PKK'nin silahsızlandırılması sürecine ilişkin tartışmalar hızlandı. Kürt siyasi hareketinin hafta sonu Diyarbakır, Mersin, Van ve İstanbul'da düzenlediği Özgürlük Mitinglerinin ana gündemlerinden biri, sürece ilişkin çerçeve yasanın temmuz ayında mutlaka çıkarılmasıydı.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de hafta sonu aynı konuda açıklamalar yaptılar.

PKK'nin silah bırakmasını sağlayacak yasal düzenlemenin bir an önce Meclis gündemine gelmesi ve hızla yasalaştırılması gerektiğine dikkat çektiler. Yeni bir aşamaya geçildiğini ifade ettiler.

Sanki dört aydır oyalayan ve oyalanan iktidar partisi değil de ana muhalefetmiş gibi konuştular.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, ilk kez CHP'de olup bitenleri parti içi savaş olarak tanımladı.

Hafta sonu yapılan AK Parti Sapanca İstişare Toplantısı'nda hazırlanan yasa taslağının temmuz ayının ilk yarısında Meclis'e sunulacağı belirtiliyor. Ancak taslağın içeriği hâlâ açıklanmadı. Beklentiler oldukça farklı. İktidar partisinin, son anda oldubittiye getirerek yasayı çıkarması yönünde endişeler yaşanıyor.

Bugüne kadar muhalefet partilerinin, sivil toplumun ve akademi çevrelerinin katkısını almak için hiçbir girişimde bulunmayan iktidar partisi, son günlerde düzenlemenin hızla hayata geçirilmesi gerektiğini dile getiriyor. Muhalefete de destek çağrıları yapılıyor.

Anlaşılan, kamuoyuna yansıtılmayan bazı gelişmeler var. Bunlar, yasa çıktıktan sonra daha net biçimde ortaya çıkacaktır.

Bu hafta sonu Ankara'da İHD tarafından sınırlı sayıda davetlinin katıldığı bir çalıştay düzenlendi. Çalıştayda, uluslararası silahsızlandırma deneyimleri ışığında yeni süreç anlamlandırılmaya çalışıldı. Ayrıca, sivil toplum ve hak örgütlerinin yeni çözüm sürecindeki sorumluluklarına ilişkin yol haritası tartışıldı.

İki gün süren çalıştayın uluslararası deneyim aktarıcıları, BM uzmanı Samara Andrade ile ABD'den Simon Yazgi idi. Her ikisi de Birleşmiş Milletlerin DDR programlarında, farklı 20 ülkede görev yapmış isimlerdi.

BM DDR Programı

Silahsızlanma süreçlerinde BM’nin mali ve uzman desteğiyle dünyanın bir çok ülkesinde BM’nin  DDR (Disarmament, Demobilization and Reintegration – Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon) programı uygulanıyor.  Program hükümetlerin resmî başvurusuyla ve çatışmanın veya savaşın taraflarının ortak mutabakatı uygulanıyor. .

DDR, silahlı çatışmanın nedenleri ya da sorunun siyasal çözümü üzerine değil; çatışma sona erdikten sonra eski savaşçıların güvenli biçimde sivil yaşama dönmesini amaçlayan bir süreçtir.

Program üç temel aşamadan oluşur:

Silahsızlanma (Disarmament): Eski silahlı grupların silah, mühimmat ve patlayıcılarının toplanması, kayıt altına alınması ve güvenli biçimde imha edilmesi ya da depolanması.

Terhis (Demobilization): Silahlı grupların veya orduların dağıtılması ve savaşçıların resmî olarak silahlı görevlerinden ayrılması. Bu aşamada kimlik kayıtları yapılabilir ve kısa süreli destekler (barınma, sağlık hizmetleri vb.) sağlanabilir.

Yeniden Entegrasyon (Reintegration): Eski savaşçıların toplumda kalıcı biçimde yer edinebilmeleri için eğitim, meslek edindirme, psikososyal destek, istihdam ve toplumsal uyum programlarının uygulanıyor.

DDR programlarının temel hedefleri şunlardır: Çatışmanın yeniden başlamasını önlemek, toplum güvenliğini artırmak, eski savaşçıların geçimlerini yasal yollarla sağlamalarına yardımcı olmak ve toplumsal barış ile uzlaşmayı desteklemek.

DDR süreçleri; Nepal, Çad, Sierra Leone, Liberya, Kolombiya ve Güney Sudan gibi çatışma sonrası ülkelerde farklı biçimlerde uygulanmıştır.

Çalıştayda ayrıca, çatışma yaşamış devletlerde güvenlik sektörünün yeniden yapılandırılmasını ifade eden SSR (Security Sector Reform) süreçleri de ele alındı. Birçok ülkede DDR ve SSR süreçlerinin paralel yürütüldüğü, bazılarında ise birbirinden bağımsız olarak uygulandığı aktarıldı.

 
Uluslararası Deneyimler Türkiye'ye Ne Kadar Uyuyor?

Çalıştayda dikkat çeken en önemli noktalardan biri, aktarılan uluslararası silahsızlanma süreçleriyle Türkiye'ye özgü PKK'nin silahsızlandırılması süreci arasında, mevcut aşama itibarıyla neredeyse hiçbir benzerliğin bulunmamasıydı. Ancak bu durum, ilerleyen dönemlerde benzer bir programın uygulanmayacağı anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, böyle bir ihtiyaç ortaya çıkabilir.

Bir diğer tespit ise, birçok ülkede uygulanan Birleşmiş Milletler DDR ve SSR (güvenlik bürokrasisinin yeniden yapılandırılması ve dönüşümü) programlarının Türkiye'deki sivil toplum tarafından yeterince bilinmemesi ve bu nedenle mevcut süreçle ilişkilendirilmekte zorlanılması oldu.

Ülkemizde BM'nin DDR ve SSR programlarına ilişkin bugüne kadar kapsamlı akademik ya da sivil toplum çalışmalarının yapılmamış olması da bu durumu açıklayan önemli nedenlerden biridir.

Bütün bunlara rağmen çalıştay, Türkiye açısından üç temel sorunun hayati önem taşıdığını daha görünür kıldı.

Bunlar; birincisi, sürecin hukukunu, kurumsallaşmasını, kurallarını ve yönelimini belirleyecek yasal çerçevenin netleştirilmesi; ikincisi, güven artırıcı tedbirlerin mutlaka alınması ve buna uygun siyasal yaklaşımların sergilenmesi; üçüncüsü ise silahsızlanma sürecine özgü yeni bir dilin geliştirilmesidir. "Tasfiye", "eski politikalara dönüş" ya da taraflarda "aldatılıyoruz" duygusunu güçlendiren söylemlerden özellikle kaçınılması gerektiği vurgulandı.

Çalıştayda ayrıca, Türkiye'de eş zamanlı yürütülen iki siyasal sürecin; yani PKK'nin silahsızlandırılması ile ana muhalefet partisinin yaşadığı sorunların aynı dönemde ilerlemesinin yaratacağı zorluklar da önemli tartışma başlıklarından biri oldu.

Silahsızlanma ile daha fazla otoriterleşme süreçlerinin birlikte yürütüldüğü Çad ve Uganda örnekleri paylaşıldı. Otoriter yönetimlerde de DDR programlarının başarılı biçimde uygulandığı örnekler bulunuyor. Bu ülkelerde silahlı güçlerin bir kısmı terhis edilmiş, bazı savaşçılar sivil yaşama kazandırılmış ve çatışmalar azalmıştır. Ancak çatışmanın tamamen sona erdiği örnekler oldukça sınırlıdır.

Bu anlamda dünyada birçok otoriter yönetim tarafında silahsızlanma programı tamamlan bilmiştir. Genel olarak BM’nin DDR programlarının tüm ülkelerde siyaset alanını dönüştürücü olmuştur.  Ama Türkiye’de ki gibi silahsızlanma programıyla ana muhalefet partisine yönelik sürekli operasyonların yapıldı örneği bulunmamaktadır.

DDR programlarının otoriter yönetimlere etkisi ise şu şekilde özetlenebilir: Bazı silahlı grupların sisteme entegre edilmesine katkı sunabilir; ancak siyasal sistemi demokratikleştirmesi, iktidarın yapısını ya da otoriter yönetim biçimini değiştirmesi tek başına mümkün değildir.

Bu nedenle, DDR programının başarıyla uygulanmasının yanı sıra daha uzun soluklu ve çok yönlü demokratik mücadelelere de ihtiyaç duyulmaktadır.

Tam da bu noktada çalıştayda, Kürt çatışmasının ürünü olan köy koruculuğu sistemi başta olmak üzere güvenlik bürokrasisinin de PKK'nin silahsızlandırılması (DDR) sürecine paralel biçimde güvenlik sektörü reformu (SSR) programına tabi tutulmasının kaçınılmaz olduğu; bunun özellikle köy koruculuğu gibi çatışma bölgelerinde görev yapan kamu görevlilerini de kapsaması hâlinde güven artırıcı önemli bir adım olacağı konusunda görüş birliği oluştu.

İHD'nin düzenlediği çalıştay, uluslararası deneyimler ışığında, yaklaşık yirmi aya yaklaşan süreçte yaşanan önemli gelişmelere rağmen aslında hâlâ başlangıç noktasında bulunulduğunu hatırlatan ve geleceğe dönük kapsamlı bir eğitim programı niteliği taşıdı.

Odak Noktası 38 yazı Yeni Çözüm Süreci Kürt sorununun barışçıl yollarla çözülmesi ve PKK'nın silah bırakıp kendini feshetmesi amacıyla MHP lideri Devlet Bahçeli'nin Ekim 2024'te DEM Partili vekillere uzattığı siyasi uzlaşı eliyle ve Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'teki silah bırakma çağrısıyla resmen fiili bir aşamaya geçilen diyalog ve barış süreci hakkında yazılar ve analizler. Tüm Yazılar