Bir Tema Parkı olarak Venedik: VeniceLand (2)

Bir Tema Parkı olarak Venedik: VeniceLand (2)

Artık Avrupa, eğer turizm zoruyla bir eğlence parkına dönüşüyorsa ya da dönüşecekse, bunu olabilecek en yüksek getiriyle gerçekleştirip, hiç değilse seçmenleri biraz olsun rahatlatmak istiyor. Ve öyle görünüyor ki artık eğlence parkında her aracı en yüksek bedellerle deneyimleyenler dışındakiler Avrupa’da pek istenmiyor.

Dün kaldığımız yerden devam ediyoruz…

Venedik, Avrupa’nın öncü eğlence parkı kentlerinden birisi ve belki de birincisi. Fakat Venedik’te yaşayanların duydukları tedirginlik, rahatsızlık, memnuniyetsizlik, mutsuzluk ve öfke, Venedik gibi çok yoğun turist nüfusu alan diğer Avrupa kentlerinde de her geçen gün artarak kendisini gösteriyor. Bu yüzden Venedik’i bir öncü model olarak kabul edersek, Venedik’te meydana gelen gelişmelerin, yakın gelecekte Avrupa’nın diğer belli başlı turistik kentlerinde de yaşanacağını varsayabiliriz.

Venedik’te geçen hafta (25 Nisan) yürürlüğe konan bir Belediye Meclisi kararı, kentin bir eğlence parkı olduğuna ilişkin göstergeleri güçlendirdi. Bundan böyle Venedik’e giriş yapan turistlerden, kişi başına 5 Euro’luk bir giriş ücreti alınacak. Turistler giriş ücretlerini, “Contributo di Accesso a Venezia” (Venedik’e Giriş Ücreti) adıyla oluşturulan siteden rezervasyon yaparak ödeyebilecek. 5 Euro’luk giriş ücretini ödeyen ziyaretçilerin akıllı telefonuna geçiş belgesi özelliğinde bir QR kod gönderilecek ve şehirde rastgele yapılacak kontrollerde bu karekodun gösterilmesi gerekecek. Giriş ücretini ödemeyenler, yerel yetkililerin kontrollerinde tespit edilmeleri halinde giriş ücretine ek olarak 50 Euro’luk idari para cezasına çarptırılacak.

Venedik’in, bütçeden sorumlu belediye meclis üyesi Michele Zuin, 2024 yılı için ücretin “bir deney” olarak 29 yoğun günde uygulanacağı bilgisini verdi. Zuin, gelecek yıl ücret takvimine daha fazla gün ekleneceğini ve ücretlerin 10 Euro’ya kadar çıkabileceğini söylüyor. Yani Venedik şimdilik bir deneme ve promosyon olarak 5 Euro.

Venedik Belediyesi sınırları içerisindeki tesislerde konaklayanlar, Venedik’in içinde bulunduğu Veneto bölgesinde ikamet edenler, 14 yaş altı çocuklar, bakıma muhtaç olanlar, spor müsabakalarına katılanlar, seyahate çıkan lise öğrencileri, güvenlik güçleri ve itfaiye ekipleri giriş ücreti ödemekten muaf tutulacak. Yani uygulama şimdilik, Venedik’i konaklamadan deneyimlemek isteyenlerden, konaklama sırasında alınan şehir konaklama vergisinin konaklamadıkları için alınamamasından doğan ödemeyi tahsil etmeye yönelik görünüyor. Zira Venedik’te konaklamayan fakat Venedik’i deneyimleyen kişiler, kentten yararlanmalarına rağmen şehir vergisini ödemeden, Venedik’e yakın başka bir şehirde konaklayarak, o kente şehir vergisi ödüyorlar. Venedik, bana gelen turist, ödemesini bana yapmalı diye düşünüyor. Bunda belli bir haklılık payı da yok değil.

Venedik’te olup bitenler Venedik’teki turizm gündemi çok önemli olduğundan değil, Avrupa’nın genelindeki turizm gündemi için öncü bir konum oluşturduğu için kıymetli. Avrupa yılda yaklaşık 1 milyarlık turist alıyor. Yani dünyanın sekizde biri, yıl içerisinde Avrupa’da turist olarak dolaşıyor. Avrupa nüfusunun 718 milyon olduğu düşünülürse, bu turist sayısının ne kadar fazla olduğu daha iyi anlaşılıyor.

Bu durumu Venedik’in muhalefet kanadındaki milletvekillerinden Giovanni Andrea Martini ise, “Fiyatı iki katına çıkarmak şehri bir meta haline getiriyor, bir tema parkından, bir müzeden başka bir şey değil” diye yorumluyor. Belediye’nin gelecekteki projeleri arasında havaalanını büyütme ve lagünde yeni kanallar açma planları olduğunu söyleyen Martini, böylece teknelerin ve hatta 2019’da yasaklanan yolcu gemilerinin Venedik’in daha yakına yanaşabileceğini, bu gelişmelerin de şehrin daha da boğulacağı anlamına geldiğini” ileri sürüyor.

The New York Times International’ın haberine göre, İtalya’da ulusal tatil olan 25 Mayıs Perşembe günü 113.000 kişi Venedik’e girmek için kayıt yaptırmıştı. Bunların 15,700’ü giriş ücreti ödedi ve 40,000’i muaf geceleyen misafirlerden oluşurken, geri kalan ziyaretçiler – yine muaf – öğrenciler, işçiler ve sakinlerin akrabaları ya da arkadaşlarından oluştu. Oysa Venedik’teki Ca Foscari Üniversitesi’ndeki turizm uzmanları tarafından 2020 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Venedik’e günde gelmesi gereken optimum ziyaretçi sayısı, yaklaşık dörtte biri günübirlikçi olmak üzere 52.000 kişi civarında olmalı.

Venedik’e koyulan giriş ücretinin doğurduğu bir başka gelişme ise geçtiğimiz yıl BM’nin kültür ajansı UNESCO’nun, kitle turizmini ana endişe kaynağı olarak göstererek, Venedik’in tehlike altındaki Dünya Mirasları listesine alınması yönündeki tavsiyesini, giriş ücretinin onaylanmasının ardından geri çekmiş olması. Ancak UNESCO yetkilileri yaptıkları açıklamada Venedik’in daha fazla ilerleme kaydetmesi gerektiğini ileri sürdüler.

Venedik’in hamlesi hem belediye kasası için bir gelir artışı sağlama hem de turistler için minik de olsa Venedik’e uğramaktan bir caydırma adımı. Şimdilik 5 Euro’luk bir ücret yüksek bir caydırıcılık sunmuyor gibi görünse de, Venedik girişlerinde ödeme yapmak için uzun kuyruklar oluştukça, günübirlik gelen turistler, zaten 5-6 saatle sınırlanmış olan gezi vakitlerinin ve günlük enerjilerinin önemli bir kısmını burada bırakacaklarından, Venedik’e girmemeyi, ya da Venedik’te hiç değilse bir ya da iki gece konaklamayı gündemlerine almaya yönelebilirler.

Türkiye’de son yıllarda AB vizesi almanın giderek zorlaşmasındaki temel nedenlerden birisi de işte Avrupa’nın bu turiste doymuşluğu. Türkiye’de gelinen noktada artık Türk vatandaşları AB ülkelerinden vize randevusu dahi alamıyor. Çünkü AB, seçmenlerinin de baskısıyla artık turist sayısındaki bu durdurulamayan artışa bir son vermek zorunda.

Venedik’te olup bitenler Venedik’teki turizm gündemi çok önemli olduğundan değil, Avrupa’nın genelindeki turizm gündemi için öncü bir konum oluşturduğu için kıymetli. Avrupa yılda yaklaşık 1 milyarlık turist alıyor. Yani dünyanın sekizde biri, yıl içerisinde Avrupa’da turist olarak dolaşıyor. Avrupa nüfusunun 718 milyon olduğu düşünülürse, bu turist sayısının ne kadar fazla olduğu daha iyi anlaşılıyor. Ve kıta bu büyük ziyaret hareketini, kent yaşantısının her anını yapısöküme, kesintiye, dumura, felce uğrattığı gerekçesiyle reddetmekten yana güçlü bir tavır koyuyor. Avrupa’nın dört bir yanında turist karşıtı eylemler yapılıyor, duvar yazıları yazılıyor, siyasetçilere seçmen baskısı oluşturuluyor.

Yerli halk, bitmek bilmeyen bir antropolojik incelemeye tabi tutulmuş gibi yaşamaktan, turistlerin tükettiği yerel olanaklar yüzünden ev kirasından market alışverişine değin her şeyi çok daha pahalı tüketmek zorunda kalmaktan, sokaklardaki kalabalıktan, trafikteki sıkışıklıktan, kenti kendi kültürel kodlarının dışında deneyimleyen Avrupalı olmayan misafirlerin sesinden, gürültüsünden, davranış kalıplarından, kentin orta ve uzun vadeli çıkarlarına hiçbir duyarlılık göstermeyen tüm tavırlarından rahatsızlık duyuyor. Kentler giderek yerli sakinlerin gereksinimlerinden ve duyarlılıklarından çok geçici turistlerin gereksinimlerine ve duyarlılıklarına uygun şekilde evriliyor. Amsterdam’dan Kanarya Adaları’na, Floransa’dan Paris’e hiçbir turistik kent sakini, turizm odaklı gelir elde etmiyorsa kentteki aşırı turist “işgalini” onaylamıyor; aksine bu durumu tersine çevirmek için elini taşın altına koymak istiyor, gösteriler, yürüyüşler yapıyor, baskı grupları oluşturuyor, geleneksel ve sosyal medyada kendisini her fırsatta ifade ediyor.

Türkiye’de son yıllarda AB vizesi almanın giderek zorlaşmasındaki temel nedenlerden birisi de işte Avrupa’nın bu turiste doymuşluğu. Türkiye’de gelinen noktada artık Türk vatandaşları AB ülkelerinden vize randevusu dahi alamıyor. Çünkü AB, seçmenlerinin de baskısıyla artık turist sayısındaki bu durdurulamayan artışa bir son vermek zorunda. Kişi sayısını azaltmak için en uygun turistler de, günlük harcama ortalaması en düşük olan turistler. Böyle olunca görece ucuz otellerde konaklayan, restoranlardan çok marketlerden alışveriş yaparak gıda gereksinimini gidermeyi tercih eden, yüklü alışverişler gerçekleştirmeyen; kısacası lüks tüketim yap(a)mayan Türkler, kendileri gibi daha düşük günlük harcama gerçekleştiren turistlerle birlikte geri plana atılmış durumdalar. Buna bir de dinsel ve ırksal önyargılar da eklenince, AB’nin korkulu rüyası olan göçmenlerin belleklerinde bıraktıkları kökenlere ilişkin algı yaratan ülkeler, AB’nin yasaklı turistler kapsamına düşüyor.

Artık Avrupa, eğer turizm zoruyla bir eğlence parkına dönüşüyorsa ya da dönüşecekse, bunu olabilecek en yüksek getiriyle gerçekleştirip, hiç değilse seçmenleri biraz olsun rahatlatmak istiyor. Ve öyle görünüyor ki artık eğlence parkında her aracı en yüksek bedellerle deneyimleyenler dışındakiler Avrupa’da pek istenmiyor.

Yalın Alpay

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir