Orbán’ın medya çorbasının zehri Macaristan’ın ötesine yayıldı: Neyse ki korkusuz, olguya dayalı habercilik hâlâ ayakta
4 hafta önce
Amerikan liderleri geçmişte de savaştan çıkış hayalleri kurdu. Nixon Vietnam’dan “onurlu barış” ile çıkmayı, Obama Afganistan’dan “sorumlu geçiş”i vadetti. Clinton yönetimi 1994 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde her askeri operasyonda “çıkış stratejisi” olmasını şart koştu.1998’de Gideon Rose, Foreign Affairs’te “çıkış stratejisi” yanılsamasını eleştirmişti: “Bu fikir, askeri müdahalelerin yeni bir mutfak yapmak gibi mekanik işler olduğu yanılgısını yaratıyor. Oysa bunlar sürtüşme ve belirsizlikle dolu stratejik mücadelelerdir.”
İran’la savaş daha yeni başlamıştı ki, çıkış yolu arayışı da hemen başladı. 28 Şubat’ta yani ABD ve İsrail’in bombalamaya başladığı gün “Özel Haber: Trump, İran’a Saldırdıktan Sonra ‘Çıkış Yolu’ Öneriyor” diye yazdı Axios. Ertesi gün Wall Street Journal editoryal kurulu “İran için ‘Çıkış Yolu’ Henüz Çok Erken” diye karşı çıktı ve Trump yönetiminin İran’ın askeri kapasitesini yok etmeden çıkış aramaması gerektiğini savundu. Diğer medya kuruluşları da kısa sürede bu metaforu benimsedi.
NPR: “İran Savaşı Sürerken Trump İçin Olası Çıkış Yolları Neler?” diye sordu. BBC ise “Trump’ın İran Stratejisi: Aynı Anda İki Çıkış Yolu Peşinde” diye haber yaptı . Bu pek tavsiye edilmeyen bir sürüş stratejisiydi.
The Times, Nisan başındaki ateşkesi “11. saat çıkış yolu” olarak tanımladı. Yani İncil’e göre son anda gelen işçilerin geldiği saat. PBS’in “Washington Week” programı ise geçtiğimiz hafta “Trump’ın İran Savaşından Çıkış Yolu Bulma Mücadelesi”ni tartıştı.
Bu oldukça çekici bir imge. Çıkış yolu, otobandan güvenli ve kolay bir çıkış anlamına geliyor; özellikle o otoban sizi umduğunuz yere götürmüyorsa çok cazip. Trafik sıkışıklığı, kaza ya da çukur çoksa bu “küçük gezi”de (Trump’ın İran çatışması için kullandığı ifade), hemen çıkış yolunu bulup normale dönmek ve savaşı geride bırakmak istemeniz çok normal.
Yönetim bile bu terimi kullanıyor. ABD’nin Orta Doğu özel elçisi Steve Witkoff, Mart ayındaki kabine toplantısında Trump’a “İran, yaptığınız güçlü tehdit sonrası bir çıkış yolu arıyor” dedi. Trump, İran liderleri Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmazsa ülkenin elektrik santrallerini “yerle bir edeceğini” söylemişti (açmadılar, o da yapmadı).
Teknoloji danışmanı ve etkili bir isim olan David Sacks ise Trump’ın zafer ilan edip “çıkması” gerektiğini savunuyor: “Çıkış yolunu bulmaya çalışmalıyız.”
Ama savaşta çıkış yolu nadiren sizi eski yollarınıza ya da eski dünyanıza geri götürür. ABD, savaş öncesi statükoya geri dönecek bir çıkış yolu bulamayacak. Bu çatışma haritaları değiştirdi ve artık bütün yollar yeni bir yere çıkıyor.
Savaş, İran rejiminin Amerikan yetkililerinin Venezuela’daki Maduro operasyonuyla mukayese edildiğinde beklediğinden çok daha dirençli ve yetenekli olduğunu ortaya koydu. İran sadece süpergüce karşı dimdik durduğu için cesaretlenmekle kalmadı aynı zamanda kırılgan tedarik zincirleri ve hayati dar boğazlara bağlı küresel ekonomide yeni bir kaldıraç gücü de kazandı.
Savaş, Amerikan silah stoklarını tüketti; başka krizlere karşı hazırlığını azalttı. Ucuz drone teknolojisinin modern savaşı nasıl değiştirdiğini ve maliyetleri nasıl artırdığını da gösterdi.
Çatışma, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ekonomik bir rüzgar getirdi; petrol gelirlerini artırdı ve yaptırımları gevşetti. Çin’in elini güçlendirdi ve bölgesel enerji piyasalarındaki etkisini genişletti, küresel nüfuzunu artırdı ve belki de kendi “küçük gezisi”ni (mesela Tayvan’da) yapma iştahını kabarttı.
Yirmi yıl önce ABD, Çin’e uluslararası sistemde “sorumlu paydaş” olması gerektiğini söylüyordu. Şimdi Trump ile Xi Jinping Pekin’de buluşurken, hangisinin bu unvana daha layık olduğu sorusu gündeme geliyor?
Savaş, Washington ile geleneksel müttefikleri arasındaki zaten zayıf bağları daha da kopardı ve Amerikan küresel liderlik iddialarını iyice zayıflattı. Trump’un NATO’dan de jure olmasa da de facto ayrılışı anlamına geldi. Kanada Başbakanı Mark Carney’nin bu yıl içinde uyardığı “küresel düzende kırılma” artık herkes tarafından görülüyor.
Trump’ın “sadece birkaç hafta sürecek” dediği savaşın üçüncü ayındayız. Sık sık “planın ilerisinde” diye övündüğü bir savaşdan söz ediyoruz. Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu son röportajlarında mücadelenin henüz bitmediğini işaret ediyor. İran’ın maksimalist talepleri yani Washington’dan tazminat, Hürmüz Boğazı’nda egemenlik, yaptırımların kalkması gerçek bir çıkış yolunun ne kadar uzak olduğunu gösteriyor.
Başkan Yardımcısı JD Vance’in (savaşın erken döneminde şüpheci olduğu söyleniyor) Iowa’da yaptığı konuşmada çatışmayı “küçük bir pürüz” diye azımsaması da ilginç bir not olarak kaydedilmeli. Savaşın pek bir şey ifade etmediğini söylemek, en aptalca çıkış yolu versiyonu olabilir. Malum Trump da çatışmayı “mini savaş” diye küçümseme eğiliminde.
Amerikan liderleri geçmişte de savaştan çıkış hayalleri kurdu. Nixon Vietnam’dan “onurlu barış” ile çıkmayı, Obama Afganistan’dan “sorumlu geçiş”i vadetti. Clinton yönetimi 1994 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde her askeri operasyonda “çıkış stratejisi” olmasını şart koştu.1998’de Gideon Rose, Foreign Affairs’te “çıkış stratejisi” yanılsamasını eleştirmişti: “Bu fikir, askeri müdahalelerin yeni bir mutfak yapmak gibi mekanik işler olduğu yanılgısını yaratıyor. Oysa bunlar sürtüşme ve belirsizlikle dolu stratejik mücadelelerdir.”
Çıkış odaklı olmak düşmana kararlılığınızın eksik olduğunu gösterir. İran’ın şu anda yaptığı gibi rakibiniz sadece bekler. Ayrıca çıkış stratejisi, ABD güçlerinin ayrılmasını operasyonun amacı haline getirir; başarıya ulaşmanın bir sonucu olmaktan çıkarır. Rose’un dediği gibi: “Asıl soru ‘nasıl çıkacağız’ değil, ‘neden girdik’ olmalı.”
Trump yönetimi İran’da buna net bir cevap veremedi.“Çıkış yolu” ise exit strategy’nin daha zayıf bir versiyonu. En azından exit strategy stratejik bir değerlendirme izlenimi verir. Ama siz sadece otobandan bir an önce çıkmak istiyorsanız, hangi rampa olursa olsun fark etmez.
Reuters’a göre yönetimin, istihbarat kurumlarından “Trump zafer ilan edip savaşı bırakırsa İran nasıl tepki verir” diye değerlendirme istediğinde şaşırmamak lazım. Trump “bir daha sonsuz savaşlar olmayacak” demişti. İran onun “her neyse savaşı” olabilir. Bugün herhangi bir çıkış yolu çok uzak görünüyor.
Başkan, İran’ın son talepler listesini “çöp parçası” diye niteledi, İranlı liderleri “aptal insanlar” olarak aşağıladı ve Nisan başındaki ateşkesin “cankurtaran” olduğunu söyledi.
Gelecek ay, Trump’ın “Operation Midnight Hammer” ile İran’ın nükleer programını yok ettiğini ilan etmesinin tam bir yılı olacak. Ama hâlâ, açıkladığı hedeflerin neredeyse hiçbirini gerçekleştiremedi ve İran’ı iddia edildiğinden daha güçlü bir jeopolitik konumda bırakma riski taşıyan bir savaşın içinde debeleniyor.
Trump’ın “kazandım” diyebileceği ve Obama döneminde imzalayıp ilk döneminde yırtıp attığı anlaşmadan “daha iyi” olduğunu söyleyebileceği günü kurtaran bir anlaşma bile, çatışmanın yarattığı zararı ve ortaya çıkardığı zayıflığı ortadan kaldırmayacak.
Savaşta çıkış yolları nadiren iyi işaretlenir ya da iyi asfaltlanır.
Yazar: Carlos Lozada (NYT Köşe Yazarı)
Çeviren: Çağatay Arslan
Orijinal Bağlantı: https://www.nytimes.com/2026/05/15/opinion/iran-war-off-ramp.html
4 hafta önce
1 ay önce
1 ay önce
1 ay önce
1 ay önce
1 ay önce