Dil, canlı bir organizmadır; zamanla yaşanan toplumsal olaylarla, acılarla ve siyasi kırılmalarla birlikte kabuk değiştirir. Kimi zaman en masum, en umut dolu kelimeler bile bir bireyin eylemleri altında ezilerek, o orijinal taze ruhunu kaybeder ve tamamen zıt bir anlama bürünür.
Albert Camus’nün yıllar önce uyardığı gibi, "bir kelimeyi yanlış adlandırmak, dünyaya talihsizlikler eklemektir." Bugün "arınma" kelimesinin yaşadığı o trajik dönüşüm de tam olarak budur.
Normal şartlarda bu kelime insana ferahlığı, dürüstlüğü ve içsel bir temizliği çağrıştırır. Ruhun dinlendiği, hatalardan ders çıkarılıp daha aydınlık bir yola çıkıldığı anların simgesidir. Ancak ne zaman ki siyasetin kirlenmiş koridorlarına, kişisel hırslara ve koltuk kavgalarına kurban edilir, işte o zaman o güzelim kelime de anlam erozyonuna uğrar.
Türkiye siyaseti ne yazık ki bu acı tecrübenin ilk kez tanığı değildir. Tıpkı yıllar önce "ak" kelimesinin saf, lekesiz ve berrak anlamının siyasi iktidar eliyle kirletilip, ülkenin üzerine çöken onca kriz, yozlaşma ve hukuksuzluk bagajıyla birlikte bambaşka bir anlama evrilmesi gibi; şimdi de benzer bir çürüme başka bir cephede yaşanmaktadır. İktidarın yarattığı tahribatla "ak" kavramının o temiz özünü tüketmesi neyse, bugün yaşananlar da dildeki bu kirli manipülasyonun tam bir kopyasıdır.
Cumhuriyet'in kurucu partisinin başına gelen onca hukuksuzluk ve siyasi yargı ortadayken; yaşananları "hukuki bir gereklilik" kisvesi altında savunmak, gerçeği görmezden gelmekten başka bir şey değildir.
Kemal Kılıçdaroğlu, bunca adaletsizliğe karşı çıkıp iradesine sahip çıkmak yerine, bu tablonun arkasına saklanarak kendi kişisel hırslarıyla o koltukta oturmaya devam ediyor. Bütün bu süreci kendi ikbali için kabullenen bu anlayış, ne yazık ki en büyük zararı yine bu ülkenin demokrasi mücadelesine veriyor.
Camus’nün belirttiği gibi, büyük siyasi yanılgılar cehaletten değil, gerçeğin gözünün içine bakmaya cesaret edememekten doğar. Kendi koltuğunu korumak adına partiyi düşürdüğü bu acıklı durumu görmezden gelmesi, siyasi tarih boyunca ibretle anılacak bir bencilliktir.
İşte tam bu noktada dillendirilen "arınma" söylemi, kulağa hoş gelen ucuz bir illüzyondan ibaret kalıyor. Yapılan parti ihraçları, partinin içine sokulduğu kaotik durum ve milyonların yaşadığı hayal kırıklığı düşünüldüğünde; o kelime artık temizliği değil, tam aksine derin bir tasfiyeyi ve kirlenmeyi işaret ediyor.
İnsan, o kelimeyi her duyduğunda içinde bir irkilme, tüylerinin diken diken olması halini hissediyor. Çünkü biliyor ki o kelimenin arkasına saklanan şey bir aydınlanma değil; aksine, Kemal Kılıçdaroğlu'nun koltuk hırsını ve savunulması imkânsız bir durumu meşrulaştırma çabasından başka bir şey değil.
Ancak bu tablonun tek sorumlusu elbette sadece o koltuğa sıkısıkıya sarılan irade değildir. Bu ucuz oyunlara dahil olan tüm o kadrolar, kendine dar alanda yeni bir ikbal sahası açıldığını sanan vekiller ve makam peşinde koşanlar da millete sırtını dönmüştür. Halkın vicdanını yaralayan bu hesapların elbette bir bedeli olacaktır.
Bugün kendilerine konforlu bir yer bulduklarını sananlar, günün sonunda yaptıklarını bu terazide tartmak zorunda kalacaklar. Adil terazinin dengesinin yanlış tarafında kaldıklarını fark ettiklerinde ise ne yazık ki çok geç olacak; tarih, bu ikiyüzlülüğü ve millete arkasını dönenleri asla affetmeyecektir.
Saf bir umut vaat eden bir kavram, işte tek bir adamın ve onun arkasındaki çıkar odaklı kadroların elinde bir günde korkunun, hırsın ve adaletsizliğin simgesi haline gelebiliyor.
"Arınma" artık bu coğrafyada hakikati arayanların değil, kendi koltuk hırsından başka bir şey görmeyenlerin sığınağı haline gelmiştir. Siyasetçiler sadece kurumları değil, ne yazık ki Türkçenin en güzel kelimelerini de rehin alıyor; tıpkı geçmişte "ak" kavramının içi boşaltıldığı gibi... Çünkü Camus’nün işaret ettiği gibi, gerçeği bükenler dünyaya ve siyasete her gün yeni bir talihsizlik ekliyor.
“Arınma”yı salın!
Odak Noktası 38 yazı Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi? CHP'nin kurumsal kimliğini ikiye bölen anketler ve hukuki krizlerin ötesinde; yargı kıskacına alınan muhalefetin, eski usul iç hesaplaşmaları bir kenara bırakıp demokratik iradeyi ve seçmen meşruiyetini koruyacak yepyeni, dirençli bir siyaset dilini inşa edip edemeyeceği tartışma konusu. "Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi?" odak noktasında bu gelişmeleri ele alan yazı ve söyleşilere yer vereceğiz. Tüm Yazılar

