Eğer “eşitsizliği” “zengin fakir ikileminden” değil de “Türk-Kürt ikileminden” giderek anlamaya çalışırsanız karşınıza bambaşka bir tablo çıkar. Bu cümledeki eşitsizliğin “zengin-fakir ikilemi”, literatürde “dikey” eşitsizlik, “Türk-Kürt” ikilemi” de “yatay eşitsizlik” adı verilen bir alana denk düşer.  “Türk-Kürt” ikilemi dediğim de illa böyle ifade edilmesi de gerekmez ama anlamı, farklı toplum kesimlerinin ya da farklı kimlik gruplarının (ya da farklı bölgelerin) aralarındaki eşitsizliğe referans veren bir kavram olması.

Konuyu açmamdaki sebep de çözüm sürecini konuştuğumuz bugünlerde, yüzyıldır süren tartışmanın ekonomik temelleriyle ilgili bir saptama yapmak. Ola ki bu tartışmanın ekonomik eşitsizlik ayağını düşünen insanlar da olur aramızda. Çok kestirmeden söyleyeceğim. Benim Kişi Başına Milli Gelir (KBMG) istatistiklerinden (bu çalışma 2004-2023 yıllarını ve 12 İBBS bölgesini kapsıyor) giderek bulduğum sonuçlar şunları söylüyor:

1-Türkiye’nin en dezavantajlı bölgeleri Kürtlerin yaşadığı bölgeler ve bu bölgelerin içindeki şehirler),

2-Türkiye’nin bütün bölgeler içinde en ötekileştirilmiş ve en dışlanmış bölgeleri ve şehirleri Kürtlerin yaşadıkları bölgeler ve şehirler

3- Türkiye’deki yatay eşitsizliğe en büyük eşitsizlik katkısı veren bölgeler ve şehirler Kürtlerin yaşadıkları bölgeler ve şehirler.

Üstelik öyle anlaşılıyor ki bu durum bugünün durumu da değil. Bu tarihte de hep böyleydi. Kısacası Kürtler ekonomik olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin politikaları içinde başından beri- zaman zaman esnemeler yaşanmışsa da- hep dışlanmış bir toplum kesimi olmuş.

İlginçtir! Yine bizim çalışmamızdan çıkan iki ilginç sonuç daha var. Bunlardan biri 2004-2013 yılları arasında, yani AKP’nin ilk iktidar yıllarında yatay eşitsizlikte bir azalma görüyoruz. Yani Kürt bölgelerinin dışlanmışlığını azaltan bir dönem. Bu dönem Daron Acemoğlu’nun işaret ettiği AKP’nin daha demokratik davrandığı bir dönem. Kurumlarda iyileşmelerin olduğu, Kürtlerin yaşadığı bölgelere yönelik kamu yatırımlarının arttığı ve esas önemlisi AB Reformlarının hayata geçirildiği bu dönemde, demokrasi düzeyindeki bu iyileşmelerin Kürtlerin ekonomik gelirlerinin de artmasını sağladığı açıkça görülüyor.

Fakat ne oluyorsa oluyor bu dönem 2013’de sona eriyor ve AKP demokrasiden uzaklaşıp daha otoriter bir hatta yöneliyor. 2013’den önce kurumsal iyileşmeleri rafa kaldıran kararlar almaya başlıyor. Neredeyse ekonomide alınan kararların tümünü merkezileştiriyor. Bu dönüşün önemli sonucu ise gelirlerin hızla düşmeye başlaması oluyor. Ekonomide gerçekleşen bu ivme kaybı ise en çok da Kürtleri vuruyor. Kürtlerin kişi başına milli gelirdeki payları düşerken Türklerinki artıyor.

Ben kendini Türk hisseden ve her seferinde “Canım bu Kürtler de ne istiyorlar!” diyenlere düşünmeleri için bu bilgileri buraya taşıdım. Elimizi vicdanımıza koyalım. Toplumun 20-25 milyonluk bir kesiminin ekonomik koşulları toplumun en dibinde. Bu böyle devam etsin demek çok anlamlı bir seçim olmayacağına göre toplumun bir bütün olarak daha iyi ekonomik koşullara ulaşması için ne yapmalıyız diye düşünmek çok daha anlamlı bir yol olur.

Ama basına yansıyan ve önümüzdeki günlerde Meclis’e gelecek olan süreçle ilgili düzenlemeler böyle bir vicdani perspektife sahip değil gibi. Kürtlerin eşit vatandaşlık mücadelesine yukarıda anlattığımız yaratılmış eşitsizlikler perspektifinden bakıldığında onları anlamak ve onların mücadelelerine saygı göstermek gerekirken böyle bir perspektif çok kaba olur. Kaldı ki Kürtlerin asıl derdi ekonomiden çok kırılmış onurlarının tamiri. Türk tarafının ise bu tamir için gerekli üslup içinde sorunun rafa kaldırılmasını sağlamak.

Çok mu zor dersiniz!

Odak Noktası 38 yazı Yeni Çözüm Süreci Kürt sorununun barışçıl yollarla çözülmesi ve PKK'nın silah bırakıp kendini feshetmesi amacıyla MHP lideri Devlet Bahçeli'nin Ekim 2024'te DEM Partili vekillere uzattığı siyasi uzlaşı eliyle ve Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'teki silah bırakma çağrısıyla resmen fiili bir aşamaya geçilen diyalog ve barış süreci hakkında yazılar ve analizler. Tüm Yazılar