Muhterem Yargımızın Cumhuriyet Halk Partisi’nin Kurultay’da yapılan seçimle göreve gelmiş yönetimini mutlak butlan kararıyla görevden uzaklaştırmasından sonra partiye atanan kayyumlar mevcut yönetimle uzlaşma yoluna gitmeyeceklerini her halleriyle belli etmelerine rağmen, partinin seçilmiş genel başkanı uzun süreler mücadelesini hukuk çerçevesi içinde sürdüreceğini ilan etti. Şimdi anlaşılıyor ki, belki de yeni bir parti kurmak daha iyi olacak. Gazetelerde yer alan haberlere inanmak gerekirse, faal ve hatta seçime girme imkanı olan partilerle temaslar başlamış bulunuyor. Yazılanlar doğruysa, herhâlde kısa bir süre sonra adını pek bilmediğiniz bir partinin birdenbire yükseldiğini, adını pek iyi bildiğiniz bir başka partinin ise yavaş yavaş haritadan silinmesine tanık olabiliriz. Böylece yerleşik bir partiyi haritadan silmek göreviyle iş başına getirildiği izlenimi yaratan yönetim de görevini tamamlamış olarak mutlu ve mutmain bir eda ile istirahate çekilecektir.

Bu olay sayesinde Türk siyasi hayatına ilişkin bir dersi daha öğrenmiş bulunuyoruz. Bir kısım milletvekilinin kendi seçmen kitleleri bulunmuyor. Bu kişiler kaderlerini şu veya bu başkanla yakın ilişki kurmalarına bağlıyorlar. Başkan kendilerini aday yapıyor ve göreve seçiliyorlar. Önseçime girseler aday gösterilme olanakları bulunmuyor.   Kendilerine adaylık bahşeden başkan görevden gidince, görevden gitmelerinin yaklaştığını kestirdikleri için, ne pahasına olursa olsun kendilerini seçecek kişinin görevde kalması, gitmişse de geri gelmesi için mücadele ediyorlar. Sanıyorum, malum partide eski yönetimi sahiplenenler genellikle başka koşullar altında seçilme şansı bulunmayanlar. Ancak burada hemen eklememe müsaade ediniz, bu dersi ben çıkardım. Belki de yanılıyorum. Yanılmış olmayı da gönülden isterdim.  Ama şu andaki görünüme bakarak böyle bir sonuca vardım.

Şimdi esas soruya gelelim.  Acaba Sayın Özel partisini kurtarmak amacıyla neden bu kadar vakit kaybetti? Karşısındakilerin niyetini okuyamamış mıydı? Ne de olsa, yeni bir partinin kurulması veya partiyi destekleyen kadroların bir başka partiye geçmesi vakit alır. Ardından yeni partinin aslında herkesin bildiği eski parti olduğunu halka anlatmak gerekiyor. İnsanların siyaset düzeyindeki bu karışıklığı hazmetmeleri, adını yeni duydukları partinin eski parti olduğunu anlamaları ve desteklerini ona göre yeniden şekillendirmeleri gerekiyor. Özetlemek gerekirse, insanların değişiklik olduğunu hissetmeleri, değişikliği özümsemeleri için vakit lazım.

Buna karşılık, insanların seçimle gelmiş genel başkanı aceleci davranmakla itham etmeleri de mümkün. Her şeye rağmen iyimserliğini koruyan bazı kimseler, uzlaşmanın mümkün olduğunu, genel başkanın uzlaşmadan kaçarak yüzyıllık partiyi heder ettiğini söyleyecek kadar isabeti tartışmalı değerlendirmelerde bulunabiliyorlar. Dolayısıyla, parti değiştirmekte pek aceleci davranmamak gerekiyor. Partinin kurtulabileceğini düşünenlerin bile artık yapılacak bir şey kalmadığına inanmaları gerekiyor.

Görüyorsunuz, parti genel başkanı da farklı yönde baskılara cevap vermek mecburiyetini hissediyor. Bunu yapmanın yolunun ne olduğu da görüldü. Bir yandan partiyi kurtarma arayışlarına devam ederken, diğer yandan da kuruluşun mümkün olmayabileceğini hesap ederek, bir B planı oluşturmak. Burada da karmaşık hesaplar devreye giriyor çünkü seçimlerin ne zaman yapılacağı kanunen belli olsa da, tarihin değiştirilmesi kapıları her zaman açık. Tarihin değiştirilmesi imkanının varlığı, kimin aday olabileceğini de belirliyor. Bütün bunlar önemli değil diyemezsiniz çünkü yeni kurulan bir partinin bir sonraki seçimlerde listede yer alabilmesi için ülkenin yarısından fazla ilinde teşkilatlanmasını tamamlamış ve il kongrelerini yapmış olması lazım. Rakibiniz seçim tarihini belirlemekte özgür olduğun göre, baskın bir seçim kararı vererek sizin formaliteleri tamamlamanıza imkan bırakmaması ihtimal dahilinde. Böylece parti kursanız da, seçimlere katılamayabilirsiniz. Dolayısıyla, katılma hakkını elde etmiş bir partiye geçmeniz daha uygun görünüyor.

Yine bileceksiniz. Son yıllara partilerimiz birleşerek seçimlere giriyor. Seçimde kazanması, yani barajı aşması kesin gözüken bir parti, barajı aşma olasılığı yüksek olmayan partilerin adaylarına kendi listesinde yer vererek o partilerin oylarını da kendi tarafına çekmeye çalışıyor. Bu da zaman gerektiren bir süreç. Genelde barajı aşması zor görünen parti kendisini ağırdan satmaya, mümkün olduğu kadar fazla milletvekilliği koparmaya çalışıyor. Tabii, o partiyi yanına almaya çalışan taraf da katkıyı küçümsemeye meyyal. Uzun görüşmeler ve bir sayı üzerinde anlaşmak gerekiyor. Bu süreçlerin gerçekleştirilmesi yeterli zaman bulunmasına bağlı.

 Bütün bunları düşündüğünüz zaman, ana muhalefet partisinin kurultayla göreve gelmiş liderinin başka bir partiye geçiş tartışmasını tam zamanında açmış olduğunu düşünebilirsiniz. Sanıyorum mahkemenin kayyum olarak atadığı eski genel başkanın herhangi konuda uzlaşmaya niyeti olmadığı, tercihlerini daha ziyade hükümeti memnun edecek biçimde kullandığı ve kullanmaya devam edeceği artık berraklık kazanmış bulunuyor. Dolayısıyla kimse genel başkanı uzlaşmadan kaçtı biçiminde suçlayamaz. Buna karşılık, eğer basında yer alan haberler doğruysa, hali hazırda seçimlere girme hakkını elde etmiş olmakla beraber, kamuoyunun yakından tanıma fırsatı bulamadığı bir partiyle anlaşmakla, yeni bir parti kurarak seçimlere katılamama ihtimalini de bertaraf etmiş olmaktadır.

Parlamento kısa bir süre sonra tatile girecektir. Tatil, seçmenin yeni partinin adını öğrenmesi, yeni siyasi tercihleri tanıması için gereken fırsatı vermiş olacaktır. Sık sık seyahat ederek geniş katılımlı toplantılar yapmayı başarabilen, böylece her vesile ile hem kendisinden hem de partisinden bahsettirmeyi beceren bir kişinin eline yeni partiyi tanıtmak için bir fırsat geçmiş olacaktır. Eski parti ise son günlerde tuhaf davranışlar sergileyerek geleceğe pek de ümitle bakmadığını adeta ilan etmektedir. Bir Cemevi’nde kurultay kararıyla genel başkan lehine tezahüratta bulunduğu tahmin edilen 63 kişinin kimliklerinin fotoğraftan tespit edilerek parti üyeliğinden çıkarılmaları konusunda girişimde bulunulması varlığını uzun süre devam ettirmek isteyen bir partinin yapacağı bir işi andırmamaktadır. Demokratik yaklaşım, aynı yere mahkemenin atadığı kadronun giderek destek istemesi, mahkeme kararlarına uymanın daha iyi olacağını, göreve gelen kadronun partiyi ileriye götürme gayreti içinde olduğunu söylemesini gerektiriyordu. Onun yerine otoriter yönetimlerin disiplinci davranışlarına başvurulmuştur.

Kamuoyunda, muhalefet partisinin yaşadığı iç karışıklığa iktidar partisinin sebep olduğuna ilişkin güçlü bir kanı var. İktidarın yargıyı denetleyebildiği, bazı yargıçların kendilerine verilen siyasi talimatları yerine getirdiği iddia ediliyor. Bu doğru ise, iktidar partisi neden böyle yapıyor diye de sorulabilir. Soruyu cevaplamak için bir oranda anket sonuçlarına bakmak gerekiyor. Son zamanlarda, hiç olmazsa bazı anketlerde, muhalefet partisinin iktidar partisinden fazla oy alacağına ilişkin değerlendirmeler yer alıyordu fakat aradaki fark pek de büyük değildi. Ana muhalefet partisi bir-iki puan gerilerse, iktidar partisi öne geçebilirdi. Böyle bir durumda insan düşünmeden edemiyor. Ana muhalefet partisi yargı kararıyla bir krize sokulursa, bir miktar gerileyecektir. Hatta, çok düşük yüzdede de kalsa, bir miktar muhalefet oyu, eski muhalefet partisinde kalabilecektir. Böylece ana muhalefetin oyu iktidar partisinin gerisine düşebilir. Farkın büyük olması gerekmiyor. Seçimi kaybetmesi muhalefette sarsıntılara yol açacak, belki de yeni bir kavganın başlamasıyla sonuçlanacaktır.

Acaba böyle bir düşünceden hareket ediliyor olabilir mi? Siz ne diyeceksiniz bilemem ama ben kesinlikle olmaz diyemiyorum. Sebebine gelince, Türkiye’de iktidarı seçimler meşrulaştırıyor. Son yıllarda seçimlerin yapılış biçimine bazı gölgeler düşmüşse de, seçmenin çoğu seçimlere inanıyor, iktidarın ancak seçimle değiştirilebileceğini düşünüyor. Dolayısıyla kimin kazandığı çok önemli. İktidarımız tedricen rejimin niteliğini değiştirdiği için iktidarda kalmaya özel önem veriyor, özen gösteriyor.

Ülkemizi önemli bir seçim/demokrasi sınavı bekliyor.

Odak Noktası 100 yazı Mutlak Butlan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ı "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) gerekçesiyle iptal etti ve Özgür Özel ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak kurultay öncesindeki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini karar kesinleşene kadar tedbiren göreve iade etti. Kararın öncesi ve sonrasında gelişmeleri yazarlarımız analiz ediyor. Tüm Yazılar