Mezun olduğum okulun kapatılmasını istemezdim, çok üzüldüm. Böyle bir karara uyanmak mezun olsun olmasın pek çok kişi için şok edici oldu. Bir yandan Türkiye’nin bu kadar kurumsal hafızası güçlü ve bünyesinde literatüre katkı sağlamış çok değerli akademisyenlerin yetiştiği bir kurumdan mahrum kalması, diğer yandan Türkiye’de bir üniversite kapatılmasının bu kadar hızlı oluşuyla geleceğe dair büyük bir soru işareti daha eklemesi.
Cuma sabahından beri Bilgi Üniversite santral kampüsünde protestolar var ve öğrencilerin direnişin bu 3. Gününde pes etmeye pek hevesi yok gibi görünüyor. Kararın geri alınmasını talep ediyorlar. Ben de umuyorum.
Kararın hukuka uygunluğu tartışmasında ise, uygulanması mümkün olan bir yasal hükmün işlendiği söylenir. Pek çok akademisyen ise bunun “hukuk” olmadığı görüşünde.
Konuya sadece mevzuat açısından yaklaşıldığında yapılan işlemin şeklen adil olduğu görülüyor. 2547 sayılı YüksekÖğretim Kanun’un Ek 11. maddesi konuya açıklık getiren esas madde. Bu hükmün Ağustos 2016’da eklenen ilave maddesine göre “kurucu vakıflarına kayyım atanan vakıf yükseköğretim kurumlarının faaliyet izni, Cumhurbaşkanı kararı ile” kaldırılabilir. Ama adalet, sadece kanun maddelerini alt alta yazıp uygulamaktan mı ibaret?
Odak evrensel hukuk ilkeleri olduğunda bu kararın haklı olduğunu söylemek pek mümkün değil. Holding içinde tespit edilen mali suçların o suçla uzaktan yakından ilgisi olmayan binlerce öğrencinin, akademisyenin ve yılların kurumsal birikiminin cezalandırılması, en temel ceza hukuku ilkesi olan suçun şahsiliği ile de bağdaşmıyor. Kaldı ki, vakfın yönetimi zaten devlet kontrolüne (kayyıma) geçmişken, kamu yararını korumanın yolu koca bir üniversiteyi ortadan kaldırmak olmamalıydı. Söz konusu kanun maddesine göre aynı zamanda “Yükseköğretim Kurulu’nun gerektiğinde düzeltici, kısıtlayıcı veya faaliyet iznini kaldırma şeklinde tedbir niteliğinde kararlar” alabilmesi mümkünken amaç kapatmak yerine yaşatmak olsaydı daha başka yollar da vardı…
Üniversitenin yeni bir yönetimle devam etmesine izin verilebilirdi. Doğrudan en ağır sonuca gitmek, hukuktaki ölçülülük sınırını da aştı. Bu uygulama, sadece idari bir tasfiye değil, Türkiye'nin en kapsamlı, çok yönlü, akademik kültürlerinden birini, küresel değerleri barındıran bir kurumunu silmek demek. Kurumsal kimliğini her zaman eleştirel düşünce, çoğulculuk ve özgürlük üzerine inşa etmiş bir okulun, teknik bir vakıf soruşturmasına dayanılarak kapatılması eğitimin siyasetle karıştırılmasına işaret ediyor.
Bu okulda yetişmiş, mesleğini öğrenmiş mezunlar hayatlarının bir döneminin kaybetmiş gibi hissediyor, öğrenciler derslerini düşünüyor, çatıları gitmiş, ne yapacaklarını arıyor, pek çok kişi ise işsiz kaldı ileriyi göremiyor.
Ülkede birçok meselenin hesabını vatandaşın ödemesi gibi bu kez de akademik bir topluluk ve masum öğrenciler kendileriyle hiçbir ilgisi olmayan bir meselenin içinde, tercihlerinden yoksun kaldı, sebepsiz yere bedel ödüyor. Ülkede yine geçmiş üzgün, gelecek endişeli, bugünün huzuru kaçıyor.
Hepimize geçmiş olsun.
