1 ve 2 Mayıs’ta aslında ne oldu? 

1 ve 2 Mayıs’ta aslında ne oldu? 

CHP elitleri AKP hakkında çok olumsuz ifadeler kullanıyor. Türkiye’nin başına gelmiş her kötü şey iktidarla ilişkilendirilmekte. 1 Mayıs’ta da benzeri bir tabloyla karşı karşıya kaldık. Hem AYM kararı örnek gösterilerek Taksim yasağının meşru olmadığı ileri sürülüyor hem de Taksim’e yürümüyor CHP. Benzer bir sorun 2 Mayıs’ı yorumlarken de karşımıza çıkmakta. 

1 Mayıs’ta ilginç bir gün yaşadı Türk siyaseti. Özgür Özel CHP’nin Taksim’e yürüyeceğine dair bir beyanat verdi. Halk Partisinin de katkı sunduğu emek bileşenleri İstanbul’daki bayram kutlamalarının Taksim’de yapılacağını ilan etti. Ancak başta Erdoğan olmak üzere hükümet yetkilileri Taksim’in gösterilere kapalı olduğunu bir kez daha vurguladı. 1 Mayıs sabahı herkes ne olacağını merak ediyordu. Acaba CHP liderliği gerçekten de Taksim’e yürüyecek miydi? Saraçhane’de toplanan ve kameralara poz veren parti heyeti yürümeme kararı aldı. Bazı sol gruplar polisle çatışmayı göze alarak ilerlemeyi denediler. Ancak ne ortada ciddi bir kitle motivasyonu ne de kararlılık vardı. Günün sonunda 1 Mayıs İstanbul’da kutlanamadı. Taksim’de olacağını vaat eden Özel ise fotoğraf çektirip Ankara’ya dönmekle yetindi. 

Siyasi iktidarının yasak kararında ısrar edeceği belli olduktan sonra neden yeni bir değerlendirme yapılmadığı sorusunun peşine düşmek gerekli. CHP liderliği kitlesini Taksim’e yönlendirebilirdi. Ama bu tercih katılımcıların polisle karşı karşıya gelmesine yol açacaktı. Böyle bir görüntü vermek istemiyordu parti elitleri. O zaman neden Taksim konusunda ısrarlı beyanlar verildi? 

NEDEN TAKSİM KONUSUNDA ISRARLI BEYANLAR VERİLDİ?

Soğukkanlılıkla ve taraflara mesafe bırakarak meseleyi tartışalım. 1 Mayıs AKP iktidarı döneminde resmi tatile dönüştü. Ayrıca Taksim’de daha önce de gösteri yapıldı. Yumuşamayı önemseyen siyasal iklimin bir göstergesi olarak pekala Taksim gösterilere açılabilirdi. Ama siyasi iktidar bu yolu tercih etmedi. AKP çevrelerine göre bazı sol gruplar Taksim sembolünü şiddet içeren bir marjinallikle kötüye kullanmakta. 1 Mayıs’ı ve Taksim’i önemseyen kesimlere göre ise Türkiye’deki demokratik kamuoyu emek bayramını Taksim’de kutlayacak olgunluğa sahip. Özel bu ikinci çizgi çerçevesinde siyaset yapıyor. Ancak bahsi geçen politik doğrultuyu örgütleme biçiminin emekçi kitlelerde hayal kırıklığına yol açtığı açıkça ortada. Bu bağlamda siyasi iktidarının yasak kararında ısrar edeceği belli olduktan sonra neden yeni bir değerlendirme yapılmadığı sorusunun peşine düşmek gerekli. CHP liderliği kitlesini Taksim’e yönlendirebilirdi. Ama bu tercih katılımcıların polisle karşı karşıya gelmesine yol açacaktı. Böyle bir görüntü vermek istemiyordu parti elitleri. O zaman neden Taksim konusunda ısrarlı beyanlar verildi? 

Bu örnek olay aslında Baykal, Kılıçdaroğlu ve Özel gibi siyasetçilerin yarattığı AKP algısıyla ortaya koydukları eylem biçimleri arasındaki farkı daha da dikkat çekici hale getiriyor. Kısaca sorun şu: CHP elitleri AKP hakkında çok olumsuz ifadeler kullanıyor.Türkiye’nin başına gelmiş her kötü şey iktidarla ilişkilendirilmekte. Söylemdeki sertliğe karşı eylem tarzı ise oldukça itidalli. Seçimlere katılma ve AYM başvuruları CHP’nin parlamenter siyasetinin başlıca araçları. 1 Mayıs’ta da benzeri bir tabloyla karşı karşıya kaldık. Hem AYM kararı örnek gösterilerek Taksim yasağının meşru olmadığı ileri sürülüyor hem de Taksim’e yürümüyor CHP.

İktidar ve ana muhalefet partileri arasında gelişecek karşılıklı ikna süreçleri Türk demokrasisi için büyük bir şans olacaktır. Ancak bu yol tercih edilecekse AKP ve Erdoğan eleştirilerinde dozun düşürülmesi gerek. Çünkü iktidarı olumsuzlayıp sonra onla masaya oturduğunuzda insanlar sizi tutarsızlıkla ve eksik muhalefetle suçlayabilir.

KARŞILIKLI İKNA SÜREÇLERİ TÜRK DEMOKRASİSİ İÇİN ŞANS OLACAKTIR

Benzer bir sorun 2 Mayıs’ı yorumlarken de karşımıza çıkmakta. Erdoğan ve Özel’in görüşmesi ve daha sonra da görüşecek olması Türk demokrasisi için çok olumlu. Demokrasi müzakere, iletişim ve diyalog demek çünkü. Ama bu noktada da bir söylem-eylem uyuşmazlığı var. CHP elitleri mevcut anayasaya uyulmadığını ileri sürüyor. Ama aynı zamanda yeni anayasa yapım sürecine kesin bir dille karşı çıkmamaktalar. Bu tavır içeriği ve süresi belli olmayan bir müzakere sürecine gönüllü bir şekilde katılma anlamına gelmekte. 

Peki, ne yapmak lazım? “AKP’yle müzakere edilmez mücadele edilir” diyen Kılıçdaroğlu haklı mı? Tabii ki hayır. Demokratik siyaset pazarlık ve iknadan bağımsız bir şekilde ele alınamaz. İktidar ve ana muhalefet partileri arasında gelişecek karşılıklı ikna süreçleri Türk demokrasisi için büyük bir şans olacaktır. Ancak bu yol tercih edilecekse AKP ve Erdoğan eleştirilerinde dozun düşürülmesi gerek. Çünkü iktidarı olumsuzlayıp sonra onla masaya oturduğunuzda insanlar sizi tutarsızlıkla ve eksik muhalefetle suçlayabilir. 

Ezcümle, yeni bir siyasal iklimin oluşması sözlerin yumuşamasına ve sözlerle davranışlar arasındaki makas farkının kapanmasına bağlı.

Armağan Öztürk

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir