Neden despotlar şehirlerden ve onları yöneten belediye başkanlarından nefret eder?
Donald Trump, ABD başkanlığına yeniden döndüğünden beri Amerikan şehirlerine karşı bir savaş başlattı. Trump yönetimi, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı’ndan (ICE) binlerce maskeli ve silahlı ajanı ülkenin dört bir yanındaki kent merkezlerine gönderdi; Ulusal Muhafızları Los Angeles, Washington D.C., Memphis ve Portland’a konuşlandırdı.
Belediyelere ayrılmış milyarlarca dolarlık altyapı fonunu geri çekerek uzun vadeli enerji ve ulaşım projelerini kaosa sürükledi. Yerel konut, evsizlik, gıda, enerji ve sağlık programları için federal fonları durdurdu ve bunları tamamen kesmekle tehdit etti.
Nüfus, yenilik, üretkenlik ve yaratıcılığın ulusal merkezlerine yönelik bu saldırılar, ABD tarihinde pek örneği olmayan bir durum. Ancak dünyada hiç de yeni değil. Liberalizm karşıtı liderler dünyanın her yerinde şehirleri hedef alıyor çünkü şehirler genellikle demokrasinin kalesi olarak işlev görüyor:
Halk muhalefetinin ve hareketlerinin verimli zemini, alternatif siyasi güç merkezleri ve otokratların karşı çıktığı kozmopolit çoğulculuğun somut örnekleri.
Trump yürütme gücünü pekiştirip muhalefet güçlerini iradesine boyun eğdirmeye çalışırken, Amerikan şehirleri hem federal baskının odağı hem de güçlü bir direniş gücü haline geliyor.
Birleşmiş Milletler’e göre 2050 yılına kadar her on kişiden neredeyse yedisi şehirlerde yaşayacak; Amerikalıların ise yaklaşık %80’i zaten şehirlerde yaşıyor. Kentsel alanlar sadece önemli siyasi mücadelelerin arka planı değil, aynı zamanda mücadelenin bizzat parçası haline geliyor. Dünyanın dört bir yanındaki belediye başkanları, ülkelerindeki liberal olmayan liderler ve seçilmiş otokratların hedef tahtasına oturdu.
Yerel liderlerin direnişi, kendi yetki alanlarında bireysel hakları, demokrasi normlarını ve sistemlerini korudu; seçilmiş otokratların iktidarlarını tam olarak konsolide etmelerini engelledi.
Amerikan şehirlerini seçilmiş liderleri de liberal karşıtı konsolidasyonun seyrini değiştirebilecek güce sahip olduklarını bilmeli.
BÜTÜN SİYASET YERELDİR
Çin ve Rusya gibi tam konsolide otokrasilerde şehirler, ulusal liderler için birer varlıktır. Rejim yanlısı belediye başkanları tarafından yönetilen bu şehirler, ekonomik büyümenin ve vergi gelirinin büyük kısmını sağlar; rejimin oligarklarını barındırır. Ancak bugün yükselen seçilmiş otokratlar, şehirlerin kendi değerlerini ve önceliklerini paylaştığını varsayamaz. Belediye başkanları, bu liderlerin iktidarlarını konsolide etme çabalarında siyasi bir tehdit oluşturabilir. Bunun bir nedeni, belediye başkanlarının seçmenleriyle kurduğu yakın bağdır. Dünya çapında yapılan anketler, yaşadıkları demokrasinin sağlığı ne olursa olsun, insanların ulusal liderlerden ziyade yerel liderlere daha çok güvendiğini gösteriyor.
Gallup’un 1970’lerden beri yaptığı anketler, Amerikalıların yaklaşık %70’inin yerel yetkililere güvendiğini, federal hükümete olan güvenin ise 1972’de %70’ten bugün %38’e düştüğünü defalarca ortaya koydu. Eurofound’un verileri de AB ülkelerinde yerel yönetimlerin ulusal hükümetlerden belirgin şekilde daha popüler olduğunu gösteriyor.
