Sosyolog dostum Ferhat Kentel ile Fikir Coğrafyası/Sosyoloji Dükkânı YouTube kanalında yaptığımız iki sohbette, Türkiye’de kimlikleşmenin travmatik arka planını, normatif bilinçdışı kavramı etrafında tartışmaya çalıştık. İlk sohbette ağırlık daha çok egemen politik kültürün tarihsel oluşumu, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devreden beka kaygısı, Türklük/Türkçe/Sünni-Müslümanlık eksenli normatif düzen ve imtiyaz meselesindeydi. İkinci sohbette ise bireysel narsisizmden kolektif narsisizme, devlet ve liderle kurulan narsisistik bağlara, başkalarının acısı karşısında duyarsızlaşmaya ve demokratik iyileşme imkânlarına geçtik.
Bu yazı, söz konusu iki sohbetin yerine geçmekten çok, ana hatlarını özetleyerek okurları sohbetlerin tamamını izlemeye davet etmeyi amaçlıyor:
- Sohbet (60 dak.): https://youtu.be/93BayzCPGRE
- Sohbet (64 dak.): https://youtu.be/M_b-6zpmk1U
Normatif bilinçdışı: Normal görünenin psiko-politik gücü
Normatif bilinçdışı kavramı, ilişkisel psikanalist Lynne Layton’ın çalışmalarından geliyor; kökleri ise Frantz Fanon’un sömürgecilik, ırkçılık ve ırksal bilinçdışı üzerine açtığı hatta kadar uzatılabilir (Fanon, 1952/2008; Layton, 2020). En kısa biçimiyle normatif bilinçdışı, içine doğduğumuz toplumda egemen olan düşünme, hissetme ve davranma kalıplarının farkına varmadan içselleştirilmesi ve “normal”, “doğal”, “asli” kabul edilmesi anlamına gelir.
Türkiye bağlamında düşündüğümüzde, Türklük, Türkçe, Sünni-Müslümanlık ve devlet merkezli yurttaşlık anlayışı toplumun geniş kesimleri için çoğu zaman açıklama gerektirmeyen normatif konumlar olarak işler. Anadili Türkçe olmak, Türk olarak tanınmak, resmî tarih anlatısının merkezinde yer almak veya devletle özdeşleşebilmek çoğunluk açısından genellikle bir imtiyaz gibi değil, “zaten olması gereken” doğal düzen gibi yaşanır (Paker, 2004, 2025a, 2025b).
Bu, elbette Türkiye’nin bütün sosyo-politik ve ekonomik sorunlarının yalnızca kimlik konumlanmaları üzerinden açıklanabileceği anlamına gelmez. Sınıf dinamikleri, sermaye ilişkileri, neoliberal dönüşüm, patriyarka, bölgesel eşitsizlikler ve uluslararası güç dengeleri elbette belirleyici faktörlerdir. Buradaki iddia daha sınırlı ama önemlidir: Türkiye’de kimlik şekillenmelerini, devletçilikle, Türk milliyetçiliğiyle ve travmatik tarihsel geçmişle dolayım içinde oluşmuş hegemonik bir normatif bilinçdışını hesaba katmadan anlayamayız.
Normatiflik, herkesin aynı şeyi düşündüğü ya da aynı sembole aynı anlamı yüklediği anlamına gelmez. Tersine, farklı sınıflar, bölgeler ve siyasal kesimler bu normatif çerçeveyi farklı biçimlerde yaşar, müzakere eder, reddeder ya da yeniden üretir. Ama tam da bu nedenle kavram önemlidir: Bazı kimliklerin, dillerin, tarih anlatılarının ve duygu repertuvarlarının nasıl merkezî hâle geldiğini ve diğerlerini nasıl ikincilleştirdiğini görünür kılar.
Travmatik tarihsel arka plan: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e beka kaygısı
İlk sohbette kullandığımız görsel, yıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu/Türkiye’nin toprak genişliğinin nasıl değiştiğini gösteriyordu. Bu grafik, Osmanlı’nın uzun süreli genişleme ve büyük güç olma döneminden sonra, özellikle 19. yüzyıl ve erken 20. yüzyılda yaşadığı hızlı toprak, nüfus, güç ve statü kaybını çarpıcı biçimde görünür kılıyor (Paker, 2004).
Görsel 1: Yıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu/Türkiye’nin toprak genişliğinin değişimi
Bu sert daralma, yalnızca jeopolitik bir kayıp değil, egemen politik kültür açısından büyük bir narsisistik yaralanma ve beka kaygısı kaynağı olarak da değerlendirilebilir. Vamık Volkan’ın seçilmiş travma kavramıyla söylersek, Sevr yalnızca tarihsel bir antlaşma değil, yok oluşun eşiğine gelmişlik duygusunu temsil eden kurucu bir travmatik işaret olarak işlev görür (Volkan, 2001). Kurtuluş Savaşı ise bu travmayı kısmen telafi eden seçilmiş zafer olarak egemen politik kültürde merkezi bir yer edinir.
