giderek daha fazla sorumlu olacak, Washington ise kaynaklarını ve dikkatini daha çok Asya’ya yönlendirecekti. İdeal olarak bu geçiş on yıl kadar bir sürede, gerginlik olmadan gerçekleşmeli, ABD müttefiklerinin kendi güçlerini yeniden inşa etmelerine yardımcı olmalı ve değişen savaş alanı gereksinimlerine uyum sağlamalıydı.
Yeniden dengelenmiş bir NATO, hem ABD hem de diğer üyeler için büyük bir varlık olmaya devam edecekti; çünkü Avrupa’yı sakin tutmak herkese yarar sağlar ve Afrika, Ortadoğu gibi birçok senaryoda birlikte çalışmak tekil hareket etmekten daha etkilidir.
Ne yazık ki, yumuşak ve dostane bir uyum ihtimali, Trump’ın 2024’te yeniden seçilmesi ve Avrupa müttefiklerine karşı açıkça “yırtıcı” bir tutum benimsemesiyle ortadan kalktı. Trump’ın Avrupa’ya duyduğu küçümseme uzun bir geçmişe sahip: Avrupa Birliği’nin “ABD’yi kazıklamak için” kurulduğunu iddia etmesi, Avrupa liderlerine (eskiden desteklediği Giorgia Meloni dahil) karşı küçümseyici davranışı bunun kanıtı. Grönland’ı ele geçirme tehditleri, keyfi ve cezalandırıcı gümrük vergileri, Putin’le flörtleşmeleri…
Hepsi Trump’ın Avrupa güvenliğine ve refahına olan taahhüdünün ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor. 2025 Münih Güvenlik Konferansı’nda JD Vance’in yaptığı düşmanca konuşma (ve Şubat’ta Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun biraz daha diplomatik versiyonu) da Trump’ın tutumuna uygundu.
Hatta Avrupa’da saygı gören ABD Ordusu Generali Christopher Donahue’nun erken ve zorla emekliye sevk edilmesi bile yönetimin küçümseyici tutumunun yansıması olarak görülebilir.
Adil olmak gerekirse, Trump ve selefleri Avrupa’nın yetersiz savunma harcamalarını eleştirmekte haklıydı ve onun “porselen dükkânındaki boğa” tarzının on yıllardır süren Avrupa tembelliğini kırmaya yardımcı olduğu bile söylenebilir. Avrupa şimdi II. Dünya Savaşı’ndan beri en büyük silahlanma çabasına girişmiş durumda ve bu çaba, ABD müttefiklerine ekonomik savaş ilan etmeseydi ve İran’la fiili bir savaşa girmeseydi çok daha başarılı olabilirdi.
Bu hatalar ABD vergi mükelleflerine büyük paraya mal olmanın yanı sıra, Avrupa ekonomilerini tam da ABD’nin rolünü ikame etmeye çalıştıkları anda vurdu.
Trump ayrıca Ukrayna’ya verilen desteğin büyük kısmını ABD’nin sırtlandığını düşünüyordu, ancak AB ve Avrupa ülkeleri burada da üzerine düşeni yaptı. NATO üyelerinin Basra Körfezi’nde onu kurtarmadığından şikâyet etmeye devam ediyor, ama müttefikleriyle hiç istişare etmeden aptalca bir savaşa girip sonra bunun elinde patlamasından sonra ne bekliyordu ki?
ABD Donanması Boğaz’ı açamadıysa, neden Avrupalılar kendi donanmalarını riske atsınlar?
Peki bugün NATO nereye gidiyor? Öncelikle, Avrupa liderleri ABD taahhüdünün artık güvenilir olmadığını ve er ya da geç büyük ölçüde yalnız kalacaklarını anladılar.
2028’de ateşli bir Atlantikçi seçilse bile (yani ne Vance ne de Rubio), ittifakı zayıflatan yapısal güçler hâlâ yerinde duracak ve Avrupalılar yeni bir Trump versiyonunun Beyaz Saray’a gelmeyeceğinden asla emin olamayacak.
Kendi iç siyasetleri ve kolektif eylem sorunları ABD’ye bağımlılığı azaltma çabalarını yavaşlatsa da, bu yönde ilerlemekten vazgeçmeyecekler.
İkinci olarak, Ankara Zirvesi Avrupalıların Trump’ı “ne söylüyorsa o” diye ciddiye almadıklarını gösterdi. Zaman zaman kameralara oynayıp çılgınca konuşacağını biliyorlar örneğin İspanya ile ticareti kesme tehdidi gibi ama blöfünü görmezden gelip ABD’ye bağımlılığı azaltmak en akıllıca yanıt.
Paul Krugman’a katılıyorum: ABD müttefikleri Trump’ı giderek mirasını paylaşmak istedikleri için katlanılan, bunak, zengin bir amca olarak görüyor. Ancak Johns Hopkins SAIS Europe’tan Nathalie Tocci’nin New York Times’a ifade ettiği gibi, “Tekrarlanan hakaretleri ve boş tehditleri aşınmaya başladı.”
Ankara’da gördüğümüz gibi, Avrupa liderleri artık nazikçe baş sallıyor, Trump’ın hâlâ arzuladığı anlamsız pohpohlamaları yapıyor, söylediklerinin çoğunu görmezden geliyor ve kendi bildiklerini okuyor.
Bu aşamada Avrupa ülkelerinin temel amacı, yeterli savunma kabiliyeti kurmaları için zaman ve ABD silahlarını elde etmek.
Ayrıca ABD’nin Ukrayna’yı tamamen terk etmesini engelleyerek Rusya’nın para ve adam kaybetmeye devam etmesini ve savaşı Kiev’in kabul edebileceği şartlarla bitirmesini sağlamak istiyorlar.
Trump’ın Ukrayna’da Patriot füzesi üretimine lisans verme vaadi bu yüzden hoş karşılandı; gerçi sofistike füzeleri üretebilmeleri yıllar alacak. Bu Kiev’e eskisine göre daha olumlu bir tutum sinyali verdi.
ABD’nin nükleer garantilerine çok güvenilemese de Trump’ın Mar-a-Lago’yu riske atıp Avrupa’nın herhangi bir parçasını savunacağını ciddi ciddi düşünen var mı?
En azından dostane bir görünüm korumak caydırıcılık sağlayabilir. Hiçbir rasyonel lider yalnızca yabancı bir müttefiki korumak için nükleer savaşa başlamaz, ama potansiyel saldırganlar konvansiyonel bir çatışmanın kaza veya yanlış hesapla nükleer seviyeye tırmanabileceğinden endişe etmek zorunda.
Nükleer kullanımın muazzam maliyeti düşünüldüğünde, “şansa yer bırakan” tehditler hâlâ yeterli olabiliyor.
Kısacası, Ankara Zirvesi’nin asıl amacı mümkün olduğunca olaysız geçmekti. Görev tamamlandı. Ama bunu NATO’nun gürbüz sağlığına delil sanmayın.
* Stephen M. Walt
Çeviren: Çağatay Arslan
Orijinal Link : https://foreignpolicy.com/2026/07/13/nato-trump-europe-summit-ankara-alliance-russia-defense-geopolitics/
1 ay önce
1 ay önce
1 ay önce
1 ay önce
1 ay önce
1 ay önce