Küresel kervana geç katıldık

Küresel kervana geç katıldık

Hiç şüphesiz bundan sonraki süreçte TCMBnin faiz hamlelerinin ve aldığı kararların etkinliği tartışılacak. Enflasyonun yüksekliği, TCMBnin enflasyonu düşüreceğine ilişkin inancı daha önemli hale getiriyor. TCMBnin söylemleri ile tutarlı adımlar atması ve kararlı duruşu beklenti yönetimi açısından çok önemli ki bu da fiyatlama davranışlarını etkiliyor.

Haziran ayında ekonomi kurmaylarının değişmesinin ardından, TCMB art ardına politika faizinde artışa gitti. Haziran’daki toplantıda faizde yukarı yönlü ilk adımı atarak indirim sürecini 27 ay sonra sonlandıran TCMB, politika faizini 6,5 puan artışla yüzde 15’e yükseltmişti. TCMB’nin ilk PPK toplantı metninin can alıcı noktasını, parasal sıkılaştırma sürecinin başlayacağı, para politikasının etkinliğinin artacağı ve sadeleştirme sürecinin kademeli olarak yapılacağı oluşturmuştu. Ancak metinde yer alan, politika faizinin enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar gerektiği zamanda ve gerektiği ölçüde kademeli olarak güçlendirilebileceği ifadesi her toplantıda faiz artışı olmayacağı şeklinde bir beklenti doğurmakla birlikte, temmuz toplantısında politika faizi 2,5 puan artışla yüzde 17,50’a çıkarıldı.

Enflasyon dinamiklerine rağmen temmuz ayında faiz artışının sınırlı kalması ve TCMB’nin haziran ayı toplantı özetinde gösterdiği cesareti temmuz ayındaki aksiyonuna yansıtamaması enflasyon beklentisini de beslediği için enflasyonu baskılayamayacağı ve sadece artış hızını yavaşlatabileceği yönünde değerlendirmelerim olmuştu. Kuşkusuz enflasyonla mücadelede politika faizi artışı önemli bir adımdı ama yükselen enflasyon beklentisine rağmen yavaşlayan faiz artış hızı politikanın etkinliğini de olumsuz etkilemişti. Nitekim TCMB Ağustos toplantısında 7,5 puanlık artışla faizi yüzde 25’e, Eylül toplantısında 500 baz puan artırarak yüzde 25’ten yüzde 30’a yükseltildi. Ekim ayında da olağan toplantısını gerçekleştiren TCMB politika faizini 5 puan artırarak yüzde 35’e çıkardı.

Son karara ilişkin basın duyurusunda; önceki belirsiz ifadelerin yer almadığı, ne yapılacağının gayet net olarak belirtildiği ve TCMBnin “şahin” bir tavır sergilediği görüldü. Beklentileri yönetmek açısından bunlar olumlu gelişmeler.

TCMBDAN DAHA NET VE ŞAHİN BİR TAVIR

Merakla beklenen Kasım PPK toplantısında Perşembe günü beklentilerin üzerinde (beklenti 250 baz puan idi) 500 baz puanlık bir artış gerçekleşerek politika faizi yüzde 40 seviyesine çıkarıldı. Böylece üst üste 6 kez faiz artışı gerçekleşmiş oldu. Zaten TCMB Başkanı Sayın Erkan, yılın 4. Enflasyon Raporu’nda da, “Enflasyonla mücadelede kararlıyız,” açıklamasını yinelemişti. Şüphesiz TCMB’nin aldığı faiz artış kararları normalleşme yolunda atılan önemli adımlar olmakla beraber aslında geç kalınmış kararlardı. Zira küresel merkez bankalarının faiz indirimini tartışmaya başladığı bir dönemde biz hala faiz artışını tartışıyoruz.

Son karara ilişkin basın duyurusunda; önceki belirsiz ifadelerin yer almadığı, ne yapılacağının gayet net olarak belirtildiği ve TCMB’nin “şahin” bir tavır sergilediği görüldü. Beklentileri yönetmek açısından bunlar olumlu gelişmeler.

Metinde, dezenflasyonun tesisi için gerekli parasal sıkılık düzeyine önemli ölçüde yaklaşıldığı, bu nedenle parasal sıkılaştırma hızı yavaşlatılarak sıkılaştırma adımlarının kısa bir zaman diliminde tamamlanacağı ancak parasal sıkılaştırma sürecini destekleyecek miktarsal sıkılaşma kararlarının devam edeceği açıklaması dikkat çekici. Çünkü mayıs ayı için enflasyon tahmini yüzde 70’lerde iken, açıklamadaki kısa zaman dilimi endişe verici oldu. Ayrıca alınan karar para politikası açısından olumlu olmakla beraber karar sonrası yapılan açıklama, “Politika faizi konusunda gereken yapıldı; aralık ayında da bir faiz artışı gerçekleştirilerek, bekle gör politikası izlenecek” beklentisini güçlendirdi. Her ne kadar TCMB’nin güçlü duruşu ve aldığı kararlar siyaseten de kabul edilmiş gibi görünse de TCMB’nin bu açıklaması, “Bundan sonrası hükümete kaldı” sonucuna götürmekle kalmayıp, yerel seçimlere yaklaştıkça elinin kolunun bağlanacağı düşüncesini kuvvetlendirdi.