Bu tarihsel duygu repertuvarı, Cumhuriyet’in kuruluşunda farklılıkların, azınlıkların ve özellikle Kürt meselesinin kolayca “bölünme”, “iç düşman” ve “beka” ekseninde algılanmasına zemin hazırladı. Böylece Türklük, Türkçe ve devlet merkezli yurttaşlık anlayışı yalnızca hukuki-siyasal bir tercih değil, aynı zamanda travmatik kaybı telafi etmeye çalışan savunmacı bir kimlik rejimi haline geldi (Paker, 2026e).
İmtiyaz: Normatif olanın görünmez avantajı
Normatif bilinçdışının en önemli boyutlarından biri imtiyazın görünmezleşmesidir. Anadili Türkçe olan ve kendisini Türk olarak gören çoğunluk, çoğu zaman kendi dilinin, kimliğinin ve tarih anlatısının merkezde olmasını bir imtiyaz olarak değil, normal hayat olarak yaşar. Oysa aynı toplumsal düzen, anadili Türkçe olmayan, kendisini Türk olarak tanımlamayan ya da resmî makbul yurttaş kalıbının dışında kalanlar için gündelik hayatın pek çok düzeyinde açıklama, savunma, gizlenme veya uyum baskısı yaratabilir (Paker, 2025a, 2025b).
Kürt meselesinde bu dinamik özellikle belirgindir. Anadilde eğitim, kimliğin tanınması, eşit yurttaşlık ve siyasal temsil talepleri, çoğunluk açısından çoğu zaman bir hak talebi olarak değil, merkezî konumun sarsılması olarak algılanır. Bu noktada eşitlik, demokratikleşme olarak değil, statü ve değer kaybı tehdidi olarak yaşanabilir (Paker, 2025c).
Bu çerçeve sınıf dinamiklerini dışlamaz. Tersine, sınıf kimliğin içinden geçer; ama kimlik, milliyetçilik, devletçilik ve normatif bilinçdışı da sınıfların içinden geçer. Türkiye’de farklı sınıflardan insanların büyük çoğunluğunun benzer devletçi-milliyetçi duygu repertuvarları içinde konumlanabilmesi, yalnızca sınıfsal analizle açıklanamayacak bir psiko-politik ortak zemine işaret eder.
Bireysel narsisizmden kolektif narsisizme
İkinci sohbette tartışmanın ağırlık noktası narsisizm meselesine kaydı. Narsisizm, gündelik dilde çoğu zaman “kendini çok beğenmek” anlamında kullanılsa da, psikanalitik açıdan daha temel olarak özdeğerin nasıl düzenlendiğiyle ilgilidir. Sağlıklı narsisizmde kişi kendisini değerli hissedebilir, başarılarından gurur duyabilir, eleştiriyi tümüyle yıkılmadan taşıyabilir ve başkalarını da ayrı, eşit değerde özneler olarak tanıyabilir (Paker, 2025d). Patolojik narsisizmde ise özdeğer daha kırılgandır; büyüklenme, sürekli dış onay ihtiyacı, eleştiriye tahammülsüzlük, hak edilmişlik duygusu ve empati daralması bu kırılganlığı telafi etmeye çalışır (Paker, 2026a).
Kolektif narsisizmde bu mekanizma grup düzeyine taşınır. Kişi kendi değer duygusunun önemli bir bölümünü ait olduğu milletin, dinin, devletin, cemaatin, cinsiyetin ya da başka bir kolektif kimliğin imajına yatırır. Böylece grup yalnızca sevilen veya önemsenen bir aidiyet olmaktan çıkar; kişinin kırılgan benliğini ayakta tutan bir dayanak haline gelir (Paker, 2026c, 2026d).
Bu nedenle güvenli Biz ile savunmacı Bizi ayırmak gerekir. Güvenli Biz, kendi grubunu severken başkalarının da eşit değerini kabul edebilir. Savunmacı Biz ise grubun istisnai, üstün ve yeterince tanınmamış olduğuna inanır; eleştiriyi bilgi ya da geri bildirim olarak değil, hakaret ve saldırı olarak yaşar (Cichocka, 2016; Golec de Zavala ve ark., 2009).
Ben-Biz narsisizmi ve tehdit döngüsü
İkinci sohbette kullandığımız görsel, bireysel narsisizm, iç gruba yönelik tehdit algısı ve kolektif narsisizm arasındaki döngüsel ilişkiyi özetliyordu (Paker, 2012).
Görsel 2: Ben-narsisizmi, Biz-narsisizmi ve dış gruplara yönelik negativizm döngüsü
Bu şemaya göre bireysel düzeyde narsisistik kırılganlık arttıkça ve iç gruba yönelik tehdit algısı yükseldikçe, kişi ait olduğu grupla daha yoğun ve savunmacı bir özdeşim kurabilir. Bu aşırı özdeşim, Biz-narsisizmini güçlendirir. Biz-narsisizmi güçlendikçe dış gruplara yönelik önyargı, ayrımcılık, öfke ve saldırganlık artar. Ancak döngü burada bitmez: Dış gruplara yönelen bu olumsuzluklar karşı tarafta tepki üretir; bu tepki de yeniden “gördünüz mü, gerçekten tehdit altındayız” duygusunu pekiştirir (Paker, 2026d).
Psikanalitik açıdan bu süreç, yansıtmalı özdeşim ile; sosyal-psikolojik açıdan da kendini doğrulayan kehanet mantığıyla okunabilir. Grup, kendi kırılganlığını ve saldırganlığını dışarıya yansıtır; ardından da dışarıdan gelen tepkiyi kendi tehdit algısının bir kanıtı olarak kullanır. Böylece kolektif narsisizm, tekil bir duygu patlaması değil, kendisini sürekli yeniden üreten bir savunma döngüsü haline gelir.
Devlet, lider ve baba figürüİkinci sohbette üzerinde durduğumuz bir başka eksen, devlet ve lider figürleriyle kurulan narsisistik bağlardı. Kırılgan bireysel ya da kolektif özdeğer, güçlü bir devletle ya da yüceltilmiş bir liderle özdeşleşerek kendini telafi etmeye çalışabilir. Bu durumda devlet yalnızca kurumsal bir yapı değil, iç dünyada koruyucu, cezalandırıcı, yüceltilmiş veya düzenleyici bir sosyal nesne gibi işlev görür (Aviram, 2005, 2009).
Liderler de kimi zaman baba figürü olarak idealleştirilir. Mustafa Kemal, Erdoğan, Öcalan veya başka kolektif önder figürleri farklı topluluklarda farklı biçimlerde bu işlevi görebilir. Mesele herhangi bir lideri sevmek, değerli bulmak ya da tarihsel rolünü teslim etmek değildir. Sorun, liderle kurulan bağın eleştirel mesafeyi ortadan kaldıracak, zihinsel yetileri ona devredecek ve demokratik olgunlaşmayı zorlaştıracak ölçüde mutlaklaşmasıdır (Paker, 2026b). Demokratik olgunlaşma, güçlü babalara duyulan mutlak ihtiyaçtan kısmen özerkleşebilme kapasitesini gerektirir.
Duyarsızlaşma, kötülük ve iyileşme
Türkiye’de hemen her toplumsal kesimin kendi travma anlatısı var: Osmanlı’nın çöküşü, Balkanlar ve Kafkasya’dan gelenlerin sürgünleri, Ermenilerin, Rumların ve diğer gayrimüslimlerin tasfiyesi, Kürtlerin inkâr ve şiddet deneyimleri, Alevilerin, solcuların, İslamcıların ve daha birçok kesimin yaraları. Fakat bu travmalar, birbirini dinleyen ve birbirinin acısını tanıyan ortak bir demokratik zeminde yeterince buluşamadı.
Duyarsızlaşma bu noktada yalnızca bilgisizlikten kaynaklanmaz. Başkasının acısını tanımak, bazen kendi kolektif masumiyet fantezimizi, devlet idealizasyonumuzu veya imtiyazlı konumumuzu sorgulamayı gerektirir. Bu nedenle inkâr, küçümseme, fail-mağdurun ters çevrilmesi ve disosiyasyon gibi savunmalar devreye girer.
İyileşme ise geçmişi unutmakla değil, hakikat, yas, eşitlik ve karşılıklı tanıma kapasitesini geliştirmekle mümkün olabilir. Bireysel düzeyde ilişkileri korumak, duygulardan kopmamak, medya maruziyetini düzenlemek ve küçük etik-politik katkıları küçümsememek önemlidir. Sosyo-politik düzeyde ise demokratik cumhuriyet fikri, tam da farklı acılar arasında verimli, saygılı ve sürdürülebilir bir ortak alan kurma ihtiyacına işaret eder (Paker, 2026f, 2026g).
x x x x x
Bu yazı, Ferhat Kentel ile yaptığımız iki düşünsel sohbetin yalnızca ana hatlarını özetliyor. Duygu sosyolojisi ile psiko-politik ve ilişkisel psikanalitik bir okuma arasında verimli bir temas alanı açmaya çalıştığımız bu konuşmalarda, normatif bilinçdışı, travma, imtiyaz, devletçilik, kolektif narsisizm, duyarsızlaşma ve demokratik yüzleşme başlıklarını birlikte düşündük. Bu karmaşık alan elbette tek bir çerçeveyle tüketilemez; ancak bu kavramlar bazı önemli katmanları görünür kılabilir.
Daha ayrıntılı bir tartışma için meraklı okurlar iki sohbetin tamamını izlemek isteyebilirler:
- Sohbet (60 dak.): https://youtu.be/93BayzCPGRE
- Sohbet (64 dak.): https://youtu.be/M_b-6zpmk1U
Ek not: Ferhat Kentel ile daha yakın zamanda “Narsisizm, Faşizm, Mizah” başlıklı bir sohbet daha gerçekleştirdik. Bu sohbet, otoriter rejimlerin neden mizaha tahammül edemedikleri üzerine odaklansa da, teorik arka planı aslında bu yazıda bahsedilen iki sohbete dayanıyor.
Kaynakça
Aviram, R. B. (2005). The social object and the pathology of prejudice. J. S. Scharff ve D. E. Scharff (Der.), The legacy of Fairbairn and Sutherland: Psychotherapeutic applications içinde (s. 227–236). Brunner-Routledge.
Aviram, R. B. (2009). The relational origins of prejudice: A convergence of psychoanalytic and social cognitive perspectives. Jason Aronson.
Cichocka, A. (2016). Understanding defensive and secure in-group positivity: The role of collective narcissism. European Review of Social Psychology, 27(1), 283–317. https://doi.org/10.1080/10463283.2016.1252530
Fanon, F. (2008). Black skin, white masks (R. Philcox, Çev.). Grove Press. (Özgün eser 1952)
Golec de Zavala, A., Cichocka, A., Eidelson, R. ve Jayawickreme, N. (2009). Collective narcissism and its social consequences. Journal of Personality and Social Psychology, 97(6), 1074–1096. https://doi.org/10.1037/a0016904
Layton, L. (2020). Toward a social psychoanalysis: Culture, character, and normative unconscious processes. Routledge.
Paker, M. (2004). Egemen politik kültürün dayanılmaz ağırlığı. Birikim, 184–185, 61–71.
Paker, M. (2012). Önyargı ve ayrımcılığa ilişkisel psikanalitik bir bakış. K. Çayır ve M. A. Ceyhan (Der.), Ayrımcılık: Çok boyutlu yaklaşımlar içinde (s. 53–61). İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Paker, M. (2025a, 1 Haziran). İmtiyaz psikolojisi bağlamında Türk-Kürt meselesi (1). Yeni Arayış.
Paker, M. (2025b, 19 Haziran). İmtiyaz psikolojisi bağlamında Türk-Kürt meselesi (2). Yeni Arayış.
Paker, M. (2025c, 5 Ağustos). Matematiğin kümeler teorisinden psikolojinin kimlik teorisine: Türkler, Kürtler, Türkiyeliler. Yeni Arayış.
Paker, M. (2025d, 18 Aralık). Narsisizm 1.0: Sağlıklı narsisizm. Yeni Arayış.
Paker, M. (2026a, 5 Ocak). Narsisizm 2.0: Patolojik narsisizm. Yeni Arayış.
Paker, M. (2026b, 13 Şubat). Narsisizm 2.3: Narsisistik ve psikopatik liderlik tarzları. Yeni Arayış.
Paker, M. (2026c, 12 Mart). Narsisizm 3.0: Kolektif narsisizme giriş. Yeni Arayış.
Paker, M. (2026d, 25 Haziran). Narsisizm 3.1: Kolektif narsisizmin mekanizmaları ve yeniden üretimi. Yeni Arayış.
Paker, M. (2026e, 22 Temmuz). Narsisizm 3.3: Kolektif narsisizmin Türkiye’deki yansımaları. Yeni Arayış.
Paker, M. (2026f, 21 Mayıs). Çılgınlaşmış bir dünyada ruh sağlığını korumak (1). Yeni Arayış.
Paker, M. (2026g, 29 Mayıs). Çılgınlaşmış bir dünyada ruh sağlığını korumak – 2: Bazı somut öneriler. Yeni Arayış.
Volkan, V. D. (2001). Transgenerational transmissions and chosen traumas: An aspect of large-group identity. Group Analysis, 34(1), 79–97. https://doi.org/10.1177/05333160122077730
Yazı Dizisi 10 yazı Narsisizm Murat Paker bu yazısı dizisi de narsisizmi, bireysel ruhsallıktan toplumsal yapılara, hatta günümüzün dijital ve yapay zekâ destekli benlik mimarilerine kadar uzanan bir süreklilik içinde, mesleki jargondan olabildiğince uzak durmaya çalışarak kavramsal olarak yeniden netleştirmeyi amaçlıyor. Tüm Yazılar

