İran ve ABD arasında sürekli değişen söylemler üzerinden yürüyen bir müzakere silsilesi var; ateşkes yine çöktü ve taraflar birbirlerinin mevzilerini yeniden vurmaya başladılar. Bir türlü nihai sonuç sağlanamıyor, pek çok aktör devrede, pek çok değişken sürece yansıyor. En başından beri sürekli söylediğim bir hususu tekrar etmek isterim; kanımca böylesi bir bölgesel ve küresel etkileri olan bir çatışmaya yol açan ve pek çok kavramı ve olguyu değiştiren bu savaş bir anlaşmayla bugünden yarına öylece bitmeyecek.
Tarafların birbirlerinden talepleri savaş öncesi bile kabul görmezken savaş sonrası bir mutabakat sağlanması imkânsız olmasa da çok zor. Savaşla kazanılmaya çalışılan ancak savaşla bile elde edilemeyen taleplerin müzakere masasında sonuca varması çok zor. Bence ara formüller, kısa ve orta vadeli ateşkesler, belirli anlaşmalar sağlansa bile İran ve ABD arasındaki bir mutabakatın uzun ömürlü olması, nihai bir barışla sonuçlanması ve sürdürülebilmesi imkansıza yakın.
Ali Hameneyi’nin bir hafta süren cenaze töreninde de görüldüğü üzere, savaş sonrası İran’da rejimin propaganda savaşıyla birlikte fazlasıyla radikalleşen bir kitle oluştu, sokaklar radikalleşti ve “intikam” ve “Rehber Ali Hameneyi’nin kan hakkını” istiyorlar. Bir kesim Trump’ın Türkiye’de kaldığı otelin füzeyle vurulmasını bile istedi. Bazı radikaller Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının etkisinin nükleer silahtan bile daha güçlü olduğunu düşünüyorlar ve kesinlikle geri adım atılmamasını istiyorlar. Bu kitle her türlü müzakereye ve anlaşmaya direniyor ve karşı çıkıyor. Bundan dolayı da İran’ın şu anki yönetiminin ABD ile bir müzakere zeminini oturtup radikal muhafazakâr tabanına ve radikal devlet kanadına kabul ettirebilmesi çok zor. İran rejimi nihai barış anlaşması konusunda radikal muhafazakâr tabanının rızasını kolayca üretemez.
İran rejiminin bir hafta süren Ali Hameneyi’nin cenaze törenindeki gövde gösterisinden hem iç kamuoyuna hem de dış kamuoyuna vermek istediği mesajları var. Rejim hem siyaseten hem devlet bürokrasisi olarak hem güç birliği olarak hem askeri olarak hem ekonomik olarak hem vekil örgütler üzerindeki etkinliği olarak ve sayılabilecek pek çok başka açıdan hala ayakta olduğunu, sokaklara topladığı kalabalıklarla hala toplumsal meşruiyeti olduğunu ve devlet aygıtının “bir ve bütün olduğunu” ortaya koymaya çalışıyor. Yeni Rehber Mücteba Hameneyi farklı kaygılardan dolayı cenazede yoktu ve şubat ayından bu yana görünmedi. Ancak Mücteba’nın olmamasına rağmen yine de cenaze töreni İran devletinin askeri, siyasi ve dini farklı kanatlarının en üst düzeyde katılımıyla gerçekleşti.
Ali Hameneyi’nin öldürülmesiyle birlikte karşımızda yönetim ve iktidar alanı paylaşımı olarak yepyeni bir İran var. Öncelikle simgesel gücünü bir yere kadar hala korusa da işlevsellik açısından yıpranmış ve asla İmam Humeyni ve Ali Hameneyi’nin zamanındaki gücüne erişemeyecek bir “Rehberlik” ve “Velayeti Fakih” makamı oluşmuş durumda. Üçüncü Rehber Mücteba Hameneyi’nin ortada olmaması, güvenlik kaygıları, dini yetkinliğinin sorgulanıyor olması, ülkenin idaresinde gerçekten ne denli müdahil olduğunun bilinmemesi gibi pek çok etken bu makamın “Karizmatik Liderlik” vasfını artık ortadan kaldırmış durumda.
Rehberlik/Velayeti Fakih makamının artık karizmatik ve son sözü söyleyecek güçte olmaması, farklı görüşlerde olan tüm devlet kanatlarını bir arada tutacak mutlak hakimiyete sahip olmaması, savaş sonrası İran’ın anayasal kurumlarının işlevsizleşmesi doğal olarak İran’daki güç ve iktidarın çeşitli odaklar arasında bölünmesine sebep oldu. Yani İmam Humeyni ve Ali Hameneyi dönemindeki gibi mutlak bir tek güç olan ve makro-mikro düzeyde her şeyi yöneten bir Rehberlik makamı artık yok. Güç şu an İran Devrim Muhafızları Ordusu, radikal dini Ayetullahlar, Devrim Muhafızları Ordusu kökenli radikal muhafazakâr siyasetçilerin ve istihbarat güçlerinin arasında bölünmüş durumda.
Savaşla birlikte İran’da artık “ılımlı” ve “muhafazakâr” tanımları tamamen değişmiş durumda ve her şey radikal unsurların denetimine girmiş bulunuyor. Böylesi bir “güç bölünmesi” radikal muhafazakâr kesimin içinde bile ülkenin bundan sonra nasıl yönetileceği konusunda derin görüş ayrılıklarına sebep oluyor. İran’da yepyeni bir liderlik kadrosu oluşuyor; daha sert, daha genç ve daha radikal unsurlar yönetimi ele geçirmiş durumdalar. İran’da oluşan “yeni nesil liderlik” aslında savaşın bitmesiyle birlikte daha zor günlerle karşı karşıya kalacak. Ülkenin içinde bulunduğu derin ekonomik krizin yönetilmesi, muhalif damarla kurulacak ilişki biçimi, yeniden halk ayaklanmalarının yaşanma ihtimali, içeride güç paylaşımının nasıl olacağı gibi pek çok sorun İran’ın geleceğini etkileyecek.
Bu tabloda karşımıza “Neo-İran Rejimi” Ortadoğu’da yürüyen savaşın gerçekten bitmesini istemiyor olabilir mi? sorusu çıkıyor çünkü İran rejimi şu an savaştan dolayı oluşan “olağanüstü hâl” koşullarından her anlamda faydalanıyor. Aynı şeyi 8 yıllık İran-Irak Savaşı döneminde de yaptılar ve savaşı kendi siyasi, kültürel, ekonomik, ideolojik, mezhebi, askeri vs. güçlerini sağlamlaştırmak için kullandılar çünkü 1979 İslam Devrimi’nden yeni çıkmış bir yönetim vardı. Şimdi de “Ali Hameneyi” sonrasında oluşan yeni bir yönetim ağı var.
Savaşın başlamasıyla birlikte İran rejimi “beka stratejisi” bağlamında sokağı radikalleştirdi, silahın gölgesi altında kendi taraftarlarını konsolide ettiği “ultra radikal” bir alan yarattı. Şu an İran sokaklarında radikal muhafazakâr tabanın mutlak hakimiyeti var; uzun yıllardır sokaklarda eylem yapan muhalif kesimin şu anki savaş koşullarından dolayı sokakta olabilmek gibi bir imkânı yok çünkü rejimin oluşturduğu sokağın yeni dinamiği onları sokaklarda barındırmaz, hatta yaşatmaz.
Ali Hameneyi’nin cenazesinde yapılan gövde gösterisini “İran halkı rejimin yanında” gibi eksik bir perspektifle okumak İran’ın geleceğine ve sokaklarına dair gerçeği yansıtmaz çünkü savaşın dayattığı şartlardan dolayı İran’ın içerideki muhalif damarı henüz son sözünü söylemiş değil. “İran halkı” sadece rejim destekçisi radikal muhafazakarlardan ibaret değil ve eğer savaş biterse rejim yeniden geniş muhalif halk protestolarıyla karşı karşıya kalabilir. Yani; yeni İran liderliği savaşın bitmesiyle birlikte sokaktaki radikal konsolidasyonunu zamanla yitirebilir.
Savaşın başlamasından bir ay önce ocak ayında patlak veren geniş halk isyanlarını gözden kaçırmamak gerekir çünkü külün altında bekleyen ve ilk rüzgârda yeniden alevlenebilecek bir muhalif yangın koru hala güçlü olarak varlığını sürdürüyor. Özellikle savaşın bitmesiyle birlikte İran liderliğinin karşı karşıya kalacağı ağır ekonomik krizin yönetilememesi ihtimali bile toplumsal ayaklanmalara neden olabilecek derinlikte çünkü İran şu an toplumsal patlamaya sebep olabilecek kadar vahim bir ekonomik darboğazda.
Daha önce de bahsettiğim üzere; Ali Hameneyi sonrası oluşan bir “Neo-İran Rejimi” var. Bu yeni sistemde oluşan bu “güçler ayrılığı”, iktidarı çeşitli gruplar arasında bölmüş durumda ve çeşitli kanatlar artık birer “karar verici güç odağı” haline gelmiş durumdalar. Savaşın bitmesi demek bu odakların güçlerini kaybetmeleri ve iktidarı zamanla yeni Rehber Mücteba Hameneyi’nin mutlak kontrolüne devretmek zorunda kalacakları anlamına geliyor. Birbirinden çok farklı fikirlerde olan farklı güç odakları bir türlü ortak bir fikir birliğine varmamak ve elde ettikleri yeni gücü kaybetmemek için direniyorlar çünkü devam eden savaşın büyük bir güç rantı da var. Mücteba Hameneyi şu an mutlak güçte bir liderlik vasfına sahip değil ve savaşın bitmesiyle oluşabilecek olası rejim içi güç savaşlarını önleyemeyebilir.
Son tahlilde, anlaşma veya ateşkes sağlanması teferruattır; İran’ın yeni iç dengeleri, bölük pörçük olan yeni liderlik yapısı ve çeşitli odakların menfaat çatışmaları savaşın bitmesini ve nihai barışa ulaşılmasını kısa ve orta vadede imkânsız kılabilir. Yani Ortadoğu’da savaş öylece bitmeyecek.

