Orbán’ın medya çorbasının zehri Macaristan’ın ötesine yayıldı: Neyse ki korkusuz, olguya dayalı habercilik hâlâ ayakta
4 hafta önce
1917’de sosyolog Max Weber, rasyonalizasyon sürecinin moderniteyle zirveye ulaştığını ve dünyanın “gizemli, hesaplanamaz güçlerini” ortadan kaldırdığını savunmuştu. Bilim açıklayacak, teknoloji hakim olacak ve sihir kaybolacaktı. Kısa bir modern tarih dönemi için haklı gibiydi: Diğer dünyaya inanma içgüdüsü, deneycilik, ortak kanıt standartları ve kitlesel medya sayesinde geriledi. Şimdi ise geriye kayıyor gibiyiz.
2024 yılında Tucker Carlson, yatağında bir şeytan ya da “görünmeyen bir şey” tarafından fiziksel olarak saldırıya uğradığını iddia etmişti. Kendisine göre varlık, her iki yanında ve sol omzunda dörder pençe izi bırakmıştı. Uyandığında vücudu kanıyordu.
Katolik ve Ortodoks din adamları konuya kamuoyu önünde tartıştılar; bir Ortodoks rahip, Carlson’ın Episkopalyan inancının böyle bir saldırıya karşı onu yeterince korumadığını söylediler.
Daha yakın zamanda, FEMA’nın (ABD Doğal Afet Kurumu) Müdahale ve Kurtarma Ofisi başkanı Gregg Phillips, kontrolü dışında kalan güçler tarafından 50 mil uzaktaki Rome, Georgia’daki bir Dondurmacıya “ışınlandığını” iddia ederek haber oldu. The Times, dondurmacının tüm şube çalışanlarını ve müdavimlerini tek tek araştırdı ama kimse Phillips’i hatırlamıyordu.
Daha az ezoterik bir örnekte ise bu yıl Paskalya’da, ülkenin çeşitli piskoposluklarındaki Katolik rahipler, 15 yıldan uzun süredir gördükleri en büyük yetişkin vaftiz sınıflarını ağırladı. Doğu Ortodoks kiliseleri de, özellikle genç erkekler arasında ciddi bir büyüme rapor ediyor.
Antakya Ortodoks Kilisesi’nden bir rahip The Times’a, “Amerika’daki Ortodoks Kilisesi tarihinin tamamında böyle bir şey görülmediğini” ifade etti. Tüm bunların arka planında, çağdaş kamusal hayatın tuhaf atmosferi: klostrofobik, hafif halüsinasyon yaratan, bildiğimiz gerçekliğin ayaklarımızın altındaki kum gibi kaydığını düşündüren bir hissin payı var.
First Lady Melania Trump, Beyaz Saray’ın kırmızı halısında insansı bir robotu gezdiriyor ve daha sonra seyircilerden “Plato” adlı insansı bir eğitimciyi hayal etmelerini istiyor. Eski bir istihbarat yetkilisi yemin altında, ABD’nin onlarca yıldır gizlice UFO enkazlarını topladığını ve tersine mühendislik uyguladığını, “insan dışı biyolojik materyaller” elde edildiğini söylüyor.
Şeytani taciz, teleportasyon, dini pratiklere artan ilgi…
Bunların hepsi, birçok insan için hayatın giderek görünmeyen güçlerle yüklü hissettirdiğinin işaretleri. Dünyanın yeniden büyülendiğini söyleyebilirsiniz. Maddi açıklamanın artık yeterli olmadığı, sıradan Amerikan hayatının dokusuna tuhaf, hatta kutsal bir şeyin sızdığı yaygın bir duygu.
Pew Araştırma Merkezi 2024’te Amerikalıların %30’unun yılda en az bir kez astroloji, tarot veya falcılara danıştığını saptadı. Yeni Çağ pratikleri özellikle genç kadınlar ve LGBTQ+ yetişkinler arasında daha popüler.
İlk hamileliğimde doğmamış oğlum için reiki (enerji şifası) tedavisi almıştım. Bugün bu tedavi ülke genelindeki büyük hastanelerde sunuluyor.
Ne oluyor?
Dünya neden tam da şimdi yeniden büyüleniyor?
1917’de sosyolog Max Weber, rasyonalizasyon sürecinin moderniteyle zirveye ulaştığını ve dünyanın “gizemli, hesaplanamaz güçlerini” ortadan kaldırdığını savunmuştu. Bilim açıklayacak, teknoloji hakim olacak ve sihir kaybolacaktı.
Kısa bir modern tarih dönemi için haklı gibiydi: Diğer dünyaya inanma içgüdüsü, deneycilik, ortak kanıt standartları ve kitlesel medya sayesinde geriledi. Şimdi ise geriye kayıyor gibiyiz.
Bilgi aldığımız tür ve aldığımız biçimde üç temel değişiklik bunu açıklayabilir.
Birincisi, dijital teknoloji ve sonsuz kaydırma çağında zihin, rahatça kaldırabileceğinden daha fazlasını yapmak zorunda kalıyor. Beyin bir örüntü eşleştirme makinesidir. Çoğu zaman arka planda çalışan bir yazılım gibi, fark etmeden bilgi sentezler. Bir odaya girer girmez ortamı anında okursunuz; bir arkadaşınızın yüzüne bakıp bir şeylerin yanlış olduğunu anlarsınız. Bugün ise çok fazla bilgi var ve var olmayan örüntüleri fark ediyoruz. Bu zihinsel aşırı yük, “garip bir tesadüf”ten “hiçbir şey tesadüf değil”e geçişi sağlıyor. QAnon (2017 Ekim’inde 4chan’de (sonra 8kun’da) başlayan ve hızla yayılmış bir komplo teorisi hareketi) ve diğer komplo teorilerini üreten de aynı düşünme biçimidir. TikTok’ta bir yabancı milyonlarca kişiye “bu video seni bulmak için gönderildi” dediğinde, algoritmaların nasıl çalıştığını az çok bilen insanlar bile bunu doğaüstü bir işaret olarak alır.
İkincisi, kanıt ve delil meselesidir. Fotoğraf sahteciliği A.I.’den ve hatta dijital kameralardan önce de vardı. Ama eskiden sahte kanıt üretmek ciddi iş gerektirirdi. Yapay zeka bunu ortadan kaldırdı ; her iddia anında kanıtla desteklenebiliyor ve bu kanıt gerçek olanından giderek ayırt edilemez hale geliyor. Bu kadar çok kanıt kolayca üretilebildiği için, her kanıt da kolayca reddedilebiliyor. Hiçbir şey doğrulanamıyorsa, her şey mübahtır.
Üçüncüsü ise kurumsal çürüme. Paranoyak açıklamalar sık sık kısmen haklı çıkıyor. Tek bir çarpıcı örnek vermek gerekirse, OxyContin’in üreticisi Purdue Pharma, ürününün bağımlılık yarattığı iddiasını onlarca yıl boyunca dikkate almadı; bu da yüz binlerce Amerikalının ölümüne yol açan aşırı doz salgınını körükledi. Bu tür olaylar yeterince sık yaşanınca insanlar kurumsal otoriteye güvenini kaybediyor.
“Bilim”, “kilise” ya da “resmi hikâye” gidiyor. Boşluğu şeytan bilimi, astroloji ya da dünyayı yöneten satanist pedofil kabineler hakkındaki komplo teorileri dolduruyor. Tüm bu koşullar sonucunda hayat, anlayışımızın ötesindeki güçler tarafından yönetiliyor, doğrulanamayan bilgilerle ve uzak, şüpheli otoritelerle doluymuş gibi hissettiriyor. Tek kelimeyle, ortaçağ gibi hissettiriyor.
Yeniden büyülenmenin kendisi bence asıl sorun değil. Yeniden büyülenme bazen o anlama gelde de her zaman “akıldışı”, “yanlış” ya da “komplo” anlamına gelmez.
Daha ziyade, insan deneyiminin en eski ve kalıcı özelliklerinden birinin yeniden ortaya çıkmasıdır: Dünyanın, insan bilgisinin belirli bir anda ölçebileceğinden daha büyük olduğu hissi.
Ünlü bilim insanlarımızın birçoğunun bugün “çılgın” bulacağımız fikirlere takıntılı olması tesadüf değil. Thomas Edison’un, ölülerin seslerini almaya çalışan bir cihaz üzerinde çalıştığı iddia ediliyordu. Ama büyülenme, bir temelden, vahşi ve yıkıcı içgüdüleri dizginleyen bir topluluktan kopunca mutasyona uğruyor.
Rolling Stone’da A.I.’nin yarattığı ruhsal krizler hakkında bir yazıda Miles Klee, ChatGPT ile uzun uzun mesajlaşan birinin sonunda kendini Tanrı olduğuna inandırmasını anlatıyordu. Ürünün ana görevi tabii ki kullanıcıyı meşgul tutmak. Bu deneyim, belki de bir ruhani topluluk içinde farklı sonuçlanırdı; orada biri ona “yavaşla” diyebilirdi.
Girdiğimiz dünya, büyüdüğümüz dünyadan ziyade modern öncesine benzeyecek. Doğaüstüyle doymuş olacak. Herkes bir şeye inanacak.
Soru: Neye inanacağı.
* Katya Ungerman (Katherine Dee) -Chicago merkezli bir yazar ve internet kültür araştırmacısı
Çeviren: Çağatay Arslan
Orijinal Bağlantı: www.nytimes.com/2026/05/17/opinion/supernatural-religion-reality.html
4 hafta önce
1 ay önce
1 ay önce
1 ay önce
1 ay önce
1 ay önce