Türk demokrasisi en zor sınavlarından birini yaşarken, sonuç Ankara’nın istikrarsızlıktan ve daha fazla otoriterleşmeden kaçınma kapasitesini belirleyecek. ISPI (İtalya Uluslarası Politika Enstitüsü) uzmanları, “mutlak butlan” kararının Türk siyaseti, ekonomisi ve demokratik kurumların geleceği üzerindeki etkilerini değerlendiriyor:
Türkiye siyasetindeki son gelişmeler, demokrasinin durumu ve bölgesel açıdan kritik bir aktörün geleceği üzerinde yeni karanlık bulutlar oluşturuyor. Bir hafta içinde emsali görülmemiş bir mahkeme kararı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 2023 liderlik seçimlerini “mutlak butlan” ilan ederek Özgür Özel’i parti başkanlığından düşürdü ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu yeniden lider olarak atadı.
Özel’in ekibinin başlattığı protestolar sert şekilde bastırıldı; Türk polisi CHP genel merkezine baskın düzenledi. Aynı dönemde, liberal olarak bilinen özel üniversite Bilgi Üniversitesi cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kapatıldı geniş çaplı protestoların ardından üç gün sonra yeniden açıldı.
Bu adımlar, Türkiye’de demokrasinin daha da gerilediği yönünde yorumlandı.
Özel’in liderliğinde 2024 yerel seçimlerinde büyük zafer elde eden CHP, o tarihten beri yargı tarafından yoğun baskı altında. Başarılı pek çok belediye başkanı ve siyasetçi tutuklandı veya görevden alındı.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin 2028 cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu da şu anda tutuklu bulunuyor. Kılıçdaroğlu’nun tartışmalı şekilde CHP liderliğine dönmesi ki kendisi 2023 öncesi dönemde partinin ardı ardına seçim yenilgilerinden sorumlu tutulan bir isimdi partideki iç bölünmeyi ve kutuplaşmayı derinleştirme riski taşıyor.
Bu durum, 2028 genel seçimleri öncesi CHP’nin şansını daha da azaltabilir. Seçim sürecine yaklaşıldıkça bu olay, Erdoğan’ın iki dönem sınırı nedeniyle cumhurbaşkanlığını elinde tutma stratejisiyle de kesişiyor.
Erdoğan’ın güvendiği bir adayı desteklemesi mümkün olsa da, yeterince popüler bir isim görünmüyor. Alternatif olarak erken seçim kararıyla üçüncü dönem için aday olması gündeme gelebilir.
CHP içindeki artan parçalanma ve tartışmalı liderlik değişikliği, iktidar partisinin bir dönem daha iktidarda kalması için bir adım olarak görülebilir. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) devam eden iktidarına dair belirsizlik ve yargı krizi sonrası piyasalardaki dalgalanma, devlet kurumları üzerindeki baskının otomatik olarak siyasi istikrar ve ekonomik kalkınmaya dönüşmediğini gösteriyor.
Türk demokrasisi en zor sınavlarından birini yaşarken, sonuç Ankara’nın istikrarsızlıktan ve daha fazla otoriterleşmeden kaçınma kapasitesini belirleyecek.
ISPI (İtalya Uluslarası Politika Enstitüsü) uzmanları, “mutlak butlan” kararının Türk siyaseti, ekonomisi ve demokratik kurumların geleceği üzerindeki etkilerini değerlendiriyor:
Valeria Talbot (ISPI MENA Merkezi): Siyasi istikrarsızlık Türk ekonomisi üzerinde gölge yaratıyor
“Piyasalardaki son türbülans, Türkiye’de siyaset, yatırımcı güveni ve ekonomik istikrar arasındaki kırılgan dengeyi gözler önüne seriyor. CHP başkanına karşı verilen mahkeme kararı, demokratik kurumlar ve yargı bağımsızlığına dair endişeleri artırarak finansal piyasalarda sert tepki yarattı. Bu olay, yüksek enflasyon, kur dalgalanması ve İran’daki çatışma ile Hürmuz Boğazı’ndaki gerilimlerin etkileriyle boğuşan bir ülkede siyasi gelişmelerin yatırımcı güvenini ne kadar hızlı eritebileceğini gösteriyor.
Son yıllarda hükümetin daha ortodoks para politikaları benimsemesi ve makroekonomik disiplin vaadiyle yatırımcılar Türk varlıklarına temkinli bir dönüş yapmıştı. Ancak yeni siyasi belirsizlik bu çabaları riske atıyor. Türk hisse senetleri keskin düştü, sermaye çıkışı korkuları yeniden gündeme geldi. Siyasi gerilim devam ederse Ankara, döviz rezervleri üzerinde artan baskı, yükselen borçlanma maliyetleri ve azalan yabancı yatırımla karşı karşıya kalabilir. Ekonomi hâlâ yüksek enflasyon ve dış finansman ihtiyacına karşı son derece savunmasız durumda.”
Edgar Şar (IstanPol Eş-Direktörü; CEU Demokrasi Enstitüsü Araştırma Görevlisi): Rejim geçişi sürecinde muhalefet seferber olmalı
“Özgür Özel’in görevden alınması, Erdoğan bloğunun 2024 Mart yerel seçimlerini kaybetmesinden beri süren otokratik rejim geçişinin bir dönüm noktasıdır. Bu süreç Ekrem İmamoğlu ve yaklaşık yirmi CHP’li belediye başkanının hapsedilmesiyle ilerlemiş, şimdi de yargıyı araçsallaştırarak ana muhalefeti etkisiz hale getirmeye çalışmaktadır. İktidar bloğunun hukuken tartışmalı gerekçelerle eski, kendisine yakın bir liderliği geri getirmek zorunda kalması kendi zayıflığını ortaya koyuyor: Adil olmayan şartlarda bile sandıktan korkuyor. Bu, muhalefetin kurumsal kapasitesine ağır darbe vuruyor ve seçim öncesinde daha fazla adım atılması muhtemel.
Muhalefetin kalan gücü halk desteği olarak görülüyor. Çoğunluk otokratikleşmeye karşı. Bu çoğunluğun kendini ifade etme kanalı bulup bulamayacağı, muhalefetin yeni ve yaratıcı seferberlik stratejileri geliştirebilmesine bağlı.
Türkiye’nin seksen yıllık çok partili demokrasi geleneği, Rusya tarzı kapalı bir otokrasiyi zorlaştırıyor . Ancak bu mirasın ayakta kalıp kalmayacağı artık açık bir soru.”
Sinem Adar (SWP Türkiye Uygulamalı Araştırmalar Merkezi (CATS) Direktörü‘): Parti rekabetinden elit uzlaşmasına: Türkiye’nin değişen siyasi manzarası
“Mahkemenin Özgür Özel’i görevden alma kararı, CHP’yi zayıflatma kampanyasının son halkası olarak şekilleniyor. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasından beri parti büyük baskı altında. Ancak bu cüretli karar, aynı zamanda siyasi manzaradaki daha derin bir dönüşümü de ortaya koyuyor. Türk siyaseti, toplumsal kesimleri temsil eden partiler arasındaki kurumsallaşmış rekabetten, kişisel çıkarları merkeze alan elitler arası bir uzlaşma düzenine evriliyor.
Kılıçdaroğlu için parti ve kaynakları kontrol etmek asıl amaç. Erdoğan ve ittifakı için ise Ankara’nın belirlediği çerçevede hareket eden bir muhalefet güvence altına almak öncelikli. Seçmenlerin aleyhine işleyen, hâkimiyet arzusundan doğan bir elit paktı oluşuyor.”,
Gönül Tol (Orta Doğu Enstitüsü Kıdemli Uzmanı): Mutlak butlan’ kararı: Erdoğan’ın uzun süredir süren yargı zaptının zirvesi
“Türk mahkemesinin CHP liderliğini değiştirmesi, yargının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından siyasi rakiplere karşı bir araç haline getirildiğinin en açık ve son örneği oldu. Bu, yargının tarihsel olarak siyasallaşmış ama nispeten çoğulcu bir kurumdan, yürütme gücüne giderek daha bağımlı bir yapıya dönüştürülmesi sürecinin zirvesi olarak ortaya çıkıyor.
2010 anayasa referandumu, Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu (HSYK) yeniden yapılandırarak eski laik vesayet düzenini kırmak için ‘demokratikleşme’ olarak sunulmuştu. Ancak uygulamada bu reformlar, önce Gülen hareketi bağlantılı ağlara, daha sonra da bizzat AKP’ye yeni siyasi kontrol imkânları açtı.
2013 yolsuzluk soruşturmalarından sonra AKP-Gülen ittifakının çökmesiyle hükümet mahkemeler ve savcılık üzerinde agresif biçimde kontrolü yeniden ele geçirdi. 2016 darbe girişimi ise dönüm noktası oldu. Binlerce hakim ve savcı tasfiye edildi, tutuklandı veya görevden alındı; yerlerine hükümete sadık isimler getirildi.
2017-2018’deki başkanlık sistemine geçiş ise yürütmenin yargı atamaları ve disiplin mekanizmaları üzerindeki etkisini kurumsallaştırdı, güçler ayrılığını zayıflattı ve yargıyı siyasi kontrolün merkezi bir aracına dönüştürdü.”
* Editör : Leanordo Piccolo
İtalya Uluslarası Politika Enstitüsü Araştırma Görevlisi
Çeviren : Çağatay Arslan
Orijinal Bağlantı :