Bu dinamik küresel görünüyor: Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 2024’te 30 ülkede yaptığı araştırma, yerel hükümetlere ulusal hükümetlerden daha yüksek güven duyulduğunu buldu. Bu nedenle belediye başkanlarının liberal karşıtı liderlere ve ulusal seçimlerdeki adaylara sık sık meydan okuması şaşırtıcı değil.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, düşük gelirli kadın ve çocuklara yönelik programlarıyla popüler hale geldi ve 2028 seçimlerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a rakip olmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi tarafından aday gösterildi. Polonya’da Varşova Belediye Başkanı Rafał Trzaskowski, 2020 ve 2025 başkanlık seçimlerinde Hukuk ve Adalet Partisi’nin desteklediği adaylara karşı yarıştı. Bu parti 2015’ten beri medya ve yargı bağımsızlığı dahil denge ve denetim mekanizmalarını sistematik olarak yok sayıyordu.
Ulusal hükümetler bu meydan okumaları engellemek için mekanizmalarını devreye sokuyor. İmamoğlu’nun adaylığından birkaç gün önce İstanbul Üniversitesi belediye başkanının diplomasını iptal ederek başkanlığa aday olmasını yasal olarak engelledi. Ardından savcılar İmamoğlu’nu 142 suçla (suç örgütü, casusluk, gasp vb.) suçladı; toplam cezası 2.000 yıldan fazla hapis. Çeşitli haber kaynaklarına göre Erdoğan hükümeti benzer uydurma suçlamalarla 20’den fazla belediye başkanını tutukladı.Polonya’da devlet medyası Trzaskowski’yi 2020’deki ilk başkanlık yarışında “George Soros’a bağlı güçlü bir yabancı lobinin temsilcisi” olarak karaladı. Bir Polonya medya izleme örgütü, devlet yayınlarının %87’sinin Trzaskowski hakkında olumsuz, rakibi Andrzej Duda hakkında ise neredeyse %100 olumlu olduğunu tespit etti.
Venezuela’da Hugo Chávez döneminde Caracas’ın bir belediye başkanı olan Leopoldo López’in daha yüksek makamlara aday olması engellendi. Belediye başkanları ulusal makam için yarışmasalar bile seçilmiş otokratların öfkesini çekiyor. Mozambik’te 2023 yerel seçimlerinde iktidardaki Frelimo Partisi, muhalefet belediye başkanı Manuel de Araujo’yu oyların sayımını engellediği iddiasıyla (kanıt olmadan) tutuklattı. Bulgaristan’da Varna Belediye Başkanı Blagomir Kotsev’in Temmuz 2025’teki tutuklanmasına karşı kitlesel gösteriler, Başbakan Rosen Zhelyazkov’u şehirleri hedef almaktan vazgeçiremedi. Sofya’nın popüler pro-Avrupacı Belediye Başkanı Vassil Terziev’in belediye bütçesi kesiliyor ve şehrin denetimleri rekor hızda ve sıklıkla yapılıyor.
Liberalizm karşıtı bir hükümet altında muhalif belediye başkanı olmak tehlikeli olabilir. 2019’da Polonya’da Gdansk Belediye Başkanı Paweł Adamowicz, eşcinsel haklarını savunduğu için “ahlaksız” diye hedef gösterildikten sonra Noel kutlamasında bıçaklanarak öldürüldü. Analistler, saldırganın Hukuk ve Adalet Partisi’nin nefret dolu söyleminden etkilendiğini belirtti. Filipinler’de Rodrigo Duterte’nin altı yıllık iktidarında polis ve maskeli silahlılar yaklaşık 28 belediye başkanını öldürdü. Duterte, belediye başkanlarının gücünü iyi bilirdi; ulusal siyasete girmeden önce 20 yıl Davao City belediye başkanlığı yapmıştı.
