Geçen yazıda, Nisan ayında iki okulda ölümle sonuçlanmış şiddet vakalarının ve genel anlamda şiddetin, Türkiye’deki eğitim yahut genel anlamda kültüre yabancı olmadığına değinmiştim. Bu yazıda ise akran arabuluculuğunu ele alacağımı ifade etmiştim.

Bir suç işlendiğinde yalnızca ceza vermenin suçu ortadan kaldırmadığını uzun zamandır biliyoruz. Aynı gerçek okullar için de geçerli: disiplin cezaları, azar ve ceza tehdidi, okullarda mobbingi, zorbalığı veya şiddeti bitirmiyor. Bu yüzden birçok ülkede, disiplin cezasını merkeze alan refleksin yanına, onarıcı adalet mekanizmaları ekleniyor. Çünkü mesele yalnızca bir kural ihlalinden ibaret değil; bu ihlalin yarattığı okul ortamındaki ilişkileri bozan, çalışanlar ve öğrenciler arasında endişe yaratan, kısaca ortaya çıkan duygusal zararın onarımı gereği ve zararı yaratan kişinin konuya dair sorumluluk alması meselesi.

Onarıcı adalet mekanizmaları, ceza yargılamasının ya da okul disiplininin yerine geçmeyi amaçlamıyor. Ama mağdura sesini duyurma, zarar verene de sorumluluk alma alanı açıyor. Okullarda ve bir çok kurumda ihtiyaç tam olarak bu: öğrenciyi yalnızca davranışına indirgemeyen, davranışının arkasında olanlara bakan[1], öğretmeni yahut yönetimi de yalnızca otorite figürü olarak görmeyen bir yaklaşım. Çünkü cezalandırma tehdidiyle düzen sağlanacağına inanmak kolay; bunun bir işe yaramadığını görmek ama yerine neyin koyulabileceğini bulmak daha zor.

Onarıcılık: Önce emniyetli bir ortam ve güven ilişkisi sonra sorumluluk üstlenme

Onarıcı yaklaşımın çıkış noktası basit: sınıfta bağıran öğrencinin de, o öğrenciye bağıran öğretmenin de davranışı sebepsiz yere doğmaz. Görünen öfkenin, taşkınlığın ya da sertliğin arkasında çoğu zaman karşılanmamış bir ihtiyaç, ifade edilememiş bir sıkıntı vardır. Mesele o davranışın nereden kaynaklandığını anlayarak, olaya gerçekten müdahale edebilmektir.

Bu bakış açısı, “Sen neden böyle yaptın?” gibi kişiyi “neden” sorusuna dayalı, savunmacı bir pozisyona itmek yerine, ona “ne oluyor?” diye sormayı gerektirir. Çünkü bir insan ancak yargılanmadığı ve kendisini emniyette hissettiği bir ortamda kendini ifade edebilir, karşısındakini duyabilir ve sorumluluk alabilir. Bu sinir sistemimizle ilgili çok basit bir bilgi aslında. Emniyet bulunmadan yapılan her müdahale, çoğu zaman savunmacılığı büyütür; tersi ise onarımın kapısını aralar. Okulda ihtiyaç duyulan şey de tam budur: önce emniyetli bir ortam.

Buradan çıkan sonuç açık: okulda şiddet ve anlaşmazlık, tek tek olaylar çıktığında hızlı müdahalelerle çözülecek bir sorun değil. İnsanların olduğu her yerde anlaşmazlık kaçınılmazdır. Önce bunu normal kabul etmeliyiz. Belirleyici olan, bu anlaşmazlığın nasıl bir ilişki ikliminde yaşandığıdır. Bu nedenle mesele okullarda yalnızca öğrenciler arasında değil, hem öğretmenler arasında hem de yönetimle öğretmenler arasında güvene dayalı bir kültür kurabilmektir.

Bir öğretmen haklı olarak “Bu müfredatla öğrencinin davranışlarının arkasında ne olduğunu soracak vakit mi var?” diyebilir. Ama gerçek şu: bağırmak da zaman alır, konuşmak da. Azar çoğu zaman krizi büyütür; merak içeren bir soru ise bazen krizi daha başlamadan söndürebilir.

Onarıcı çemberler

Onarıcı adalet araçlarından birisi onarıcı çemberlerdir. Burada amaç yalnızca kriz çıktığında olaylara müdahale etmek değil, krizden önce birbirini tanıyan, söz hakkı bulan, saygı gören bir okul yahut sınıf kurmaktır. Böyle bir pratik; öğrencilere empatiyi, yargısız dinlemeyi ve karşıdakinin yerine geçerek bakabilmeyi öğretir. Kısaca, okulda güven, tesadüfen değil; tekrar eden ilişkisel pratiklerle kurulur. Bu daha kriz çıkmadan,o krizi önleyici adımlar atmaya imkan sunar.

Bu çemberler sadece bir sınıftaki öğrenciler arasında değil; üst yönetim veya çalışanlar için de kurulabilir. Örneğin daha önce yine Anlaşabiliriz’de konuştuğum İngiliz  konuğum Belinda Hopkins, Leeds’deki Carr Manor adlı okulda önce bu çemberlerde oturulduğunu, okulun çemberlerden sonra başladığını ifade etmişti[2]. Böylece okul, öğrencilerden beklediği davranışları kendisinin de uyguladığını göstererek, onlarda inandırıcılık ve okula güveni artırabilir. Bir başka deyişle, bir iktidarın yönetmek için toplumun rızasına ihtiyacı olduğu gibi, okul yönetimi ve öğretmenlerin de öğrencilerin rızasına ihtiyacı vardır.   

Ya akran arabuluculuğu?

Akran arabuluculuğu, arabuluculuk eğitimi almış öğrencilerin arkadaşları arasındaki küçük ölçekli anlaşmazlıklarda kolaylaştırıcı rol üstlenmesidir. Doğru kurulduğunda, gençlere kavgayı değil, konuşmayı, dinlemeyi ve birlikte çözüm üretmeyi öğretir. Bu yüzden kıymetlidir. Ayrı bir mekanda, anlaşmazlık yaşayanların gizliliğine saygı duyarak, ancak yetişkin gözetimine izin verecek şekilde gerçekleştirilir.

Akran arabuluculuğu, gönüllülüğe dayanır; hem taraflar arabulucuya gitme hem de ortaya çıkan anlaşmaya uymada gönüllüdür. Ve anlaşmaya uyulmaması bir cezayı doğurmaz. Tam da bu nedenle demokratik kültür açısından öğreticidir. Daha huzurlu bir okul iklimine katkı sunabilir; küçük çatışmaları büyümeden çözebilir; öğrencilerin hayat boyu kullanacağı iletişim becerilerini geliştirebilir. Aynı zamanda barışcıl kültürü kurmak büyütmek anlamında bir demokratik kültür aktarımıdır.

Ancak akran arabuluculuğunu olduğundan büyük bir çözüm gibi sunmak da hata olur. Bu yöntem, onarıcı adaletin yalnızca bir parçası. Türkiye’de bu alana ilgi artıyor; mesela bu adla kurulmuş bir dernek[3] var, bu sevindirici[4]. Akran arabulucularının akranları tarafından seçilmesi; öğrencilerin kendi çözümlerini bulmasını kolaylaştırmak yerine onlara hazır çözümler önermemesi, akran arabuluculuğunun özünü kaybetmemesi açısından önemlidir. Dahası, akran arabulucusu da sonuçta o okulun öğrencisidir; okuldaki arkadaş çevresinin, güç dengelerinin ve görünmez baskıların içindedir. Bu nedenle taraflar arasında ciddi güç eşitsizliği olduğunda, sürecin gizliliğini koruması ya da bağımsız kalması her zaman kolay olmayabilir. Bu nedenle, akran arabulucularını izleme ve onlara destek mekanizmaları kurularak, hata yaptıklarında kendilerine destek olunarak, kendilerini geliştirmesi sağlanmalıdır.

Ya şiddet?

Akran arabuluculuğu, silahlı saldırı gibi ağır şiddet vakalarına çare olamaz. Daha da önemlisi, otoriterlik, hiyerarşi ve cezaya dayalı okul düzenini tek başına dönüştüremez. Barış kültürü için değerlidir; ama yapısal şiddetin yerine konulacak sihirli bir değnek değildir.

Çünkü okuldaki şiddet, çoğu zaman okulun duvarları içinde başlamaz. Yoksulluk, dışlanma, cinsiyet rolleri, özel eğitim ihtiyacı, ayrımcılık ve travma; bazı çocukları sistematik olarak daha kırılgan, daha öfkeli ve daha hedef haline getirir. Davranış, çoğu zaman bu karşılanmamış ihtiyaçların ve birikmiş yaraların dışavurumudur. O yüzden mesele yalnızca disiplin değil; aidiyet, kabul, destek ve anlaşılma meselesidir. Nitekim, Avrupa Onarıcı Adalet Forumu okullarda devam sorununun da okul ortamı ve zorbalıkla ilgisini görüyor ve bunun onarıcı adalet mekanizmalarıyla aşılabileceğini ifade ediyor[5].

Şiddetin sıradanlaştığı, ilişkilerin hiyerarşiyle kurulduğu bir toplumda yaşıyoruz. Okulları bundan bağımsız düşünemeyiz. Bu yüzden akran arabuluculuğuna, taşıyamayacağı kadar büyük bir yük yükleyerek sonuç alamayız. İhtiyacımız olan şey, cezayı kutsayan refleksleri değil; güven kuran, kapsayan ve onaran okul ilişkilerini büyütmek. Okulda şiddeti azaltacak yol, buradan geçtiği gibi, önleyici mekanizmalara gidecek yolun inşası da bu sayede olabilir.


[1] Bu Türkçe’ye de çevrilmiş ve Remzi Kitabevi basımı Marshall Rosenberg’in “Şiddetsiz İletişim: Bir Yaşam Dili” kitabındaki temel kavramlardan birisi. Şiddeti dile gelmemiş bir ihtiyacın ifadesi olarak görüyor.

[2] Bu İngilizce bölüm de buradan dinlenebilir: https://www.wecanfindaway.com/videos/quick-fixes-dont-work-at-schools-guest-belinda-hopkins-anlasabiliriz-wecanfindaway/.

[3] Daha fazla bilgi için www.akrander.org websitesine bakılabilir.

[4] Sosyal medyada yer alan şu sözlere bakalım; “Arabulucular ile sorunlar konuşarak çözülür; Dostluk büyür, gelecek güçlenir. - Bazen bir "özür dilerim", bazen sadece bir "seni anlıyorum" her şeyi değiştirebilir... - Okulumuzda akran arabulucular olarak biz, sorunları büyütmeden çözmeyi seçiyoruz. Çünkü biliyoruz ki iletişim, anlaşmanın ilk adımıdır. "Dinleriz, anlarız, birlikte çözeriz!" - Küçük adımlar büyük dostluklar yaratabilir ve biz her gün biraz daha barış dolu akran dostu bir okul için buradayız Bkz: https://www.instagram.com/reel/DXOOzKeDHoZ/

[5] https://www.euforumrj.org/engaging-chronically-absent-students-creating-welcoming-school-environments Engaging Chronically Absent Students-Creating Welcoming School Environments