Deprem, sorumluluk ve bağımsız medya

Deprem, sorumluluk ve bağımsız medya

İmar afları ile ruhsatsız yapılaşmanın önünü açanlar yönetmeye aday. Maalesef hala sorumlular yok, görevden alınanlar yok, ceza alanlar yok. Tam aksine itibarları iade edilen failler var. İktidar açısından kayıpların sorumlusu ise medyaydı. Oysa hatırlıyoruz ki deprem bölgesine devlet yetkililerinden önce bağımsız gazeteciler ulaştı.

6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli ve yaklaşık 11 ili etkileyen tarihimizin en büyük depremleri meydana geldi. Depremlerin üzerinden 1 yıl geçti.

15 milyona yakın insan bu depremlerden doğrudan etkilendi. Resmi verilere göre en az 50.000 kişi  hayatını kaybetti, birçok şehir tamamen yok oldu ve yüzbinlerce bina yıkıldı.

Depremin olduğu andan başlayarak iktidar depremden zarar gören insanları yardım etmek veya arama kurtarma faaliyetlerini yürütmek yerine gazetecilerle ve sosyal medyayı sansürlemeye öncelik verdi.

İmar afları ile ruhsatsız yapılaşmanın önünü açanlar İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni, 20 yıl boyunca Hatay’ı yönetenler/yıkanlar ise “muhalif” cenahtan tekrar Hatay’ı yönetmeye aday.

Maalesef hala sorumlular yok, görevden alınanlar yok, ceza alanlar yok. Tam aksine itibarları iade edilen failler var.

İktidar açısından kayıpların sorumlusu ise medyaydı.

Oysa hatırlıyoruz ki deprem bölgesine devlet yetkililerinden önce bağımsız gazeteciler ulaştı. İktidara yakın medya organları her şeyin kontrol altında olduğunu ifade ediyordu. Ancak bağımsız gazeteciler ve medya organlarına ve elbette en önemlisi orada yaşayan insanlara göre ise deprem bölgesine ilk 3 gün hiçbir şekilde yardım ulaşmamış, arama kurtarma faaliyetleri yapılmamıştı.

İktidar bu sebeple depremin ikinci günü Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı aracılığıyla bir video hazırlamış ve gazetecileri/sosyal medya platformlarının dezenformasyon yaptığını iddia etmişti.

İktidar görevlileri daha ilk günden itibaren deprem bölgesinde çalışan gazetecilerden Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından verilen basın kartını göstermelerini talep etmiş ve basın kartı olmayan bazı gazetecilerin deprem bölgesinden haber yapmasını engellemeye çalışmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan deprem sonrası yaptığı ilk basın açıklamasında ise sosyal medyada yazılanları not ettiklerini ve zamanı gelince bu defteri açacaklarını ifade ederek sosyal medya kullanıcılarına ve gazetecilere gözdağı vermişti.

İktidar depremin yarattığı kaos ve can pazarıyla mücadeleyi öncelemek yerine depremin 2. günü Twitter Türkiye yönetimi ile bir toplantı düzenledi. Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla iktidar Twitter yönetiminden öncelikle “dezenformasyonla” mücadele ve bazı gazeteci hesaplarının da bloke edilmesini talep etmişti.

KURTARMA DEĞİL KARARTMA

Ancak insanların en çok şaşırdığı/anlamadığı ve öfkelendiği durum ise Twitter’ın toplam 8 saat erişme engellendiği sansür oldu. Türkiye’de ana akım medyanın yüzde 90’ından fazlası iktidar kontrolünde ya da iktidara yakın sermaye gruplarının elinde. Bu nedenle de Türkiyeliler ülkede neler olup bittiğini genellikle sosyal medya platformlarından ya da bağımsız internet haber portlarından alıyor.

Depremin ilk anından itibaren ise tüm ülke olarak Twitter üzerinden haberler almaya başladık. Enkaz altında kalan birçok insan sosyal medya hesaplarından oldukları yeri, açık adreslerine kadar Twitter’dan paylaştı, yardım çığlıklarını oradan duyduk, arama kurtarma faaliyetinin ve yardımların organize edilmesini sosyal medya üzerinden yaptık. Çünkü haber alabileceğimiz ve organize olabileceğimiz çok fazla platform yok.

İktidarın ihmalini, eksikliklerini ve afetle mücadele için kurulmuş kurumlardaki yolsuzluk ve liyakatsizliği yine Twitter’dan duyduk, duyurduk.

İktidar depremin yarattığı kaos ve can pazarıyla mücadeleyi öncelemek yerine depremin 2.günü Twitter Türkiye yönetimi ile bir toplantı düzenledi.

Bu toplantıda iktidarın bazı talepleri vardı. Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla iktidar Twitter yönetiminden öncelikle “dezenformasyonla” mücadele ve bazı gazeteci hesaplarının da bloke edilmesini talep etmişti.

Twitter bu baskıyı ve talepleri kabul etmedi. Bunun üzerine depremin henüz ikinci gününde Twitter bir mahkeme kararı olmaksızın erişme kapatıldı. Enkaz altında kalanlar ve arama kurtarma faaliyetleri için en kritik saatler olan depreminin ikinci günü İnsanlar Twitter’a 8 saat boyunca ulaşamadı, bölgeden haber akışı ve arama kurtarma faaliyetleri büyük bir sekteye uğradı.

Bu sansür hem Türkiye toplumunda hem de dünya kamuoyunda büyük bir tepkiye neden oldu. Enkaz altında kalan on binlerce insan hala yardım beklerken, birçok arama kurtarma faaliyeti organizasyonu sosyal medya üzerinden örgütlenirken, 11 şehir ve depremden etkilenen 15 milyon nüfusun neye ihtiyacı olduğunu sosyal medya üzerinden öğrenirken ve bölgeye yapılan yardımların önemli bir kısmı bu şekilde organize edilirken, en kritik saatlerde sosyal medyaya erişim kısıtlanmıştı.

Bu tepkiler sonrası iktidar yetkilileri yine hiçbir açıklama yapmaksızın Twitter’a erişimi tekrar açtı. Ancak enkaz altında olanlar için hayati önemde olan saatleri kaybedilmişti.

Medyaya baskı sadece sosyal medyayı erişime kapatmakla bitmedi elbette. Onlarca gazeteci fiziki saldırıya uğradı, habercilik yapan birçok gazeteci gözaltına alındı, davalar açıldı ve tutuklamalar oldu.

Kendileri de depremzede olan gazeteciler Ali İmdat ve İbrahim İmdat depremzedeler için gönderilen çadırların depremzedelere ulaştırılmadıklarını haberleştirdikleri için tutuklandılar.

ÇADIRLARIN DEPREMZEDEYE ULAŞMADIĞINI HABERLEŞTİRENLER TUTUKLANDI

Örneğin kendileri de depremzede olan gazeteciler Ali İmdat ve İbrahim İmdat depremzedeler için gönderilen çadırların depremzedelere ulaştırılmadıklarını haberleştirdikleri için tutuklandılar. Gazetecilere yöneltilen suçlamalar ise kamuoyunda dezenformasyon kanunu diye ifade edilen “Halka yanıltıcı bilgiyi alenen yayma “suçlamasıydı. Bu gazeteciler halkın ihtiyaçlarını haberleştirdikleri için özgürlüklerinden alıkonuldular.

Yine deprem bölgesinden ilk günden bu yana haberler geçen gazeteci Mir Ali Koçer haber geçtiği şehir Adıyaman’da depremde hayatını kaybeden ve enkaz altında olan insanları cenazelerinin kaldırılmadığı için şehrin koktuğu ve maske takmak zorunda kaldığını söylemesi üzerine hakkında “halkı yanıltıcı bilgi yaymaktan” ötürü soruşturma açıldı. Onlarca gazeteci, bilim insanı, vatandaş hakkında dezenformasyon yaptıkları iddiasıyla soruşturmalar açıldı. Bu soruşturmaların bir kısmı davaya dönüştü ve yargılamalar hala devam etmektedir.

Türkiye’ni az sayıdaki bağımsız televizyon kanalları da deprem döneminde yaptıkları gazetecilik gerekçe gösterilerek cezalandırıldılar. Halk TV,Tele1 ve Fox TV deprem sonrası Türkiye toplumunun en çok izledikleri televizyon kanalları oldu.

Bu üç bağımsız televizyon, gazetecilik sorumlulukları gereği olarak iktidarın ihmallerini, deprem yolsuzluklarını, toplumun ihtiyaçlarını cesurca haberleştirdiler. İlk günden bu yana bütün zorluklara ve engellemelere rağmen deprem bölgesinden haber yapmaya çalıştılar.

Türkiye’de internet ve televizyon yayıncılığını denetleyen Radyo ve televizyon üst kurulu bu üç televizyona da deprem sonrası yaptıkları yayınlar gerekçe göstererek 5’er kez yayın durdurma cezası ile idari para cezası verdi. Zaten büyük şirketlerden ve kamu kurumlarından reklam alamayan bu televizyon kanaları için bu cezaların ne anlama geldiği çok açık.

Sansür burada da bitmedi. Türkiye’nin en popüler ve eski katılımcı sözlüğü olan Ekşisözlük, doğrudan iktidara bağlı olan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından erişime engellendi. Binlerce yazarı olan ve günlük yüzbinlerce kez okunan Ekşisözlük’ün erişime engelleme nedeni ise depremde yaşanan ihmaller ve eksikliklerden bahseden içeriklerdi. Ekşisözlük ile beraber yüzlerce gazetecinin ve medya organın da hesaplarına erişim engellendi.

Bu deprem felaketi bir kez daha gösterdi ki bağımsız gazetecilik sadece ifade özgürlüğü açısından değil aynı zamanda insan hayatının varlığı açısından da çok çok önemli.

BAĞIMSIZLIK GAZETECİLİK İNSAN HAYATI AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ

Özetle tarihimizin en trajik ve büyük acısıyla mücadele ederken, enkaz altında çıkarılmayı bekleyen cansız bedenler, barınma ve beslenme sorunları çözülememiş yüzbinlerce insan varken, biz bir yandan da sansürle mücadele ettik.

Bu deprem felaketi bir kez daha gösterdi ki bağımsız gazetecilik sadece ifade özgürlüğü açısından değil aynı zamanda insan hayatının varlığı açısından da çok çok önemli.

Ve yine bu deprem felaketti bir kez daha gösterdi ki baskıcı rejimler açısından bağımsız habercileri ve medyayı engellemek insan hayatını kurtarmaktan çok daha önemli bir durum.

Bu dosyada, 11 ildeki yıkım hepimizi derinden yaralarken “bir daha olmasın” diyenleri, “seslerini duyuramayanları” ve “hesap vermeyenleri” tekrar hatırlıyoruz. Dosyamızdaki yazıları okumak için buraya tıklayınız.

Veysel Ok

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir