Neden AK Parti, BJP olamadı?

Neden AK Parti, BJP olamadı?

Otoriterlikte ve çoğunlukçulukta dozun kaçması, AK Parti’nin BJP gibi seçmen desteğini rahatça korur durumda kalmasını engelledi. Ve her ne kadar AK Parti iktidarda kalsa da, metal yorgunluğu da artık tedavi edilemez boyutta gözüküyor.

Hindistan’da gelecek sene genel seçimler var. Narendra Modi’nin Bharatiya Janata Partisi, bugünlerde dört eyalet seçiminden üçünü kazanarak, 2024’e siyaseten özgüveni yükselmiş ilerliyor. Modi’nin lideri olduğu BJP; Madhya Pradesh, Rajasthan ve Chhattisgarh eyaletlerindeki seçimleri kazandı. Kuzey Hindistan’daki siyaseten bu güçlü üç eyaleti kazanmak ve özellikle de ikisini muhalefetteki Hindistan Ulusal Kongresi’nin elinden almak, BJP’nin elini oldukça güçlendiriyor. Bu sonuçlardan sonra, 2024 Nisan’ındaki seçimlerden Modi’nin rahat bir zaferle çıkması artık daha da muhtemel.

Türkiye’de ise, AK Parti’nin yerel seçimlerdeki başarısı BJP’nin Hindistan’daki “zafere rahat” ilerleyişi kadar garanti değil. Modi, 2014’ten beri iktidarda ve şu an %76’lık destek oranıyla, dünyanın ülkesinde en yüksek popülariteye sahip lideri.

Hindistan Başbakanı Modi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, birbiriyle sıkça karşılaştırılmış ve hakikaten de benzer yönleri olan liderler. Ancak Modi’nin Erdoğan’a göre, “devleti ele geçirmekte” geriden geldiği, Hindistan’ı avucuna Türkiye’nin alınabildiği kadar alamadığı öne sürülüyordu. Gelgelelim, her iki lider ve partileri iktidarda kalıcı olsalar da, Modi’nin popülaritesi ve seçimlerdeki “rahatlığı” daha yüksek oranda. Neden?

Öncelikle, Erdoğan ve Modi’yi benzer kılan özelliklerin bir üzerinden geçelim. Erdoğan da Modi de, mütevazı köklerden, “halkın içinden” geliyorlar. Modi, çocukluğunda ailesinin bir tren garındaki çay tezgâhında satıcılık yapmış ve “sıfırdan”, özellikle de hitabet gücüne yüklenerek yükselmiş bir isim. Ancak Modi ve Erdoğan’ın asıl benzerliği, izledikleri siyasi rota: Batı’dan özerk, ülkelerinin milli kültüründen köklerini aldıkları iddia ettikleri, dinin ana eksenini oluşturduğu bir politik söylem ve ideoloji oluşturdular. Her ikisi de, sadece dindar kitlelelere de oynamadı; ülkelerini kalkındıracakları ve ekonomik refah sağlayacakları iddiasıyla daha geniş kitlelelerin de desteğini aldılar. Her iki liderin de, ülkelerinin geçmiş mirasına atıfla oluşturdukları “tarihe yaslanan” milliyetçi bir söylemi var. Bununla beraber, her seçimi de ülkelerinin gelecek yüzyıllarına dair bir referanduma dönüştürmeyi de başarıyorlar.

Erdoğan’ın AK Parti’nin mutlak lideri olduğu gibi, Modi de BJP’ye tamamen hâkim. Her ikisi de, bir karar aldılar mı, o kararı uygulamakta sabırsız ve siyasi gücü merkezileştirerek, denge ve denetleme mekanizmalarından bağımsız hareket etmek istiyorlar.

Modi’nin Erdoğan’dan ciddi farkları da var ve belki de bu farklar, yüksek popülaritesini korumasını sağladı. Modi’nin hiçbir zaman ülkesinin kurucu değerleri ve yapısıyla bir derdi, mücadelesi olmadı. BJP, Modi’den önce de iktidar olmuş ve kökleri ülkenin kuruluş dönemine dayanan bir parti. Bu açıdan, AK Parti’den çok daha kurumsallaşmış ve ülke tarihinde köklenmiş bir parti. Herhangi bir şekilde, “karşı devrim” veya “yeni bir kuruculuk” iddiası yok. Diğer bir deyişle, Modi’nin “kültürel dönüşümü”, bir devrimmişçesine Hindistan’ın yeniden kurgulanmasını gerektirmiyor.

Son kertede, başkanlık sistemine geçiş ve bununla beraber aşırı merkeziyetçiliğin getirdiği yüklerin, devletin kurucu ideolojisi ve ilkeleriyle kavganın ve elbette ekonomideki başarısızlığın, “AK Parti’nin BJP gibi” olabilmesini engellediği söyleyebiliriz.

Dahası, Modi’nin dini siyasette yoğun biçimde kullanmasına rağmen, ülkenin laikliğini sorgulayan ve hatta anayasal varlığıyla kavgalı olan bir noktaya hiç gelmedi. Öte yandan, Hindistan ve Türkiye karşılaştırması yapanlar, kurumsal denetimlerin Hindistan’da çok daha güçlü olduğunu savunuyorlar. Bunun başlıca sebebi, Hindistan’ın federal yapıya sahip olması ve bu nedenle de, siyasi erkin merkezileşmesinin sınırlarının olması. Modi’nin gerçekten de, tüm gücüne rağmen, eyaletlerin başbakanları başta olmak üzere, farklı siyasi güç sahipleriyle sürekli müzakere etmesi gerekiyor. Hindistan’da 29 eyaletin farklı partileri, siyasi liderleri ve güçlerinin, sürekli siyasi diyalog ve pazarlık gerektirmesi, ülke politikasını da canlı tutuyor ve ülkenin bir “emir-komuta” zincirine girmesini engelliyor. Dahası her ne kadar ülkenin yüzde 80’i Hindu olsa da; çok farklı dil grupları, etnisite, dini ve kastlardan oluşan heterojen toplumsal yapı da, siyaseten “tek tipleştirilmeyi” ve “tek sesliliğin” empoze edilmesini imkânsızlaştırıyor.

Modi’nin Batı ile ilişkilerinde kavga konusu yapma veya Hindistan’ın tarihsel uluslararası ilişkilerini koparma gibi tavırları da olmadı. Yeni ilişkiler kurmak ve klasik ittifakların dışına çıkmayı hedefliyor Modi; ama eski ilişkileri de feda etmiyor. Onun döneminde gerçekten de Hindistan’ın uluslararası statüsü yükseldi ve ülke “süpergüç” seviyesine doğru istikrarlı biçimde ilerlemeye devam ediyor.

Ve Modi’nin Erdoğan’dan başlıca farkı, tüm sözlerini çok tartarak seçmesi ve polemiklerden uzak durması. Modi’nin ağzından sert sözler, hakaretler çıkması mümkün değil.

Elbette, bu karşılaştırma Modi’nin politikalarını övmek için değil: Modi yönetimindeki Hindistan’da Hindu çoğunluğu ön plana çıkaran ve yücelten milliyetçiliği, özellikle Müslüman azınlığın haklarını yok eden boyutta. Kaldı ki sadece ülkenin içinde değil, dışında da keskin politikaları var: son olarak, Kanada’da bir Sih ayrılıkçının Hindistan istihbaratı tarafından öldürülmesi ve ABD’de de benzer bir suikast düzenlenmeye çalışması, ülkenin uluslararası ilişkilerinde gerilim yarattı.

Modi ve partisi “metal yorgunluğu” emaresi göstermezken, Erdoğan ve AK Parti’nin iktidara tutunmalarına rağmen seçim zaferlerinde zorlandıklarını karşılaştırmalı düşünerek anlamaya çalışmaktı bu yazının amacı. Son kertede, başkanlık sistemine geçiş ve bununla beraber aşırı merkeziyetçiliğin getirdiği yüklerin, devletin kurucu ideolojisi ve ilkeleriyle kavganın ve elbette ekonomideki başarısızlığın, “AK Parti’nin BJP gibi” olabilmesini engellediği söyleyebiliriz.  Otoriterlikte ve çoğunlukçulukta dozun kaçması, AK Parti’nin BJP gibi seçmen desteğini rahatça korur durumda kalmasını engelledi. Ve her ne kadar AK Parti iktidarda kalsa da, metal yorgunluğu da artık tedavi edilemez boyutta gözüküyor.

Sezin Öney
Tüm Yazıları - Sezin Öney (hepsini gör)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir