Çözüm Süreci, önümüzdeki haftanın kritik gündemiyle birlikte en önemli kavşaklarından birine ilerliyor. PKK'lıların Türkiye'ye dönüşünü kolaylaştırması hedeflenen 15 maddelik çerçeve yasa teklifi, Çarşamba veya Perşembe günü Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) sunulacak. AK Parti ve DEM Parti heyetleri arasındaki müzakerelerin olumlu seyrettiği belirtilirken, taslakla ilgili Abdullah Öcalan'dan da destekleyici bir açıklama geldi.
Öcalan, taslağı 'bir kapı açma açısından başlangıç' olarak nitelendirerek, "Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz" ifadelerini kullandı. Kandil'deki eleştirilere rağmen Öcalan'ın bu perspektifini Mustafa Karasu aracılığıyla ilettiği öğrenildi. Karasu, Öcalan'ın taslak için "Eksik ve yetersizlikleri olabilir ama bir kapı açma açısından bir başlangıçtır" dediğini belirtti. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise Mersin'de yaptığı konuşmada, "Ne Türk kaybetti, ne Kürt kaybetti. 86 milyon kazandı, barış kazandı ve barış muzaffer oldu" diyerek uzlaşma mesajı verdi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek'in duyurusuna göre, yasa teklifinin Çarşamba ve Perşembe günleri Adalet Komisyonu'nda, Cuma günü ise Genel Kurul'da görüşülmesi planlanıyor. İYİ Parti dışındaki tüm partilerin komisyonda yasaya destek vermesi bekleniyor. İktidar, CHP ve diğer bazı grupların da desteğini önemsiyor. Muhalefet partilerinin bu konuyu diğer siyasi meselelerden ayrı tuttuğu ve mevcut siyasi tansiyonun dışında bir parantez açıldığı gözlemleniyor.
Yasanın Meclis'ten geçmesi, sürecin sadece bir adımı olacak. Yasanın yürürlüğe girmesi için örgütün silah bırakma sürecinin tamamlanması gerekecek. Yasa, devletin örgüte yönelik bir güvence sunarak, "Silahınızı boşuna bırakmıyorsunuz, yasa hazır" mesajını vermesini sağlayacak. Bu karşılıklı güveni pekiştirecek. Devlet, örgütün yasal güvenceyle tamamen silah bırakmasını bekleyecek. Bu süreçte, MİT ve TSK'nın sahada yapacağı tespitlerle oluşturulacak rapor, MGK'ya sunulacak. MGK'nın alacağı resmi karar doğrultusunda PKK'nın münfesih terör örgütü ilan edilmesiyle hukuki zemin oluşacak.
Bu kararın ardından altı aylık bir takvim işlemeye başlayacak. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve Irak, Suriye, İran ile Avrupa'daki PKK'lılar, örgütün feshedilmesi ve propaganda suçlarının düşmesiyle birlikte Türkiye'ye dönmeye başlayacak. Bu dönüşün Habur'daki gibi toplu olmayacağı, daha kontrollü bir süreç izleyeceği belirtiliyor. PKK'nın üst düzey yöneticilerinden yaklaşık 200 kişinin Irak'ta kalması konusunda ise bir uzlaşma olduğu ve bu kişiler için henüz bir dönüş takviminin olmadığı bilgisi paylaşıldı. Bu grubun, kendilerini daha güvende hissedecekleri ve Türkiye ile yakın ilişki kurmuş olan Talabani kontrolündeki bölgede kalması bekleniyor.
Hapishanelerde PKK ve KCK suçlarından hüküm giymiş ancak doğrudan öldürme eyleminde bulunmamış mahkumlar da yasadan yararlanacak. Bu sayı yaklaşık 5 bin olarak tahmin ediliyor. Geçtiğimiz aylarda cezalarının 30 yılını dolduran 1700'e yakın mahkumun peyderpey tahliye edildiği ve bu durumun Ceza Kanunu'ndaki bazı düzenlemelerle de desteklendiği belirtiliyor.
Abdullah Öcalan'ın durumuyla ilgili ise hukuki bir adım atılmayacak. Öcalan İmralı'da kalmaya devam edecek ancak örgütün tarihi dönüşümünü koordine edebileceği bir statüye sahip olacak. Kendisi ve yöneticilerle ilgili taslakta özel bir düzenleme olmadığını ve bunu onayladığını bildiği ifade ediliyor. Bu konuların, sürecin toplumsal kabulü ve PKK'nın fiilen ortadan kalktığının görülmesi sonrasına bırakıldığı belirtiliyor. Benzer şekilde, demokratik ve hukuki reformlar da Ekim ayında Meclis açıldığında TCK ve TMK'da yapılacak iyileştirmelerle gündeme gelecek. Kayyım uygulamasına yönelik adımların da bu yasal değişikliklere bağlı olduğu öngörülüyor.
Selahattin Demirtaş'ın durumu ise farklı bir boyutta ele alınıyor. Demirtaş, PKK veya KCK'dan mahkum değil, sadece tutuklu bulunuyor. Kobani Davası'ndan onaylanmamış bir cezası var. Demirtaş, bu yasal düzenlemenin dışında kalsa da, hakkındaki karar istinafta bozulursa veya AİHM kararı uygulanırsa serbest kalabilir. Demirtaş'ın özgürlüğü, Kürtlerin sürece olan güveni için bir gösterge olarak kabul ediliyor.
Özetle, çözüm sürecinin en çetin boğazından geçilirken, her iki cepheden de gelen "ihanet", "kandırılıyoruz" gibi seslere kulak tıkanarak ilerleniyor. Bu süreçte, Ortadoğu'daki çatışmalar ve bölgesel gerilimler de önemli sınavlar yaratıyor. Gazze'deki katliam, İsrail'in yayılmacılığı ve İran'la yaşanan gerilimler gibi olaylar, sürecin hassasiyetini artırıyor. Bu zorlu dönemde, "olmaz", "güvenme", "kandırılıyorsun" gibi aldatıcı seslerin artması bekleniyor. Tıpkı Odysseus'un deniz sirenlerinin şarkılarından korunmak için kendini direğe bağlatması gibi, bu aşamada da kulaklara balmumu tıkaç takarak ilerlemek gerektiği vurgulanıyor.

