Filistin’de Türkiye’nin yeri yok

Filistin’de Türkiye’nin yeri yok

Bu savaş Filistin coğrafyası ve sürecindeki aktörleri bir kez daha tanımlayacak. Türkiyenin tek şansı Hamas. Hamas kalırsa ne ala, kalmazsa ya da kolu kanadı kırılırsa Filistin coğrafyası ile tek muhatap ile çalışmanın, taraf olmanın faturası önümüze gelecek ve sahayı tamamen kaybedeceğiz. Tek alternatif Mahmud Abbas ile yetinebiliriz belki. Teselli olur.

Hamas’ın saldırısı ile başlayan süreç, AKP’nin dış politikasının Türkiye’yi Ortadoğu’da getirdiği yerin daha net görünmesini sağladı.

Türkiye Arap Baharı adı verilen süreç öncesinde de Arap-Ortadoğu dünyasına uzaktı. AKP’nin iktidara gelmesi sonrasında Osmanlı izinden gidilerek ilişkilerin yeniden canlandırılması hedeflendi. Ancak bu canlandırma, eşitler arası bir ilişki değil, Osmanlı’dan kalma alışkanlıkla üstenci bir niyet taşıyordu.

Arap Baharı sürecinde hesapların tutmaması bir yana, var olan pozisyon da kaybedildi.

Bu süreç öncesinde en azından Ortadoğu’nun coğrafyasına da dertlerine de “uzak” sayılırdık. Bu da sıkı değil ama düzeyli bir ilişki sürdürmemizi sağlıyordu.

AKP’nin, Neo-Osmanlı hayalleri ile bodoslama daldığı süreç sonucunda neredeyse her başkentte “iç işlerine karışan, ülkeyi karıştırmaya çalışan ülke” konumuna düştük.

Proaktif politikayı başkalarının iç işlerine karışmak ile karıştıran dış politikamız sayesinde Türkiye artık “bölgenin önemli ülkesi” değil, bölgenin taraf ülkelerinden biridir.

“Taraf olamaz mı, kendi çıkarları doğrultusunda politika geliştiremez mi, bu sırada çeşitli muhataplar edinemez mi?” soruları sorulabilir elbette.

Koskoca Mısır devleti dururken, bu ülkenin “devletin güvenliğini tehdit eden terör örgütü; Suudi Arabistan ve BAE’nin tehdit olarak gördüğü Müslüman Kardeşler örgütü mü muhatap mesela?

Evet bunu yaptık. Öyle olmasaydı bu yaptığımızdan geri adım atıp Mısır ile Suudiler ile BAE ile ilişkileri düzeltmeye çalışır mıydık?

Katar, Müslüman Kardeşler ve Hamas ile Türkiyeden çok daha sıkı iş birliği içinde ancak Hamas için Erdoğan’ın yaptığı tanımlamaları yapmıyor. Yapması da gerekmiyor zaten. Filistin halkının çıkarlarını savunup savunmamak ayrı bir bağlam ama özellik ile Hamas’ı savunmaya kalkışırsanız bir Katar kadar olamazsınız.

Aynı durumu şimdi de yaşıyoruz.

Hamas’ın terör örgütü olup olmadığı ya da terör yöntemi kullanıp kullanmadığını tanımlamak Erdoğan ya da Dışişleri Bakanlığı’nın işi mi?

Katar, Müslüman Kardeşler ve Hamas ile Türkiye’den çok daha sıkı iş birliği içinde ancak Hamas için Erdoğan’ın yaptığı tanımlamaları yapmıyor. Yapması da gerekmiyor zaten. Filistin halkının çıkarlarını savunup savunmamak ayrı bir bağlam ama özellik ile Hamas’ı savunmaya kalkışırsanız bir Katar kadar olamazsınız.

Katar “tarafsızlığını” korumayı başardı. Bu nedenle Mısır ile beraber İsrail-Filistin savaşında arabulucu olabiliyor, en kritik dönemeçlerde bu iki ülkenin adı anılıyor.

Türkiye ise İİT ve Arap Birliği toplantısında olduğu gibi “yetkilendirilmek ile” yetiniyor. Sonra ardı ardına açıklamalar ile ateşkes, barış süreci içinde yer almak istediğimiz ilan ediliyor.

“Osmanlı hayalleri” içinde coğrafyanın küçük muhatapları olarak gördüğümüz Arap-İslam ülkeleri ise bu çağrılara kulak asmıyor.

Absürt dış politika, Hamas tarafında yer almakla sınırlı değil üstelik. Diğer taraf olan İsrail’e de söylemediğimizi bırakmıyoruz.

Yine soralım: Türkiye Hamas’ı açıktan destekleyip, İsrail’e net tavır alamaz mı? Elbette. Ama sorun tam da burada:

Bu tercihi yapıyorsanız, büyük çelişki sergileyerek “tarafsızlık pozu” verip araya girmeye çalışmayacaksınız. O zaman işte kimse sizi ciddiye almaz.

Üstelik zaten son 10 yılda coğrafyadaki hemen bütün ülkeler ile o veya bu şekilde sorunlar yaşadığınız için “sicil” sorunumuz varken.

İşin daha acı tarafı bu durum, sadece devletler düzeyinde değil, Filistin halkı nezdinde de böyle. Filistinliler Erdoğan Netanyahuya yüklenirken Türkiyenin İsrail ile ticari ilişkilerini devam ettirdiğini, Türkiye limanlarından kalkan kargo gemilerinin, tankerlerin İsrail limanlarına doğru yol aldığını bilmiyor mu?

İşin Batı tarafı da var. ABD ve Avrupa ile yaşanan süreç(ler) sonucu da, Ortadoğu’da soruna el atacak bir yakın partner aradıklarında ilk akla gelenlerden olmanızın önüne geçiyor.

Bütün bu gerçekler ortada dururken kendimize rol vehmedip çağrıda bulunuyoruz. Bu da hiç kimseye sahici gelmiyor. O nedenle Katar ve Mısır öne çıkarken, Türkiye Filistin’de var olamıyor.

İşin daha acı tarafı bu durum, sadece devletler düzeyinde değil, Filistin halkı nezdinde de böyle. Filistinliler Erdoğan Netanyahu’ya yüklenirken Türkiye’nin İsrail ile ticari ilişkilerini devam ettirdiğini, Türkiye limanlarından kalkan kargo gemilerinin, tankerlerin İsrail limanlarına doğru yol aldığını bilmiyor mu?

Herkes her şeyin farkında. İsmail Haniye, geçici ateşkes nedeni ile yayınladığı mesajda kimlere teşekkür etti? Lübnan, Yemen ve Irak’taki “İslami direniş” örgütlerine. Yani Hizbullah, Ansarullah ve Haşdi Şabi ile diğer örgütlere.

Devletler neden yoktu? Sadece konuştukları ve somut adım atmadıkları için. Türkiye’yi bunun dışında görmüyorlar.

Bu savaş Filistin coğrafyası ve sürecindeki aktörleri bir kez daha tanımlayacak. Türkiye’nin tek şansı Hamas. Hamas kalırsa ne ala, kalmazsa ya da kolu kanadı kırılırsa Filistin coğrafyası ile tek muhatap ile çalışmanın, taraf olmanın faturası önümüze gelecek ve sahayı tamamen kaybedeceğiz. Tek alternatif Mahmud Abbas ile yetinebiliriz belki. Teselli olur.

Musa Özuğurlu
Tüm Yazıları - Musa Özuğurlu (hepsini gör)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir