Türkiye'de bireylerin İngilizce konuşma konusundaki çekinceleri ve hata yapma korkusu, hem kişisel gelişimde hem de kurumsal büyümede önemli bir engel teşkil ediyor. Seda Yekeler Eğitim Vakfı (SEYEV) Kurucusu Dil Bilimci Seda Yekeler, bu durumun milyonlarca dolarlık yurt dışı dil eğitimi harcamalarına yol açtığını ve Türkiye'ye gelen yabancı sermayenin büyük bir kısmının dil bilen şirketlere yöneldiğini vurguladı.
Yekeler, Türkiye'de yaygın olan "Anlıyorum ama konuşamıyorum" sendromunun altında yatan nedenin yetersizlikten ziyade, hata yapma endişesiyle oluşan toplumsal utançtan kaçınma refleksi olduğunu belirtti. Bu durumun, özellikle küresel ticarette İngilizce'nin hakimiyeti göz önüne alındığında, firmaların büyüme potansiyelini olumsuz etkilediğini ifade etti. Yekeler'e göre, aktif olarak yabancı dil kullanan şirketler, kullanmayanlara göre yüzde 30-40 daha hızlı büyüyebiliyor ve doğrudan yabancı yatırımların yüzde 80'i dil bilen şirketlere akıyor. Tercüman aracılığıyla yapılan pazarlıkların ise hem fiyatları düşürdüğünü hem de kar marjlarını azalttığını söyledi.
Dil ediniminde gramer odaklı yaklaşımların yerine, beyni dili üretmeye teşvik eden nöro-dilbilim temelli modellerin önemine dikkat çeken Yekeler, konuşmanın ancak beynin dili otomatik işlemeye başlamasıyla doğal olarak geliştiğini belirtti. SEYEV'in analizleri, Türkiye'deki dil eğitiminin pratik ve özgüven yerine kurallara odaklanmasının, bireylerde "mükemmel konuşamayacaksam hiç konuşmayayım" düşüncesine yol açtığını gösteriyor. Bu durum, gençlerin küresel fırsatları yakalamasını engelleyerek, "kendi fikrini dünyaya tercümansız anlatabilme" bağımsızlığından mahrum bırakıyor.
Yekeler, tek dilliliğin ekonomik etkilerine de değinerek, İngiltere'nin şirketlerindeki dil yetersizliği nedeniyle Gayri Safi Yurtiçi Hasılası'nın (GSYH) yüzde 3,5'ini (48 milyar sterlin) ihracat kaybı olarak yitirdiğini örnek gösterdi. Singapur'un çift dilli eğitimle kişi başına düşen gelirini 400 dolardan 80 bin doların üzerine çıkarması, Güney Kore'nin İngilizce'yi müfredata ekleyerek teknoloji pazarındaki payını yüzde 20'nin üzerine taşıması ve İsviçre'de çok dilli çalışanların yüzde 20 daha fazla kazanması gibi örneklerle dilin ekonomik önemini ortaya koydu. Türkiye'nin ise her yıl dil eğitimi için yurt dışına 2 milyar dolar harcadığını ve bu parayla nitelikli eğitim verilebileceğini veya katma değer oluşturulabileceğini belirtti.

