Köprüden önceki son çıkış, kaçırmayın…

Köprüden önceki son çıkış, kaçırmayın…

Aday listelerinin teslim edilmesine şuracıkta on gün kalmışken çok “zihni sinir”, fazlasıyla “kutunun dışından” ve hariçten bir fikrim var. Seçmenlerin önemli bir kısmını oluşturan kadın ve gençleri nüfustaki payları oranında temsil edecek belediye meclis aday listesi versin partilerden biri. Hepsinden bekleyemeyiz, bazılarının toplumsal cinsiyet rolleri hakkındaki önyargıları ancak mezara gittiklerinde değişir.

31 Mart 2024’te yapılacak mahalli idareler seçimine şunun şurasında 48 gün kalmışken, hangi yarışların daha fazla ilgiye mazhar olacağı şimdiden belli oldu. İstanbul hem sembolik değeri hem de sunduğu maddi olanaklar nedeniyle kraliçenin tacındaki yakut gibi parlamakta. Keza Ankara, kazananın merkezi hükümete rahatsızlık verebilmesini sağlaması nedeniyle ilgiye mazhar oluyor. “Gâvur” İzmir’in “düşmesi” zor gözüküyor, ama kim bilir, belki de olur diye objektifler oraya da yönelebilir. Zaten hemen her konuda olduğu gibi bu üç şehri saydığınızda başka bir şey söylemenize gerek kalmıyor, ülkenin sıklet merkezi bu şehirler hem iktisadi hem de siyasi açıdan.

Söz konusu bu şehirlerde de rekabet alternatif dünya görüşleri, kent vizyonları ya da proje önerileri üzerine gerçekleşmeyecek, kadim kutuplaşma sorunumuz sağ olsun bu seçimde de kimlik sayımı yapacağız. Siyasi parti tercihleri önce kimliklere sonra da kabile mensubiyetine dönüştüğünden kimsenin vaatleri ya da eleştirileriyle diğer kampın üyesinden oy alacak hâli yok; her günün bir referanduma sahne olduğu bu günlerde aradaki dereyi aşmak onca yatırımı yakmak anlamına gelir, değmez. Anketleri bir kenara bırakalım, ama seçmenin %85’inin bugünden kararını verdiğini, bu kararın da 9 ay önceki kararıyla büyük oranda örtüştüğünü söyleyenler haksız çıkmaz. Parti tercihinde farklılık gözlenebilir ama herkesin kendi %50’lik kampında kalmasını bekleyebiliriz.

Hâl böyleyken seçimin kimin kazanacağı seçmenin iradesinden çok bir takım masa başı kararlara bağlı. Cumhur İttifakı tarafında YRP’nin kendi bağımsız adayıyla yarışacak olması iktidar bloğunda oy kaybına yol açar diye uman kayda değer bir kesim var sanırım. Keza, İYİP ve DEMP’in seçimlerde kendi adaylarıyla yarışması da muhalefetin elindeki mücevherleri kaybetmesine yol açar diye düşünenler de var. Seçim takvimine göre aday listeleri 20 Şubat’ta teslim edilecek, o tarihe kadar birbirine hızla yaklaşan iki trene inen binen olmasa bile seçimden bir gün öncesinde de birilerinin lehine “çekilmek” mümkün, gördük. Listeler sunulduktan sonra pazarlık masasında istenen birkaç büyükşehir, beş on da ilçe belediyesini vermek mümkün olmaz ama başka uzlaşmalara gidilebilir. Özetle bu pilav daha çok su kaldırır, heyecan fırtınası bitmez.

Öte yandan 20 Şubat tarihi belediye pazarlıkları haricinde de bazı olanaklar sunmakta… Aynı gün ilçe belediye meclisi ve il genel meclisi üyelikleri için de aday listesi verilecek. Sadece İstanbul’da 1411 tane ilçe belediye meclisi üyesi seçilecek, bunların 272’si Büyükşehir Belediyesi meclisinde partilerini temsil edecekler, geri kalan 39 tanesi ilçe belediye başkanları. Resmi nüfusu 15 milyon olarak ülke büyüklüğünde bir coğrafyada küçümsenecek makamlar değil, zaten geçen seçimlerde adaylarca gösterilen muhabbet de bu makamların kıymetini gösteriyor. Belediye meclis üyeliklerine 9 bin 147 kişi aday olmuş, seçilme olasılığı altıda bir.

Siyaset yapmak bir sermaye işi ve kadınlardan maddi, sosyal ve sembolik sermayelerinin daha fazla olması bekleniyor erkek adaylara kıyaslandığında. Etnik köken, meslek, göçmen olup olmamak, şehrin çeperlerinde yaşayıp yaşamamak gibi diğer faktörler de işin içerisinde. Eğer yerel siyasetin bir anlamı, belediye meclislerinin bir işlevi varsa, değme Apartheid rejimine taş çıkarak bir kurumsallaşmış ayrımcılık var, bilelim.

Türkiye’de 102 bin kişi beşte bir kazanma olasılığıyla bu yarışa girmiş, bu da genel bir iyimserlik olduğunu gösteriyor. Ankara rakamlarını da verelim, başkentimizde kazanacak 623 şanslı kişi arasında yer almak için başvuranların sayısı 3 bin 267, yani o da altıda bir. Doğal olarak bazı “kesişimsel” farklılıklar var, İstanbul’da erkek bir adayın kazanma olasılığı %15, kadın bir adayın kazanma olasılığı %13. 30 yaşından bir adayın kazanma olasılığı %7, genç bir kadın adayın kazanma olasılığıysa %6. Genç adayların oranının %16, genç kadın adaylarının oranının %9 olduğu göz önünde tutulursa, gençlerin, kadınların ve genç kadınların zaten aday gösterilmediklerini, gösterilseler de kazanma şanslarının olmadığını görüyoruz.

İstanbul’da yaklaşık 7 bin erkeğe bir erkek meclis üyesi düşerken, bu oran kadınlarda 30 bine bir. Söz konusu 30 yaş altı İstanbullular olduğunda her 55 bin genç ve çocuk bir meclis üyesi tarafından temsil edilirken, genç erkeklerde bu oran 37 bine bir, genç kadınlarda 120 bine bir. Görüldüğü üzere ortalama bir erkek genç kadınların neredeyse yirmi katı fazla temsil ediliyor belediye meclislerinde.

Bu kadar matematik insanı yorar, malum. Ancak bu rakamlarda partiler arasında önemli bir fark olmadığını da söyleyelim. AK Parti’de kadın meclis üyesi oranı %16, CHP’de %20, diğer partilerde rakamlar benzer, tek istinası HDP ancak onun da 2 üyesinden biri kadın. Aday gösterme oranları da yüzde 25’ler civarında değişiyor, AK Parti %20, HDP %26. Özetle kadınlar -ve mutlaka gençler ve genç kadınlar- hangi siyasi partide olursa olsun belediye meclislerinden dışlanıyorlar.

Burada biz seçmenlere de görev düşüyor, bizi temsil etmeye tenezzül buyurmayanlara da oy vermeyelim, ders alsınlar bari… Ayrımcılığa uğradığı hâlde “tıpış tıpış” oy vermeye gidenlere de “oh olsun!” deriz.

Böyle bir farklılığa ayrımcılık adı vermekten başka bir çaremiz yok. Toplumun bir kesimini diğerinden yirmi kat daha fazla temsil eden bir sistem bir tür kast sistemi değildir de nedir ki? Daha detaylı analiz yapacak olsak başta tür ayrımcılıkların da mevcut olduğunu kesin görürüz. Siyaset yapmak bir sermaye işi ve kadınlardan maddi, sosyal ve sembolik sermayelerinin daha fazla olması bekleniyor erkek adaylara kıyaslandığında. Etnik köken, meslek, göçmen olup olmamak, şehrin çeperlerinde yaşayıp yaşamamak gibi diğer faktörler de işin içerisinde. Eğer yerel siyasetin bir anlamı, belediye meclislerinin bir işlevi varsa, değme Apartheid rejimine taş çıkarak bir kurumsallaşmış ayrımcılık var, bilelim.

Aday listelerinin teslim edilmesine şuracıkta on gün kalmışken çok “zihni sinir”, fazlasıyla “kutunun dışından” ve hariçten bir fikrim var. Seçmenlerin önemli bir kısmını oluşturan kadın ve gençleri nüfustaki payları oranında temsil edecek belediye meclis aday listesi versin partilerden biri.

Hepsinden bekleyemeyiz, bazılarının toplumsal cinsiyet rolleri hakkındaki önyargıları ancak mezara gittiklerinde değişir. Ama ilericilik kisvesine bürünmüş partilerden bunu bekleyebiliriz, neden olmasın? Tabii burada biz seçmenlere de görev düşüyor, bizi temsil etmeye tenezzül buyurmayanlara da oy vermeyelim, ders alsınlar bari… Ayrımcılığa uğradığı hâlde “tıpış tıpış” oy vermeye gidenlere de “oh olsun!” deriz.

Emre Erdoğan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir