Mutlak butlan telaşı içinde güme gitmesinden endişe ederim ama bana sorarsanız hükümetimiz aynı derecede önemli bir başka karar daha aldı ve Bilgi Üniversitesi’nin kapandığını ilan etti. Karar iki satırlık ve sayın Cumhurbaşkanımızın imzasını taşıyan bir Resmi Gazete ilanından ibaret. Bunun anlamı gayet açık. Sayın Cumhurbaşkanımız Resmi Gazete’de yayınlanan iki satırlık bir yazıyla istediği her üniversiteyi kapatabilir. Dolayısıyla diğer üniversiteler kendileri için bir rakip olarak gördükleri, hatta böylece açıkta kalacak öğretim kadrolarını ucuza kapatabilecekleri zehabına kapılmasınlar. Aynı felaket kendi başlarına da gelebilir. Kendilerinden beklenen, bir üniversitenin “res’en” kapatılmasına karşı çıkmaktır. Ancak, çoğu kaderini iyi eğitim vermeğe değil, hükümetle iyi geçinmeye bağlamış vakıf üniversitesi sermayedarlarının önerime pek sıcak bakacaklarını sanmıyorum.
Eğitimin merkezi devletin derdi olmadığı Birleşik Devletler gibi ülkelerde bazen yüksek öğretim kurumları büyük borca girip ödeyemedikleri zaman ya da öğrenci bulamayınca kapanıyorlar. Başka bir ifade ile, piyasa ekonomisi eğitim piyasasını da düzenliyor. Orada bile sistemin devlet müdahalesinden ari olmadığı Trump zamanında olanca berraklığı ile ortaya çıktı. Trump, araştırma filan dinlememiş, onun istediğini yerine getirmeyen üniversitelere federal hükümetin verdiği araştırma fonlarını kesivermiştir. En önde gelen kurumların merkezi devletten büyük ölçüde araştırma fonu aldıkları, bunu alamayınca onları birinci sınıf yapan araştırmacı niteliklerini yitirebilecekleri böylece ortaya çıktı. Ben ayrıca sair zamanlar için de bir not düşeyim. Kapanma tehlikesi ile karşı karşıya kalan ama herkesin varlığını sürdürmesini şu veya bu nedenden ötürü önemli bulduğu özel kurumları genelde eyalet hükümetleri devralarak kapanmalarını engellemiştir.
Merkezi yönetimin ağır bastığı Avrupa ülkelerinde farklı uygulamalar var. Ancak çok önemli bir bölümünde yüksek öğretim zaten kamu kurumları tarafından veriliyor. Nüfus da nispeten istikrarlı olduğu için yeni üniversiteler açılması nadirattan. Dolayısıyla, yüksek öğretim çoğu Batı Avrupa ülkesinin başını ağrıtan bir sorun olarak dikkati çekmiyor. Bununla beraber, yüksek öğretim konusunda tartışma yapılmıyor değil. Batı Avrupa kurumlarının dünya sıralamalarında ön plana çıkmamaları eleştiri konusu yapılıyor. Bazen de, yeni açılan ve mevcuda eleştirel yaklaşan özel kurumlar, demokrasinin zaten yeterince yerleşmediği Macaristan gibi ülkelerde bir yüksek öğretim kurumu kapatılmak istenebiliyor, ve Merkezi Avrupa Üniversitesi’nin yaptığı gibi, selameti başka bir ülkeye taşınmakta bulanlar da oluyor.
Ülkemiz özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra, önce yavaş gelişen ama giderek hızlanan bir yüksek öğretim talebi patlaması yaşadı. Bunun hızlı nüfus artışı, hızlı kentleşme ve herkesin yüksek öğretimi bir kurtuluş yolu olarak görmesinin sonucu olduğun tahmin etmek mümkün. Bu artışa devlet tek başına cevap veremeyince, önce 1960lı yılların ikinci yarısında yüksek okullar açıldı. Anayasa Mahkemesi, o dönemin anayasasında yüksek öğretimin devlet tekeli olduğuna hükmedince, hepsi kapandılar.
1982 Anayasasında rahmetli İhsan Doğramacı’nın telkinleriyle, kar amacı gütmeyen vakıf üniversiteleri kurmanın kapısı açıldı. Önceleri Bilkent (Doğramacı), Koç ve Sabancı gibi servet sahiplerinin bu kurumları açmaları tasarlanıyordu. Kısa süre içinde başkaları da bu vagona bindiler. Örneğin, lise açanlar üniversite açmaya giriştiler. Kar amacı gütmemek konusunda da muhtelif hile-i şeriye yolları bulundu. Ülkemizde vakıf üniversiteleri hızlı bir gelişme gösterdi. Bugünün hükümeti kendinden olanlara üniversite açma yetkisini bol keseden dağıtmaya başlayınca iki yüzü aşkın üniversite kazanmış olduk. Sakın aklınıza açılan her kurumun tam teşekküllü bir üniversite olduğu gelmesin. Bu kadar kısa sürede bu kadar çok kurum açılınca, yetersiz hocalarla, yetersiz tesislerde, yetersiz eğitim veren çok sayıda özel ve devlet kurumu var. Bunların bir kısmı zaman içinde eksikliklerini giderebilir ama bir kısmının kendi haline bırakılırsa kapanacağını tahmin etmek zor değil.
Bildiğiniz gibi, üniversiteler kanunla kuruluyor. Dolayısıyla, kapatılmalarının da kanun konusu olması gerekirse de, anlaşıldığına göre ülkemize özgü başkanlık sisteminde, anayasaya uygunluğu tartışmalı bir kanun üniversitelerin kapatılması yetkisini cumhurbaşkanına veriyor. Tabii, burada amaçlanan cumhurbaşkanının aklına esince üniversite kapatması değil. Şayet bir üniversite işlevini yerine getiremezse, o zaman başta YÖK olmak üzere ilgili kurumların tavsiyesi üzerine böyle bir kararın alınmasıdır, yoksa amaç keyfi olarak sevilmeyen şu veya bu üniversitenin kapatılması değil.
Bu çerçevede düşünülünce, Bilgi Üniversitesi’nin kapatılması sorularla yüklü bir eylem. Bu üniversitenin ödeyemediği kadar yüksek bir borcu bulunmuyor. Öğretim kadrosu ise birçok devlet üniversitesini dahi kıskandıracak kadar zengin. Hatta bu kurumun hükümete muhaliflerin toplandığı ve sürekli, düzenli muhalif faaliyet yürüttükleri bir kurum olarak nitelendirilmesi, böylece hükümetin hışmını üzerine çekmesi de söz konusu değil. Buna karşılık, düşünce özgürlüğüne değer veren liberal bir kurum olarak tanınıyor. Kuruluşundan beri insanların fikirlerine müdahale edilmeyen bir kurum olarak gelişti. Ülkemizde ilk açılan vakıf üniversitelerindendir. Varlıklı şirketlerin açtığı okullar yanında, sadece liberal bir atmosferi koruyabildiği için iyi tahsil görmüş birçok kişi bu kurumda daha düşük ücret alarak çalışmayı kabul etmiştir. Mülkiyetinin dönem dönem el değiştirmesi sırasında esen fırtınalar bile kurumun liberal ortamını değiştirememiş, Bilgi her türlü düşünceye açık ve her türlü düşüncenin serbestçe ifade edildiği bir kurum olmaktan uzaklaşmamıştır. Bilemiyorum, belki de fikir özgürlüğüne saygı göstermek günümüz siyasetinde pek de arzulanan bir nitelik değildir.
Çok beklenmedik bir anda bu üniversitenin herhangi bir açıklama yapılmadan kapatılması, böyle bir eyleme neden başvurulduğu konusunda muhtelif rivayetlere, spekülasyona yol açmıştır. Bir görüşe göre, bu karar çoktan verilmişti ama uygun bir zaman aranıyordu. Kapatılma kararının mutlak butlan kararına paralel olarak alınması, sadece kararın nispeten az tepki uyandırmasına ve gündemde daha az yer bulmasına imkan verecektir. Böyle bir gerekçe, başta eyleme neden başvurulduğu konusunda herhangi bir açıklama getirmiyor, dolayısıyla tatmin edici olmaktan bir hayli uzak. İkinci bir görüş, bunun tamamen tersi bir yaklaşımı savunuyor. Buna göre, bütün dikkatlerin mutlak butlan üzerinde yoğunlaşması istenmemektedir. Kamuoyunda itibarı olan bir üniversitenin kapatılması dikkatleri mutlak butlan tartışmalarından uzaklaştıracaktır. Bu sav da pek inandırıcı değil. Hem kapatılma gerekçesini açıklamıyor hem de hükümetin her alanda istediğini yapabileceği türünden ve muhtemelen muhalefeti güçlendiren bir etki doğuruyor.
Spekülasyonlar başlayınca, durdurulması mümkün değil. Üçüncü bir görüşe göre, Bilgi Üniversitesi’nin ana yerleşkesi çok değerli bir araziye konuşlanmıştır. Üniversite kapatılınca, bu arazi “geliştiricilere” sunulacaktır. Hükümette zaten bir kupon arazi merakı vardır. Buna yeni bir alan eklenmektedir. Bilgi Üniversitesi’nin Haliç’teki merkezi yerleşkesi gerçekten de çok güzel bir yerdedir. Haliç’i oluşturan Kağıthane Deresi ve Eyüp Deresi okulun bulunduğu yerde birleşmektedir. Tesisler geniş bir yeşil alan içindedir. Ancak, alan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na aittir, kiralanmaktadır. Bu devirde bir bakanlığın sahip olduğu bir araziden bir kiracıyı çıkartması çok zor olmasa gerektir. Tabii, kiracının başka yere gitmesi için biraz zaman tanımak gerekecektir ama hepsi o kadar.
Gelelim dördüncü gerekçeye. En korkuncu da bu. Bazı gözlemcilere göre, Bilgi Üniversitesi gençliği sokağa dökmek için kapatılmıştır. Gençlik ve halk bir yandan mutlak butlan bir yandan üniversitenin kapatılması gerekçesiyle sokağa dökülecek, devreye bazı provokatörler de sokularak yaratılacak karmaşanın giderilmesi için olağanüstü hal ilan edilecek, seçim konusu kapanacak, seçmenin desteğini yitirdiği her gün daha çok belli olan hükümet böylece rahat bir nefes alacaktır.
Evet sayın okuyucular. Görüyorsunuz, tatmin edici bir açıklama yapılmadan Türkiye’nin önde gelen bir yüksek öğretim kurumu kapatılınca, herkes kendine göre bir açıklama yaparak bir sebep uyduruyor. Bilgi’nin ne gerekçeyle kapandığı meşkuk. Bazı kusurları olsa bile, kapatılmasını gerektiren bir durumla karşı karşıya olmadığımız ise gün gibi aşikar. En doğrusu bu karardan vazgeçmek olacak, ancak böyle bir muammadan nasıl çıkılacak, o da ayrı ve beni aşan bir hukuk tartışması gerektiriyor.
En netice, hükümet şimdiden seçkin bir öğretim kurumunun itibariyle oynamış ve ona öldürücü bir darbe vurmuş oluyor. Kurum tekrar canlandırılsa bile, hayatiyet kazanması kolay olmayacak, vakit alacak ve sabırlı bir gayret gerektirecek. Ne demek istediğimi daha net ifade etmek için isterseniz yazımı bir soruyla sonuçlandırayım: Kısa bir süre sonra öğrenciler üniversite tercihi yapacaklar. Siz bir veli olsanız, adı yazılı olsa bile, çocuğunuzu Bilgi Üniversitesi’ne kaydettirir miydiniz?
