2010’ların başlarında Türkiye’de bisiklet popüler hâle gelmeye başladı. Sosyal medyanın, özellikle Facebook’un kral yılları olması da buna çok katkı verdi. Caddebostan-Kartal bisiklet yolunda her akşama bir bisiklet grubu düşüyordu.  Perşembe akşamı çıkanlar kendine PAB yani Perşembe Akşamı Bisiklet grubu adını bile vermişti. Ben Çarşamba buluşan Pedalşör grubuna dahildim.  Bisiklete usulünce binmeyi “Mahsus” kod adlı Aydın’dan öğrendim. Aydın en iyi bisiklet markalarından biri olan Specialized’de çalışıyordu o zaman.  Mahsus ya da Aydın’ın bana söylediği söz aklımdan hiç çıkmadı:

“Abi bisiklet önemli değil, bisiklete binenin aksesuarı tam olmalı.”  Yine buna bağlı olarak kulağımda yer eden diğer söz, “çalışır durumda bir bisikletin sizi dünyanın öbür ucuna götüreceği” idi.  Bu iki bilgiyi birleştiren orta zekâlı biri bisiklete binerken kıyafetin ve ekipmanın önemini kenara yazar. 

Bisiklete binmek dışarıdan eğlenceli görünür ama yokuşu çıkmak, inişte sağlam kalmak, terleyip hasta olmamak, popoyu korumak, yazın yanmadan, kışın donmadan yol almak gerekir.  Kılıçdaroğlu’nun adamı olarak zaten sıfır puanla yola çıkan İnan Alp Akgül’ün  puanını eksi sonsuza düşüren beyanı ile gerçekten valinin halini tavrını mı hedefe koyduğundan emin değilim. Kendisi Kars vekili, Ardahan hakkında konuşmak ona mı kalmış? Ardahan’la Kars arasında Türkiye-KKTC ilişkisi mi var? 

Bu konu sayın Barbaros Şansal’ın sahasına girse de komplo teorisine göre Ardahan Valisi’nin şehrini parlatması Kars’a ekonomik zarar vermesin diye Kars vekili topa, pardon pedala girdi diyenler var.  Ben bu detayı bilmem. Kars’ı da Ardahan’ı da bankadaki kredi tahsis tecrübemden bilirim. Pek talihsiz yerler olarak sıranın sonunda kalmalarını anımsıyorum.  Küçük pastadan pay vermemek için Kars vekili kendine başka mecra bulamamış, bisikletin taytına dalmış. Neymiş, taytla gezilir miymiş? 

Alacaksın o vekili Red Kit’te at üstünde yaptıkları gibi bisiklet üstünde tüye bulayıp gezdireceksin. Tayt’a karşı dolmalık yaprak istiyor ya, tüy de aynı işi görür. Yine de olay doğuda ve 21. yüzyılda geçiyor. 19. yüzyıl vahşi batısı uymaz. 

Biz Kılıçdaroğlu’nun ekibi olarak zaten siyasetin de yanlış tarafında olan bu şahsı kumaş pantolonla bisiklete bindirelim.  Kondisyonu yokuşa yetmezse yokuş geldiğinde resmi hizmete mahsus araçla çıkmasına da müsaade edelim. Siyasetin yokuşunda nefesi zaten kesilmiş, resmi hizmete tahsisli araca binmiş. 

CHP’yi kayyum aracılığıyla ele geçiren kadronun parçası olmaktan sıkılmayan bir bünyenin bisiklete binmenin usulleri üzerinden feodalite övgüsü yapmasına şaşacak değiliz. Siyasetin feodalizminden farklı bir tavır beklemiyoruz. 

Olan bitenin iyi yanı, Türkiye’ye umut olan sol seçenekten ayıklananların ne denli hayırlı bir işe vesile olduğunu idrak etmekten geçiyor. Kendine ne derse desin değişimden yana olmayanların elekten düşmesi paha biçilemez bir kazanımdır. 

Bisiklet yolunda gerçek muhalefet de pedal çevirmesini bilecek. Taytlı valiye laf yetiştirip kumaş pantolonla siyaset yapmaya çalışanlar, yokuşu tırmanacak nefesi ve ekipmanı olmayanlar er ya da geç kenara çekilecek. Gerçek değişim, eski alışkanlıklara ve tayta takılıp kalmayanlardan, pedalı doğru yöne çevirenlerden gelecek. Türkiye’nin bisikleti de, siyaseti de bu sayede yol alacak.