Birkaç gündür aklımda.

Geçenlerde bir araştırma yaparken AKP'nin 14 Ağustos 2001'de Bilkent Otel'de yapılan kuruluş konuşmasının tam metnine ihtiyacım oldu. İlk refleksim internete bakmak oldu. Sonuçta Türkiye'nin son çeyrek yüzyılına damga vurmuş bir partinin kuruluş konuşmasından bahsediyoruz.

Ama şaşırtıcı bir durumla karşılaştım.

İnternette yaptığım araştırmalar sonuçsuz kaldı. Resmî AKP sitesinde aradım, ulaşamadım. YouTube'da konuşmanın birkaç kısa kesiti vardı ama tam metin yoktu. Bu metne sahip olabileceğini düşündüğüm insanlara ulaştım, sordum, araştırdım. Yine sonuç alamadım.

Sonunda bir haber geldi.

Konuşma metninin bir kitabın içinde yer aldığı söylendi.

Kitabı buldum.

Hüseyin Besli ve Ömer Özbay'ın kaleme aldığı, Yeni Türkiye Yayınları tarafından yayımlanan Bir Liderin Doğuşu: Recep Tayyip Erdoğan kitabında bu konuşmanın tam metnine ulaştım.

Açıkçası metni bulmak kadar, bu kadar önemli bir konuşmanın yıllar içinde neredeyse görünmez hale gelmiş olması da dikkatimi çekti.

Okumaya başladığımda karşıma çıkan tablo ise daha da ilginçti.

Demokrasi, özgürlükler, hukukun üstünlüğü, şeffaflık, parti içi demokrasi, kolektif akıl, lider sultasına karşı çıkış, Avrupa Birliği standartları, ifade özgürlüğü...

Bugün AKP'yi eleştirenlerin kullandığı birçok kavramın, 2001 yılında AKP'nin kendi kuruluş konuşmasında da yer aldığını gördüm.

Fakat asıl dikkatimi çeken şey, konuşmanın öncesinde yer alan başka bir bölümdü.

Kitapta Erdoğan'ın, AK Parti tüzüğüne neden dönem sınırlaması koyduklarını anlattığı bir bölüm bulunuyor.

Şöyle diyor:

"Ben, AK Parti'nin benimle var olmasından yana değilim."

Ardından milletvekilliğinde üç, genel başkanlıkta beş dönem sınırı koymalarını anlatıyor ve şu cümleyi kuruyor:

"Allah gecinden versin, ben ölürsem ne olacak? O zaman ne olacaksa koyduğumuz sürenin bitiminde de aynı durum olacak."

Sonra daha da dikkat çekici bir şey söylüyor:

"Karşımızda olanlar bile gerçekten söylediklerine sadık kaldılar desinler."

Bugün dönüp bu satırları okuyunca insan ister istemez durup düşünüyor.

Çünkü konuşmanın devamında da benzer bir ruh hâli var.

"Bugün lider oligarşisinin çöktüğü gün olarak tarihe geçecek."

"Lider diktatoryası oluşmayacaktır."

"Parti içi demokrasi egemen olacaktır."

"Şeffaf ve denetlenebilir bir siyasal örgütlenme modeli kurulacaktır."

"Diyaloğa, hoşgörüye açık, uzlaşmacı ve birleştirici bir dil kullanılacaktır."

"Avrupa Birliği üyeliğine evet diyoruz."

"Sevgili dostum, görüşlerine katılmıyorum ama onları ifade edebilmen için canımı bile vermeye hazırım."

Bunlar muhalefetin sözleri değildi.

Bunlar AK Parti'nin kuruluş konuşmasındaki sözlerdi.

Belki de bu yüzden bu metin önemlidir.

Çünkü bir siyasi hareketi en iyi anlatan şey rakiplerinin söyledikleri değil, kendi kuruluşunda verdiği sözlerdir.

Bugün geldiğimiz noktada ise tartışmalar bambaşka başlıklarda yürütülüyor.

Parti içi demokrasiden çok merkezi karar alma mekanizmaları konuşuluyor.

Kolektif akıldan çok tek kişinin siyasi ağırlığı tartışılıyor.

Uzlaşma dilinden çok kutuplaşma dili hâkim durumda.

Avrupa Birliği hedefinden çok Avrupa ile yaşanan gerilimler gündemde.

İfade özgürlüğü vaatlerinden çok gazeteciler, sosyal medya paylaşımları ve eleştirel seslere yönelik tartışmalar öne çıkıyor.

Kuruluş konuşmasında siyaset bir hizmet aracı olarak tanımlanırken bugün devlet ile parti arasındaki sınırların ne kadar korunduğu tartışılıyor.

Aslında Erdoğan o gün kürsüde 2002’de onlara kazandıran 3Y'yi de tanımlamıştı, adını koymadan.

Neydi 3Y? Yolsuzluk, Yoksulluk, Yasaklar

Hak kısıtlamalarından söz etti. Uluslararası finans kuruluşlarının kapısında dilenci gibi beklemekten söz etti. Açlık sınırının altında yaşayan insanlardan söz etti.

Bir yıl sonra bu üç tablo üç sözcüğe dönüştü: yolsuzluk, yasaklar, yoksulluk. Ve milyonlarca insan bu üç sözcüğe oy verdi.

Aradan yirmi üç yıl geçti. Bugün muhalefet aynı üç sözcükle iktidara saldırıyor. Tarihin bu kadar düzgün bir daire çizmesi nadir görülen bir şey.

Yasaklar başlığında ise muhalefetin cumhurbaşkanı adayı olarak gördüğü Ekrem İmamoğlu hakkında açılan davalar, tutuklanması, siyasi geleceğini etkileyebilecek hukuki süreçler, CHP üzerindeki yargı tartışmaları ve kurultay sürecine ilişkin ortaya çıkan mutlak butlan kararları gündemin merkezinde yer alıyor. Bir zamanlar vesayet düzenine karşı mücadele ettiğini söyleyen bir siyasi hareketin iktidarında bugün muhalefetin en büyük şikâyetlerinden birinin yargının siyasallaştığı iddiası olması da ayrıca dikkat çekici.

Yoksulluk başlığında ise tablo daha da çarpıcı. Kuruluş konuşmasında insanlar yoksulluktan, işsizlikten ve gelecek kaygısından söz ediyordu. Bugün de milyonlarca insanın temel gündemi aynı. Asgari ücret. Emekli maaşı. Kira fiyatları. Gıda enflasyonu. Gençlerin gelecek kaygısı. Bir zamanlar "uluslararası finans kuruluşlarının kapısında dilenci gibi beklemek bu milletin kaderi değildir" diyen siyasi hareketin iktidarında bugün vatandaşın önemli bir bölümü ay sonunu getirme hesabı yapıyor.

Yolsuzluk ile ilgili ironi daha büyük. Bugün ise kamu ihaleleri, 5'li çete tartışmaları, garanti ödemeler, Sayıştay raporları ve kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı üzerine bitmeyen tartışmalar gündemin bir parçası.

Belki de bu yüzden bu konuşma metni internette bulunması zor bir tarih belgesi olmanın ötesinde bir anlam taşıyor.

Çünkü bu metin, AK Parti'nin rakiplerinin değil, bizzat kendisinin Türkiye'ye ne vaat ettiğinin belgesidir.

Ben bu metni merak edenler için kaynakça paylaşacağım.

Bence herkesin okuması gerek. Yorumu ise size bırakacağım.

Çünkü bazen en ağır eleştiri yeni bir şey söylemek değildir.

Bazen en ağır eleştiri, yalnızca geçmişte verilen sözleri bugünün yanına koymaktır.

Ve insan sonunda şu soruyu sormadan edemiyor:

Söyleyen kişi aynı.

İktidar aynı.

Hatta parti aynı.

O halde o gün verilen sözler nerede?

Referans: Besli, H. ve Özbay, Ö. (t.y.). Bir Liderin Doğuşu: Recep Tayyip Erdoğan. Yeni Türkiye Yayınları. ss. 298-310.

Başak Yağmur Eray

2