Nitekim siyasi otorite ve ekonomi kurmayları enflasyonu düşürme konusunda kararlılıklarını dile getirmekle birlikte, büyümeden de taviz verilmediğini her fırsatta vurguluyor. Sayın Yılmaz’ın, Hem enflasyonu düşüreceğiz hem de ekonomiyi belli bir düzeyde büyütmeye devam edeceğiz.” açıklaması bunun örneklerini oluşturuyor.

SİYASİ OTORİTE VE ENFLASYONLA MÜCADALE

“Siyasi irade TCMB’nin politikasını sahiplendi mi?”, “Yoksa sahiplik seçimlere kadar mı olacak? Günlerce ekonomi gündeminde geniş yer bulan Nas seçimlerden sonra ekonomi politikasında tekrar referans olur mu?”  sorularının yanıtları zaman içerisinde alınacak. Zaten bu endişe 5 yıllık CDS primi 337’ye düşmesine, yabancı raporları olumlu gelmesine ve yapılan ziyaretlerle ekonomi politikası anlatılmasına rağmen yabancı sermayenin gelmemesinin nedenleri arasında yer alıyor. Hatta yerel seçimlerden dolayı ekonomi politikasının kesintiye uğrayacağı ve yapısal reformların hayata geçirilmeyeceği endişesi de bu gelişme de etkin rol alıyor.

Nitekim siyasi otorite ve ekonomi kurmayları enflasyonu düşürme konusunda kararlılıklarını dile getirmekle birlikte, büyümeden de taviz verilmediğini her fırsatta vurguluyor. Sayın Yılmaz’ın, “Hem enflasyonu düşüreceğiz hem de ekonomiyi belli bir düzeyde büyütmeye devam edeceğiz.” yönündeki açıklamasına benzer bir değerlendirme de Sayın Şimşek’ten geldi. Şimşek’in, “Enflasyonu düşürmekte kararlıyız, zira fiyat istikrarı yüksek büyümenin ön koşulu.” açıklaması bunun örneklerini oluşturuyor.

Hiç şüphesiz bundan sonraki süreçte faiz hamlelerinin ve TCMB’nin aldığı kararların etkinliği tartışılacak. Enflasyonun yüksekliği, TCMB’nin enflasyonu düşüreceğine ilişkin inancı daha önemli hale getiriyor. TCMB’nin söylemleri ile tutarlı adımlar atması ve kararlı duruşu beklenti yönetimi açısından çok önemli ki bu da fiyatlama davranışlarını etkiliyor. O nedenle ABD enflasyonu yüzde 4’lerde ve bizimki gibi yıllardan beri sürüp gelen kemikleşmiş bir enflasyon olmamakla birlikte faiz indirimi konusunda Fed’den çekimser açıklamalar gelirken, bizim faiz hamlelerinin sonuçlarını konuşmamız oldukça erken olur.

Bu arada bir diğer önemli konu ise, krediler kanalı ve miktarsal kısıtlamaların nasıl devam edeceği. Zaten TCMB’nin zorunlu karşılıklarla ilgili uygulamaları devreye sokması ile sistemdeki likidite fazlası çekilmeye başlandı. Fakat iç talebi kesecek önlemler hane halkının ve düşük ücretli kesimin enflasyonu önleme yükünü daha artıracak. Aralık ayında asgari ücret görüşmeleri başlıyor. Asgari ücret konusunda eli son derece açık olan hükümet kamu çalışanı ve emeklileri için aynı bonkörlüğü gösterecek mi? Yoksa mali disiplin öne sürülerek bütçeye gelecek yük bahane mi edilecek? Bu sorunların yanıtlarını elbette ki alacağız ama mayıs ayında tavan yapacağı beklenen enflasyon karşısında şimdilerde 13 bin TL’ye ulaşan açlık sırının ve 44 bin 718 TL’yi bulan yoksulluk sırının altında kalacak ücretlerin insani krizi daha da görünür hale getireceği göz ardı edilmemeli.

Serap Durusoy, Prof. Dr., Akademisyen

Serap Durusoy
Tüm Yazıları - Serap Durusoy (hepsini gör)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir