Eskiden hayat biraz daha yavaştı. İnsan ilişkileri de öyle. Mahallede oynayan çocukların peşinden sürekli mesaj atılmaz, konum paylaşılmazdı. Komşuya anahtar bırakılır, insanlar birbirine bu kadar şüpheyle bakmazdı. Elbette dünyanın kusurları o zaman da vardı ama sanki görünmez bir sözleşme vardı aramızda: “Birbirimize zarar vermeyiz.”

Bugün ise bambaşka bir yerdeyiz.

Anne babalar çocuklarını tek başına sokağa göndermeye korkuyor. Okula giden çocuğun telefonunu dakikalar içinde kontrol ediyoruz. Birine içimizi açarken iki kez düşünüyoruz. Hatta bazen biri bize fazla iyi davrandığında içimizden şu soru geçiyor: “Acaba bir çıkarı mı var?”

Samimiyetin yerini temkin, dostluğun yerini kontrollü yakınlık almaya başladı. İnsanlar artık yalnızca kırılmaktan değil; kullanılmaktan, yanlış anlaşılmaktan, manipüle edilmekten de korkuyor.

Peki insanlık neden böyle bir hale geldi?

Belki de cevabı düşündüğümüzden daha basit: Çünkü çok yorulduk.

Son yıllar yalnızca ekonomik ya da sosyal anlamda değil, duygusal olarak da ağır geçti. İnsanlar güvendiği kişiler tarafından hayal kırıklığına uğradı. İlişkiler hızlandı ama derinlik kaybetti. Sosyal medya sayesinde birbirimizin hayatını daha çok görür olduk ama birbirimizi daha az tanır hale geldik. Herkes görünür oldu ama çok az insan gerçekten yakın kaldı.

Bir başka mesele de sürekli tetikte yaşamak zorunda kalmamız. Haberler korkutucu, gündem yorucu, dünya belirsiz. İnsan zihni uzun süre güvende hissetmediğinde savunmaya geçiyor. Savunmada olan bir insan, doğal olarak daha şüpheci oluyor.

Aslında bugün yaşadığımız şey, insanlığın kötüleşmesinden çok; yaralanmış insanların çoğalması.

Bu yüzden artık kimse kolay güvenmiyor. Çünkü güvenmek biraz risk almak demek. Birine inanmak, kendinden bir parçayı savunmasız bırakmak demek. Ve birçok insan bunu yaptıktan sonra incindiği için kolay kolay güvenmemeyi tercih ediyor.

Ama yine de tamamen umutsuz olmak istemiyorum.

Çünkü bütün bu güvensizliğin içinde hala iyi insanlar var. Bir çocuğun elini güvenle tutan öğretmen, karşılık beklemeden destek olan bir arkadaş, zor zamanında sessizce yanında duran bir dost, işini gerçekten vicdanla yapan insanlar…

Belki dünya eskisi kadar güvenli hissettirmiyor. Belki biz de eskisi kadar saf değiliz. Ama yine de kalbimizi tamamen kapatmadan yaşamayı öğrenmek zorundayız.

Çünkü insan bazen bütün umudunu tek bir iyi insanda yeniden bulabiliyor.

Belki de mesele, herkese güvenmek değil; güvene değecek insanlardan vazgeçmemek.