Bazı yaralar vardır; insan onları anlatmaz, taşır. Üstelik çoğu zaman bedenin içinde değil, bakışın içinde taşınır bu yaralar. Çünkü insanın en kırılgan organı bazen kalbi değil, gözüdür. Göz yalnızca görmek için var olmaz; tanıklık etmek için vardır. Ve tanıklık, bazen iyileşmenin ilk bedelidir.
Aslı Erdoğan’ın metinlerinde sık sık hissedilen o ağır sessizlik tam da buradan doğar. Onun karakterleri yalnızca acı çekmez; gördükleri şeyi artık görmemiş gibi yapamazlar. Çünkü bazı travmalar yaşandığı anda değil, insan gördüğünü inkâr edemediği anda başlar. Psikolojide buna bazen “travmatik fark ediş” denir. İnsan yalnızca başına gelenle değil, gerçeği bir anda bütün çıplaklığıyla görmekle de parçalanır.
Travma çoğu zaman dışarıdan bir olay gibi anlatılır: kayıp, terk edilme, ihmal, şiddet. Oysa insan ruhunu en çok yaralayan şey bazen olayın kendisi değil, o an hissettiği yalnızlıktır. Kimsenin görmediğine inandığı bir acı, zihinde kapanmayan bir oda gibi kalır. Bu yüzden psikoterapide iyileşmenin önemli bir kısmı konuşmaktan önce “görülmekle” ilgilidir. Çünkü insan ruhu anlatılmayanı değil, tanık bulunmayanı taşıyamaz.
Belki de bu yüzden göz, psikolojik olarak yalnızca algının değil, bağ kurmanın da organıdır. Bir bebeğin dünyayla ilk ilişkisi annesinin gözlerinde başlar. Güvende olup olmadığını, sevilebilir olup olmadığını önce oradan öğrenir. Travma yaşayan insanların gözlerinde sık görülen o donukluk, bazen sinir sisteminin hâlâ tehlike geçtiğine ikna olamamasıdır. İnsan acıdan değil, sürekli tetikte yaşamaktan yorulur.
Ama iyileşme de yine gözle başlar. Bir gün biri size gerçekten baktığında… içinizde yıllardır kimsenin uğramadığı bir yere sessizce oturduğunda… sinir sistemi yavaş yavaş şunu öğrenir: “Artık yalnız değilim.”
İyileşmek geçmişi silmek değildir zaten. Asıl mesele, yaranın hayatın merkezinden çekilip hafızanın bir yerine yerleşebilmesidir. Çünkü bazı acılar geçmez; sadece insanın içinde başka bir dile dönüşür. Belki merhamete. Belki derinliğe. Belki de başkasının yarasını anlayabilme kapasitesine…
Ve insan bazen tam da bu yüzden hayatta kalır: Bir başkasının karanlığına bakıp korkmadan yanında durabilmek için. Çünkü bazı insanlar konuşarak değil, tanıklık ederek birbirini iyileştirir

