CHP'nin 2023 seçim yenilgisinin ardından değişim çağrısıyla ortaya çıkan ve Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu'nun öncülük ettiği hareket, mutlak butlan yargı kararıyla göreve getirilen eski yönetimin partiyi içinden çıkılmaz bir kaosa sürüklemesiyle karşı karşıya kaldı. Mutlak butlancı yönetimin, değişimci grubu parti yönetiminden tasfiye etme girişimlerini sürdürmesi ve parti üzerindeki fiilî hâkimiyetini devam ettirmesi üzerine değişimci grup, CHP'den ayrılarak hızla Yeni Parti'yi kurmak zorunda kaldı.
Yeni Parti'nin program ve tüzüğünün yayımlanmasının ardından, Özgür Özel liderliğinde kurulan partinin temsil ettiği değişim anlayışının içeriği ve kapsamı, demokratik muhalif siyasi ve akademik çevrelerde, tıpkı grubun ilk kez 2023 seçimlerinin ardından ortaya çıktığı dönemde olduğu gibi, yeniden tartışılmaya ve değerlendirilmeye başlandı.
Özgür Özel–Ekrem İmamoğlu hareketinin doğuşundan itibaren tartışmalar, "sorun" ve "ihtiyaç" soruları ekseninde sürdü. Başka bir ifadeyle, değişimin yalnızca kişilerin değişmesiyle sınırlı kalmaması; programatik olarak yeni bir siyasal zemine ve yeni açılımlara duyulan ihtiyacın nasıl karşılanacağı tartışması devam etti.
Değişimci yönetim, iki yıllık süreçte parti programını yenileme çalıştayları ve kurultay süreci gerçekleştirdi. Bu kapsamdaki tartışmalar eksilmedi. Ancak CHP'ye yönelik çok yönlü yargı operasyonları, çoğu zaman bu tartışmaların gölgede kalmasına neden oldu.
Buna karşın, Özgür Özel liderliğindeki CHP'de siyaset yapma tarzı, siyasetin toplumsallaşma kanallarının genişletilmesi ve otoriter iktidara karşı mücadelenin yürütülüş biçimi gibi birçok alanda olumlu ve geleceğe umut veren değişimler yaşandı. İktidarın siyaseti yalnızca parlamento zeminine hapsetme çabaları ise Özgür Özel'in benimsediği sokak siyaseti anlayışıyla önemli ölçüde boşa çıkarıldı.
CHP, bu süreçte yakın tarihinde görülmemiş bir başarıya Özgür Özel liderliğinde ulaştı. Toplumsal muhalefet hareketinin farklı kesimleriyle birlikte mücadele yürütmeyi ve demokratik siyasal muhalefetin farklı yapılarıyla ortak paydada dayanışma geliştirmeyi başardı.
Türk siyasetinde, alışılmış merkez siyaset anlayışının dışına çıkan yeni bir liderlik ve sokağı yeniden siyasetin meşru alanlarından biri hâline getiren yeni bir siyaset tarzı belirdi. Ancak bu süreç, programatik olarak yeni bir siyasal zemin oluşturulmasına ve geçmişle radikal bir kopuşu temsil edecek bir siyasi projenin geliştirilmesine dönüşmedi. Yeni Parti de değişim hareketinin başlangıçta yarattığı beklentiyi karşılayacak ölçüde kapsamlı bir programatik açılım gerçekleştirmiş değildir. Bununla birlikte, böyle bir beklentinin çeşitli nedenlerle ne ölçüde gerçekçi olduğu da tartışmalıdır. Her şeyden önce, zamanın doğru değerlendirilmemesi ve siyasal tercihler bu süreci sınırlayan önemli faktörler olmuştur.
Bu durum, parti içi demokrasi ve siyaset yapma tarzında belirgin farklılaşmalar bulunduğu gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır. Örneğin, milletvekili adaylarının belirlenmesi için beş, cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi için ise dört farklı yöntem öngörülmektedir. Ayrıca seçmen yoklaması ve ön seçim mekanizmaları daha ayrıntılı biçimde düzenlenmektedir. Bu düzenlemeler, aday belirleme süreçlerinde atama yönteminin ağırlığını azaltmayı ve süreçleri daha kurallı, şeffaf ve demokratik bir yapıya kavuşturmayı amaçlamaktadır.
Yine giriş bölümünde yer alan "Bu karar düzenini değiştireceğiz" başlığı altında ifade edilen, "Sadece iktidarı değil, devletin işleyişini değiştireceğiz" yaklaşımı dikkat çekicidir. Programın yalnızca hükümet değişikliğini değil, kamu yönetiminin işleyişinde daha kapsamlı bir dönüşümü hedeflediği vurgusu, CHP siyasal geleneği açısından önemli bir farklılaşmaya işaret etmektedir. Programda siyasetin toplumsallaşması ve halkla siyaset yapmak gibi yaklaşımlara güçlü yer verilmiş.
Programdaki bir başka dikkat çekici ve CHP'den ayrıştırıcı unsur ise "Türkiye İttifakı" vurgusudur. Yeni Parti; demokrasi ittifakı, Türkiye İttifakı ve ortak gelecek gibi kavramları programının merkezine yerleştirmektedir. Bu söylem CHP'nin son yıllardaki yaklaşımıyla uyumlu olmakla birlikte, Yeni Parti tarafından kurucu kimliğin temel unsurları olarak daha görünür biçimde sunulmaktadır.
Kürt sorununa programda ilk kez yer verilmesi
Yeni Parti programındaki en belirgin değişimlerden biri Kürt sorununa ilişkin yaklaşımdır. Öncelikle, CHP çizgisinde ilk kez sorunun adı açık ve net biçimde "Kürt sorunu" olarak parti programında yer almıştır. Bu durum, Özgür Özel döneminde Kürt sorununa ilişkin geliştirilen siyasetin kurumsal ve bağlayıcı bir düzeye taşınması anlamına gelmektedir.
Daha önce Kürt sorunu çeşitli rapor ve belgelerde yer almıştı. Ancak bu tanımlama, parti programında ilk kez doğrudan kullanılmıştır. Üstelik sorun, giriş bölümündeki "Düşünsel Temellerimiz ve Siyasal Kimliğimiz" başlığı altında kapsamlı bir politik çerçeve içinde ele alınmıştır. Dönemsel gelişmelere ilişkin değerlendirmeler ve çözüm önerileri de içeren bu yaklaşım, güçlü bir iktidar eleştirisi perspektifiyle ortaya konulmuştur.
Programda yer alan şu yaklaşım dikkat çekicidir:
"Barış, bizim için yalnızca çatışmanın olmaması değildir. Barış; yurttaşların birbirinden korkmadığı ve kimsenin birbirinden üstün olmadığı, farklı kimliklerin eşit saygı gördüğü ve hiçbir toplumsal kesimin kendisini devlet karşısında dışlanmış hissetmediği bir ortak yaşam düzenidir..."
Bu bölüm, Özel döneminde kayyımlar, ana dil, eşit yurttaşlık ve demokratikleşme gibi doğrudan Kürt sorunuyla ilişkili başlıklarda dile getirilen görüşlerin programatik bir çerçeveye taşınması olarak değerlendirilebilir.
Bu yaklaşım, Yeni Parti'nin "Türkiye'nin demokrasi ittifakını kuran ve temsil eden çağdaş sosyal demokrat bir parti" olma iddiasıyla da uyumludur.
Özetle, Yeni Parti'yi CHP'den ayıran temel unsur, ideolojik eksenden çok örgütsel model ve parti içi demokrasiye ilişkin düzenlemeler olarak görünmektedir. Bununla birlikte güncel politik başlıklarda kısmi değişim işaretleri verilmiş, politika alanlarının önemli bir bölümü CHP'nin son dönemde güncellenen programı kapsamında yer verilmiş.
Ancak evrensel sosyal demokrat parti kriterleriyle daha fazla uyumlu, politik değişime kapı aralayan bir yaklaşımın da güçlü işaretleri bulunmaktadır. Bu yönelim, Yeni Parti'nin kurumsallaşma süreci ve önümüzdeki seçimlere hazırlık döneminde daha belirgin hâle gelecektir.
Bu süreç, büyük ölçüde Özgür Özel'in seçmen kitlesini dönüştürme kapasitesi ve iktidarın baskılarına karşı göstereceği siyasal direncin niteliğiyle bağlantılı olacaktır. Yeni Parti'nin geçmişini aşma ve toplumsal dönüşüm yaratma kapasitesi, yalnızca kendi geleceğini değil, Türkiye siyasetindeki değişim dinamiklerini de belirleyecek temel unsurlardan biri olacaktır.

