Depremde esas sorun: Kontrolsüzlük ve sorumsuzluk

Depremde esas sorun: Kontrolsüzlük ve sorumsuzluk

Esas sorun, yozlaşmış bu sistemin kendisi. “Rantın en kaymaklısını ben yiyeyim, ama hiçbir sorumluluğum da olmasın, hiçbir zaman hesap da vermeyeyim. Bunun için de devlet erkini hep ben kontrol edeyim, başka kimse gelemesin, sonra foyalar ortaya çıkar.” Bu sistem kendi kendine çöktü ve aslında enkazın altında kaldı.

“Bu binanın ismini ve yerini bile bilmiyordum, orada hiç denetim yapmadım ama kâğıt üzerinde denetçi görünüyordum.” BBC Türkçe’den Fundanur Öztürk’ün bu çarpıcı cümleyle başlayan haberine göre, 75 yaşında diplomasını denetim şirketine kiralayan ve hiç inşaatlara gitmeden imzasıyla denetlediği binada 69 kişi öldüğü için yargılanan mühendis, adli kontrolle bırakılmış.

Özellikle belli bir yaşın üzerindeki emekli inşaat mühendislerinin ek bir gelir olarak başvurduğu ve para için risk üstlendiği bu yöntem, depremin üzerinden bir yıl geçmişken hala en sık başvurulan “denetim mühendisi” temini yollarından biri. Deprem davalarında da en sık karşılaşılan sanık çeşitlerinden, zira hemen her dosyada bir tane böyle bir “yaşlı, ilgisiz ilgili” var. Devletin emeklisi karşısında sorumluluğunu yeterince yerine getirmemesi, senelerce o devlete vergi ve sisteme sosyal sigorta primi ödeyen insanların emekli olduklarında tam rahat etmek yerine gelir yetersizliği nedeniyle hala çalışmak zorunda kalmaları ayrı bir yazının konusu olsun.

Bu yazıda bilindik tekrarlara kaçmadan sorunun gerçek nedenini konuşalım. Devlet, sorumluluğunu yerine getirmedi, getiremedi. Kimi zaman bizim devletin müdahale isteği olsa bile belli bir seviyeye kadar iş yapabilme, yeterince organize olamama ve kapasitesizliğinden kaynaklanan, kimi zaman ise açık kötüye kullanma, rant bölüşümü ve açgözlülükle açıklanabilen suç fiiliyle ilişkili olarak ne deprem öncesi ne de depremden sonra hemen hiçbir devlet sorumluluğu tam manasıyla yerine getirilmedi.

Kahramanmaraş bölgesinde AFAD kontrolündeki 250’den fazla deprem ölçüm cihazından yalnızca ikisi sinyal verebilmiş. Ya verilen sinyaller, sonuçlar açıkça devlet sorumluluğunu artırıcı etki göstereceğinden kamudan ve mahkemelerden gizleniyor ya da gerçekten özensiz ve hatalı montaj ve yetersiz koruma gibi nedenlerle sinyal veremedi. Nedeni ne olursa olsun, sadece bu sonuç bile AFAD Başkanının istifa etmesine yetecek bir kusur ama ne gezer?

Asıl failler yargılanması izne tabi olanlar

Devlet, sorumluluğunu yerine getirmedi, getiremedi. Kimi zaman bizim devletin müdahale isteği olsa bile belli bir seviyeye kadar iş yapabilme, yeterince organize olamama ve kapasitesizliğinden kaynaklanan, kimi zaman ise açık kötüye kullanma, rant bölüşümü ve açgözlülükle açıklanabilen suç fiiliyle ilişkili olarak ne deprem öncesi ne de depremden sonra hemen hiçbir devlet sorumluluğu tam manasıyla yerine getirilmedi.

DEVLET SORUMLULUĞUNU YERİNE GETİRMEDİ

Göz göre göre, altı su olduğu bilinen ya da alüvyonlu araziyi rant gerekçesiyle iskana açan belediyeler ve başkanları, o belediyeleri “vatandaşın konut talebi var” diye sıkıştıran iktidarlar, Belediye meclislerine meclisin işinin %80 iskan konusunda tartışma ve oylama yapmak olduğunu bilerek seçilen, görev sürelerince rant karşılığı bu işi yapan ya da suiistimale göz yuman Belediye Meclis üyeleri, o belediyedeki imar-iskan müdürleri, kontrolden sorumlu mühendisler, hem belediyeleri hem de yapılan inşaatların genel koordine ve kontrolünden sorumlu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilileri, hepsi baştan aşağı sorumlu.

Yargılanan bir tane devlet yetkilisi var mı? Yok! O niye? Çünkü 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’a göre tümünün yargılanması izne tabi de ondan. Peki, izin verilmiyor mu? Hayır, bugüne kadar 6 Şubat depremlerinden ötürü yargılanmasına izin verilen tek bir memur yok. Devlet, memurunu koruyor. Bir adım daha gidelim, o neden mi? Tek bir memurunun yargılanmasına izin verirse hem kendi sorumsuzluğu ortaya çıkacak hem de bir daha kirli rant işlerini çözdürecek memur bulamayacak da onda. Tıpkı işkenceci tek bir polise yargılanma izni verilmemesi gibi, vaktiyle bir İçişleri Bakanı itiraf etmişti: “İşkenceden ötürü tek bir polisi yargılatırsan bir daha polislik yapacak kimseyi bulamam.” Yani, bir daha işkenceci bulamam manasında…

Depren yargılamaları, iki tane mühendis ile üç tane müteahhidin üzerine kaldı. Tek bir devlet görevlisi yargılanmıyor ve yargılanmayacak. Tefrik edilerek soruşturma iznine gönderilen dosyalar uzun bir süre daha bekletilip konu gündem dışına taşındıktan sonra da özenle örtpas edilecek. Sistem böyle!

Yapı denetimindeki kiralık diploma sorunu, aslında yeni bir sorun değil. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı biri 2011 diğeri 2015 tarihli iki rapor hazırlatıp durumu tespit ettirmiş aslında. Raporlara göre yapı denetiminden sorumlu kişilerin yarısının kimlik bilgileri ya hatalı ya da sahte, denetim sisteminde veri güvenliği bulunmuyor ve sahadaki uygulamaların çoğu kontrol dışı. Yine raporlara göre müteahhide maddi olarak bağımlı denetçiler müteahhitlere yaptırım uygulayamıyorlar, şantiyelerde ve proje kontrolü aşamasında denetim yok, ilgili bilgisayar sistemlerine kolaylıkla yanlış veri giriliyor, çalışanlara düşük ücretler ödeniyor, kalifiye eleman sayısı yetersiz ve ihtiyaca yanıt veremiyor, pek çok örnekte ölmüş mühendis denetim sorumlusu olarak gösterilmiş.

Yapı denetimindeki kiralık diploma sorunu, aslında yeni bir sorun değil. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı biri 2011 diğeri 2015 tarihli iki rapor hazırlatıp durumu tespit ettirmiş aslında. Raporlara göre yapı denetiminden sorumlu kişilerin yarısının kimlik bilgileri ya hatalı ya da sahte, denetim sisteminde veri güvenliği bulunmuyor ve sahadaki uygulamaların çoğu kontrol dışı.

KİRALIK DİPLOMA SORUNU BAKANLIK RAPORLARINDA TESPİT EDİLMİŞ

Bunlara bir de deprem davalarında karşılaşılan, devlete yüzde birden az sorumluluk yükleyen ya da hiç vermeyen, ancak yedi ayda 4000 bilirkişi raporu yazmayı becerebilen “bilirkişi terörünü” de ekleyin.

İzmir depreminden sonra, belediye, iktidar, imar istemi, yani toplam devlet sorumluluğu bilirkişi raporlarında %0,4 ile %0,9 arasında değişen oranlarla ifade edilmişti. Kahramanmaraş depremlerinden sonra övünçle yazdığı raporların sayısını Hürriyet gazetesine verdiği röportajda anlatan ve saraya danışman olan inşaat mühendisliği profesörü, o zamanın o kadar raporu bırakın yazmayı, okumaya yetmeyeceğini bilmiyor mu gerçekten? Balık baştan kokmuş…

Esas sorun, yozlaşmış bu sistemin kendisi. “Rantın en kaymaklısını ben yiyeyim, ama hiçbir sorumluluğum da olmasın, hiçbir zaman hesap da vermeyeyim. Bunun için de devlet erkini hep ben kontrol edeyim, başka kimse gelemesin, sonra foyalar ortaya çıkar.”

Bu sistem kendi kendine çöktü ve aslında enkazın altında kaldı. Dağıttığı rant çok fazla olduğu için ve bu sistemden çok fazla kişi faydalandığı için kimse de ses çıkarmıyor. Depremden sonraki ilk üç gün isteseler de yardıma gidemezlerdi, çünkü bu yoz düzenin öyle bir yeteneği yok. Bütün enerjiyi yağma düzenine akıttıkları için, gerçekten ihtiyaç olduğunda yardıma gidecek bir kaynak bulamadılar. Bizim devletimiz aslında kalitesiz, elimizdeki malzeme bu. Maalesef doğrular bunlar!

Bütün bu karanlık içindeki tek bir ışık hüzmesi, depremin yıldönümü gecesi yakınlarını kaybeden halkın iktidarıyla muhalefetiyle sistemi yuhalaması oldu. Bu köhnemiş talan, yağma ve rant sistemini yıkıp yerine düzgün işleyen bir sistem oluşacaksa bir gün, bu talep sayesinde olacak.

Depremde yakınlarını sevdiklerini, yakınlarını, akrabalarını, komşularını, anne babalarını, kardeşlerini, evlatlarını kaybeden ve bir daha asla dinmeyecek acıyla yaşamak zorunda kalan insanlarımıza bir kez daha sabır diliyorum.

Bu dosyada, 11 ildeki yıkım hepimizi derinden yaralarken “bir daha olmasın” diyenleri, “seslerini duyuramayanları” ve “hesap vermeyenleri” tekrar hatırlıyoruz. Dosyamızdaki yazıları okumak için buraya tıklayınız.

Günal Kurşun
Tüm Yazıları - Günal Kurşun (hepsini gör)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir