Eski zamanlarda bir Çin soylusu, çıktığı yurt gezisi sırasında üç kardeşe rastlamış. Ne iş yaptıklarını sorunca zamanın bilim insanları anlamına gelen otacı olduklarını öğrenmiş.
“Peki” demiş, en küçüklerine; “hanginiz daha çok ilgi görüyorsunuz?”
Şöyle demiş küçük kardeş:
"En büyüğümüz, hastalıkları hisseder. Daha ortaya çıkmadan hastalık riskini ortadan kaldırır. İnsanlar da hastalanmaz. Dolayısıyla insanlar herhangi bir zorlukla karşılaşmadıkları için ağabeyim çok ilgi görmez. Ona olan ilgi evinin duvarlarından dışarı çıkmaz.”
“Ortancanıza olan ilgi nasıl?” diye sorar soylu kişi.
Şöyle cevap verir en küçükleri:
“Ortancamız, ortaya çıkan hastalıkları iyileştirir. Ona olan ilgi de yeteneğine paraleldir. Sadece yaşadığı mahallede ilgi görür."
“Peki ya sen?”
"Bana gelince, ben hastalıkla pençeleşen insanları tedavi ederim. Onların damarlarını açar; onlar için şuruplar hazırlarım. Rahatlasınlar diye masaj yaparım. Bu nedenle benim ünüm diğerlerinden daha fazladır. Herkes beni tanır.”
PANSUMAN TEDBİRLERİ, TOPLUMSAL SORUNLARI ÇÖZMEZ
Sonra şöyle devam eder:
"Bu durumda, hangimizin daha üstün olduğunu söylemez size kalmış.”
Soylunun durumu nasıl yorumladığını bilmiyoruz; ama söz konusu dönemin bilgelerinden biri şunları söylemiş:
“Bu kıstaslar, liderler, komutanlar ve ülkeyi yöneten tüm yöneticiler için de geçerlidir. Bundan daha önemli bir kıstas olamaz.”
Sun Tzu’nun Savaş Sanatı’na ilişkin kurgusu da, otacılardan en genç olanın sözlerini kanıtlar niteliktedir.
Sun Tzu’ya göre başarılı bir strateji, çatışmayı gereksiz kılan stratejidir. Ona göre en büyük ustalık, düşman ordularını savaşmadan yenmektir.
Sun Tzu da, kazanmak için atılacak adımları da, o adımları atan liderleri de çeşitli düzeylere ayırır.
Kimisi, surlarla çevrili kentleri kuşatır ama sonuç alamaz. Kimisi düşmanın askeri güçlerine saldırır ve ya galip gelir ya da yenilir. Bazıları daha zekidir; savaşa girmeden önce rakibinin destekçilerini tarafsızlaştırır. En donanımlı lider ise rakibinin tuzaklarını boşa çıkartan kişidir.
Buradan günümüze geldiğimizde gördüğümüz şudur:
Mevcut iktidar, önce sorunların ortaya çıkmasını bekler; o sorunlara “pansuman” çözümler üreterek, toplumun kendisine muhtaç olduğu algısını yaygınlaştırır. Üretilen “pansuman” çözümler, toplumsal sorunları çözmekte yetersiz kalırsa iktidar, bir önceki dönemde öve öve bitiremediği “pansuman” çözümünün müsebbibinin neredeyse muhalefet olduğu algısını körükler.
Türkiye, çok uzun süredir, kronik bir ekonomik yetmezlikle karşı karşıyadır. Adlarını hatırlamadığımız pek çok Maliye Bakanı ve adlarını unuttuğumuz nice ekonomiden sorumlu bakan gelip geçtiği halde bizler hala ağır bir enflasyon altında ezilmeye devam ediyoruz. Sonra bir de bakmışsınız, en yetkili ağızlar, toplumun karşısına geçip, sorumluluğu bilinmez bir gücün üstüne yıkmışlar. Olmadı; CHP’nin iktidar olduğu ilk 15 yıl içinde olup biten herhangi bir toplumsal travmaya atıfta bulunup, ekonominin açmazı unutturulmak istenir. Kronik ekonomik sorunlar, iktidarın, siyaseten de yönetemez hale gelmesinin en önemli nedenidir.
YARA ALAN AMİRAL GEMİSİNİ YENİ BAŞTAN İNŞA ETMEK
Deyim yerindeyse “papaz, her zaman pilav yemeyebilir”. Bu durumda iktidarın başvurduğu yöntemlerden biri de, rakiplerini “içeriden” karıştırmak; insicamlarını bozmaktır.
Tıpkı butlan kararında olduğu gibi!
İktidar, kendi ömrünü uzatmak için halkın gönlünde yer eden; gerçekleşecek ilk seçimde, seçmenin oyunu alacağı belirgin bir hal alan muhalefeti dağıtmayı planlamış ve uygulamaya koymuş durumdadır.
Butlan kararının verildiği 21 Mayıs’tan bugüne yaklaşık iki aylık bir zaman geçti ve iki aydır ana muhalefetin hedefinde, Türkiye’yi bu kara düzenin içine sürükleyen iktidar çok az yer alıyor. Çünkü muhalefetin “amiral gemisi” yara almış durumdadır.
Bu “yara”nın sağaltılması için sokaklar, seçilmiş Genel Başkan olan Özgür Özel’in peşinden sel olup akarken, butlan kararıyla koltuğa oturanlar ise kitlelerdeki yükselen dalganın hafiflemesini beklemekte; bu dalganın geri çekilebilmesi için Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner örneğinde olduğu gibi operasyon yapılan belediye başkanlarıyla ilgili “kuşkuları” yaygınlaştırmak gibi kötücül işlevler üstlenmektedirler.
Marx, 11. Tezde, “filozoflar, bugüne dek dünyayı yorumlamakla yetindiler; aslolan onu değiştirmektir” der.
Bu tezin anlamı açıktır; yaşananları fotoğraflamak yetmez. O fotoğrafı iyileştirmek için örgütlü bir mücadele yürütmek şarttır.
O örgütlü mücadele için toplumun bütün enerjisini harekete geçirmek gerekecektir. Kitleler, Özgür Özel’in arkasından yürümeye hazır ama söz konusu örgütsel gereklilik, nasıl gerçekleşecektir?
Bunun da ön koşulu, bugüne kadar Cumhuriyet Halk Partisi’nde var olan olumsuzlukları geride bırakacak bir örgütsel modeli hayata geçirmektir. O örgütsel modelde, her sıradan yurttaş, kendisine yer bulacağına inanabilmelidir. Bu da, toplumsal etkileri sınırlı ama parti içinde organize hareket eden aparatçiklerin, sürece dahil olmak isteyen her sıradan yurttaşı dışarıda bırakmayı amaç edinen tutumlarının önüne geçilmesini gerekli kılar.
Yeni Parti, mevcut partilerin hepsini ahtapot gibi sarıp sarmalayan “iç iktidar” güçlerinden kurtularak yoluna devam edebilirse iktidar çok yakındır.
Ne demişti Sun Tzu?
“İyi lider, tuzakları boşa çıkartan liderdir.”
Odak Noktası 109 yazı Mutlak Butlan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ı "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) gerekçesiyle iptal etti ve Özgür Özel ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak kurultay öncesindeki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini karar kesinleşene kadar tedbiren göreve iade etti. Kararın öncesi ve sonrasında gelişmeleri yazarlarımız analiz ediyor. Tüm Yazılar