DEMOKRASİNİN LABORATUVARLARI
Güvenilen ve popüler belediye başkanları, şehirleri demokratik kaleler haline getirerek seçilmiş bir otokratın iktidarını tam olarak konsolide etmesini engelleyebilir. Demokrasi şehirlerde doğdu ve hâlâ şehirler tarafından korunuyor. Atinalı devlet adamı Kleisthenes MÖ 500’lerde yetişkin erkeklere doğrudan siyasi güç veren reformlarla demokratik sistemi başlattı. Korint ve Sparta gibi bağımsız şehir devletleri bu formülü benimseyerek halkın sivil katılımının temelini attı. Seçilmiş otokratik sistemlerde görev yapan belediye başkanlarının çoğu (siyasi eğilimleri ne olursa olsun) günlük işlerinin bir parçası olarak temel demokratik işlevleri korur: protesto izinleri verir, ibadethaneleri korur, sivil toplumla iş birliği yapar, vatandaşların temel ihtiyaçlarına yanıt verir ve sıklıkla seçimleri denetler. Bazıları büyük kişisel risk alarak farklılıkları birleştiren sivil alanlar yaratır ve halka otoriter bölücülük taktiklerine karşı platform sunar.
2025’te Budapeşte’nin yıllık Onur Yürüyüşü ulusal yasayla yasaklanınca, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın hükümeti, yasağa rağmen etkinliği organize eden Belediye Başkanı Gergely Karácsony’a dava açtı. İspanya’da 2015’te kabul edilen ve insan hakları örgütlerinin “Susturma Yasası” diye adlandırdığı Ley Mordaza’ya karşı Barcelona Belediye Başkanı Ada Colau, şehir mülkiyetindeki binaları protestocular için yasal sığınaklara dönüştürdü.
En iyi halleriyle şehirler, merkezi hükümetin hayatları daha güvenli ve iyi hale getirebileceğini gösterir; bunu yaparken insanları yönetime dahil etmenin yeni yollarını yaratır. Gdansk şehri liseleri, gelecekteki iyileştirmeler üzerine öğrenci yarışmaları düzenlemek için fonluyor. İtalya’nın Bologna kentinde vatandaşların kamu parklarını ve terk edilmiş binaları ortak yönettiği iş birliği paktları, vatandaşların kentsel projeleri birlikte tasarladığı laboratuvarlar ve belediye bütçesini doğrudan tahsis ettikleri programlar var.
Dünyada birçok şehir “katılımcı bütçeleme” programları yürütüyor; vatandaşlar belediye bütçesinin bir kısmını kendileri karar vererek harcıyor.
Amerikalılar ve diğerleri, karmaşık ve tıkanmış ulusal bürokrasilerden uzaklaştıkça şehirler onlara demokrasinin yakından işlediğini gösteriyor. Bir şehir yönetiminin ilerlemesi (veya eksikliği) genellikle net şekilde görülebilir. New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani gibi iletişimde yetenekli belediye başkanlarına verilen halk tepkisi, seçilmiş otokratların arzuladığı kinizm, apati ve boyun eğmeye karşı küçük iyileştirmelerin bile güçlü panzehir olabileceğini gösteriyor.
GERİLEMENİN ENGELLERİ
Rakip merkezi hükümetler şehirleri doğrudan tehdit ettiğinde, belediye liderleri en kötü aşırılıklara karşı çıkabilir. Belediye başkanları, belediye kaynaklarını kullanarak merkezi hükümetin yağmacı eylemlerini kısıtlayabilir veya reddedebilir. 2019’da Birleşik Krallık’ta birçok belediye başkanı ve meclisi, İçişleri Bakanlığı göçmenlik görevlilerini yerel ofislerinden çıkardı ve belediye veritabanlarına erişimle sınırdışı listeleri oluşturmalarını engelledi. COVID-19 salgını sırasında Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro sosyal mesafe önlemlerini yasaklamaya çalışınca Rio de Janeiro ve São Paulo gibi büyük belediyeler kendi rehberliklerini yayınladı.
Belediye başkanları sıklıkla Liberallik karşıtı liderlerin yok etmek veya ele geçirmek istediği sivil toplum gruplarıyla iş birliği yapar. Varşova ve Polonya’daki diğer şehirler bu gruplar için kalıcı merkezler oluşturdu. Şehirler, barışçıl protestoları destekleyerek ulusal seçimlerde yönetici partilerin haksız avantajlarını aşacak kitlesel halk desteğini tetikleyebildi.
Macaristan’daki ulusal yasağa rağmen 2025 Budapeşte Onur Yürüyüşü’ne katılım normalin on katı oldu. Yüz binlerce kişi sokağa çıktı; Avrupa’dan davet edilen belediye başkanları ve heyetler, rejim yanlısı kolluk kuvvetlerinin şiddetini önlemek için protestocuları korudu. Analistler, bu açık meydan okumanın Orbán’ın “yenilmezlik aurası”nı kırdığını ve 2026’da Orbán’ı yenen rekor %80’lik katılımı sağladığını belirtiyor.
Varşova’da Trzaskowski, otobüs duraklarındaki dijital tabelaları kullandı, kadınların grevinde yürüyüşçülerle beraber yürüdü. 1989’dan beri Polonya hükümetine karşı en büyük protestolar, Hukuk ve Adalet Partisi’nin 2023 seçimlerindeki yenilgisinde büyük rol oynadı. Varna’daki Kotsev tutuklanmasına karşı protestolar, Bulgaristan’daki yönetici koalisyonun Aralık 2025’te çökmesine yol açan Ulusal protestoları tetikledi. Belediye başkanlarının önderlik ettiği protestolar ulusal hükümetleri devirmese kalıcı iz bırakıyor. Nikaragua’da Nueva Guinea Belediye Başkanı Denis Obando, 2012 yerel seçimlerinde Daniel Ortega’nın seçim makinesine karşı belediyesini örgütledi. Ortega oyları manipüle edince Obando ve destekçileri sokaklara çıktı, fiziksel oy pusulalarını kanıt göstererek hileyi ifşa etti. Leopoldo López 2008’de Chávez rejimi tarafından adaylıktan men edilince Amerikan Devletleri Örgütü İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitti ve Venezuelalıları Nicolás Maduro’nun seçimine karşı protestoya çağırdı. López yedi yıl hücre hapsinde kaldı ama Maduro rejimi karizmatik bir yerel liderin gücünün farkındaydı: savcılar López’i Venezuelalılara “subliminal mesajlar gönderip onları protestoya sevk etmekle” suçladı.
BELEDİYELER ARASI ÇOKTARAFLILIK
Küresel dünyada şehirler arası sınır ötesi iş birliği artık zorunlu. Doğrudan yabancı yatırım ve ticaret belediyelere iş yaratıyor; her şehir enerji fiyatlarını düşürme, daha temiz hava, salgınlara yanıt ve aşırı iklim olaylarına hazırlık gibi benzer zorunluluklarla karşı karşıya. Bu yeni durum yani belediyeler arası çok taraflılık genellikle en iyi uygulamaları paylaşmayı içeriyor. Otoriterlik yükseldikçe şehirler artık demokrasi gerilemesine karşı paralel stratejileri paylaşıyor ve ortak eylemlere katılıyor.
2019’da Bratislava, Budapeşte, Prag ve Varşova belediye başkanları “Özgür Şehirler Paktı”nı kurdu. Pakt, özgürlük, insan onuru, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü, sosyal adalet, hoşgörü ve kültürel çeşitlilik gibi ortak değerleri korumayı amaçlıyor. Bu Visegrad şehirleri ağı şimdi ABD dahil onlarca şehri kapsıyor.
Pakt şehirleri Rusya’nın Ukrayna’yı yasadışı işgali sırasında yardım koordine etti, malzeme gönderdi ve mültecileri kabul etti. Varşova Belediye Başkanı, Rus bombardımanından sonra Kiev’e jeneratörler gönderdi.
İmamoğlu tutuklandığında pakt, 24 önde gelen belediye başkanının imzaladığı dayanışma bildirisi yayınladı; bazıları İstanbul’a gitti. Bu belediye dayanışması Erdoğan hükümetinin “yozlaşmış casus” anlatısını deldi.
ABD belediye başkanları bu mücadeleye yeni katılıyor ama onlar da güçlerini seferber ediyor. Los Angeles ve birçok şehir, sınır dışı riski altındaki sakinleri koruyan gruplara fon ve kaynak aktarıyor. Boston, Chicago ve Philadelphia Trump yönetimini mahkemeye defalarca verdi; fon kesintilerini, göçmenlik uygulamalarını ve daha fazlasını başarıyla engelledi. Boston Belediye Başkanı Michelle Wu’nun Mart 2025’teki Kongre’deki tanıklığı, Trump’ın ikinci dönemi gündemine karşı erken resmi direniş örneklerinden biriydi.
ABD Belediye Başkanları Konferansı, gümrük tarifeleri ve ICE operasyonları hakkında açıklamalar yaptı. “Cumhuriyetçi, Demokrat ve Bağımsız; büyük ve küçük Amerikan şehirlerini temsil eden belediye başkanları olarak bugün birleşik bir sesle diyoruz ki bu kaos sona ermeli” açıklaması, Minneapolis’te iki protestocunun ölümü sonrası yapıldı.
Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, meslektaşlarını uyarıyor: Konuşmazsanız kendi şehriniz sıradaki olacak. Bass, Wu, Frey ve meslektaşları ateş altında hızlı öğrenmek zorunda kaldı. Ancak uluslararası muadillerinden geçmişte neyin işe yaradığını ve federal baskının ne olabileceğini öğrenebilirler. Önümüzdeki iki buçuk yılı atlatmak için Amerikan şehirleri birleşmeli. Belediye başkanları Ocak 2027’de yeni seçilen Kongre’ye başvurarak ICE operasyonlarını sınırlamayı ve kritik programlara fonu geri getirmeyi talep edebilir.
Trump görevi bıraktığında ABD Belediye Başkanları Konferansı ve Ulusal Şehirler Birliği, Macaristan Yerel Yönetimler Birliği’nden ders almalı. Orbán’ın halefi Péter Magyar zaferini ilan eder etmez yeni hükümetle yetki ve fonların iadesi görüşmelerine hazırdı. Sonuç olarak, temel hizmetler için gereken fonlar federal hükümetin elinde rehin tutulmamalı. Yine yurtdışından ilhamla ABD şehirleri vergi kanununda yaratıcı değişiklikler talep etmeli; federal gelir vergisinden daha fazla pay almalı. Varşova örneğin federal vergilerin yaklaşık %50’sini tutuyor; Brezilya şehirleri %22,5 oranında garanti pay alıyor. Belediyelerin bütçelerini yalıtmak, gelecekteki otokratların hedef alabileceği temel hizmetlerin korumasını sağlayacaktır.
Dünyada daha fazla insan şehirlere taşındıkça, illiberalizm yükseldikçe kent-ulusal mücadele küresel politikanın kalıcı bir özelliği olacak. Yakın gelecekte Liberallik karşıtı seçilmiş otokratların yönettiği ülkelerdeki belediye başkanları daha fazla baskı beklemeli. Ama o otokratlar nihayet devrildiğinde, özgürlük ateşini canlı tutan şehirler demokrasiyi yeniden inşa etmeye yardımcı olacak.
* Nina Hachigian
Çeviren: Çağatay Arslan
Orijinal Link: https://www.foreignaffairs.com/united-states/autocrats-worst-enemy

