Mutlak butlan kararı ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olması sonrası Özgür Özel ve arkadaşlarının ne yapmaları gerektiği konusunda pek çok öneri içeren yazı okuduk.
Çok kabaca iki öneri var ortada. İlki parti içinde kalarak mücadele etmek. İkincisi ise yeni parti ve/veya seçime girme yeterliliği olan bir partiye geçme.
GERÇEKÇİ OLAN MÜMKÜN MÜ?
Yukarıda ifade ettiğim ilk seçenek yani Özel ve arkadaşlarının parti içinde kalarak mücadele etmeleri normal şartlar altında en gerçekçi seçenek olduğu halde aynı zaman da mümkün olmayandır.
Evet, Özel ve onu destekleyenler hem Meclis’te, hem yerel yönetimlerde hem de tabanda güçlü. Yani parti içinde kalıp mücadele ettiklerinde başlayacak yeni kurultay sürecinde şansları Kılıçdaroğlu ve yönetiminden çok daha fazla.
Bu açıdan onlara partide kalıp mücadele etmeleri tavsiyesinde bulunmak en rasyonel olanı.
Bunu bizim kadar, Kılıçdaroğlu ve yönetimi de biliyor olmalı. Bu yüzden Hasan Bülent Kahraman'ın “bürokratik uzlaşma” olarak tanımladığı hukuki süreçleri kullanmaları konusunda teşvik edici olacak ve zaman kazanmaya çalışacaklardır.
Bu yüzden için de kurultay sürecini söylendiği gibi kısa sürede başlatmayacaklarını düşünüyorum. Bu süreci davanın kesinleşmediği gerekçesiyle zamana yayacaklarını düşünüyorum.
Dahası bu süreçte Özel’i siyaseten yalnızlaştırmak üzere onu olmasa bile yakın çalışma arkadaşları ve ekibinden pek çok ismi tasfiye edecek görünüyorlar.
ZOR AMA GERÇEKÇİ SEÇENEK
Buna karşı ikinci seçenek yani yeni bir parti ile yola devam etmek ilkine karşı zor ama bir o kadar gerçekçi seçenek olarak karşımızda durmaktadır.
Zorluğunun ilk nedeni ekonomi görünse de; bu aşamada bana kalırsa esas zorluğu olası yeni partinin siyasi konumu, buna uygun kadro ve söylem sorunudur.
Eğer olası yeni parti sadece CHP’den ayrılanların kuracağı parti olursa ancak Y-CHP olur.
Bu açıdan olması gereken siyasal ve toplumsal muhalefetteki farklı kesimlerle kuracağı taşıyıcı koalisyonlarla güçlü bir muhalefet bloku oluşturmaktır.
ÖNCELİK DEĞİŞİMDEN YANA OLMAKTIR
Tam burada bu yeni partinin siyasi yelpazedeki yeri gündeme gelecektir.
Asgari demokrasi ve demokratik ölçülerin olduğu ülkede; siyasi partiler; bireye, topluma, ekonomiye, dış politikaya bakışları ile birbirinden farklılaşırlar. Bu farklılaşmaya bakarak partilerin yelpazedeki yerini —mutlak olmasa, sosyal koşullara göre görece değişse de— kestirebilir ve o partinin siyaseten solda mı, sağda mı durduğunu söyleyebiliriz.
Bu açıdan “sağ/sol” dikotomisi içindeki kavramlar, demokrasinin asgari niteliklerine sahip ülkelerde hâlâ açıklayıcıdır.
Ne var ki söz konusu Türkiye olduğunda, bu kavramlar tek başına açıklayıcı olma konusunda yetersiz kalır.
Türkiye’de siyasi partilerin konumları konusunda daha üst kesende “statüko-değişim” dikotomisi daha açıklayıcıdır.
Bunun temel nedeni, devlet-toplum ilişkisindeki asimetridir. Türkiye’de siyasal alana bakıldığında devlet çok güçlü iken buna karşı toplum çok zayıftır. Bu asimetrinin en kritik sonucu, büyük harfle “Siyaset”in yani toplumsal talepleri temsil eden, onları kamusal alana taşıyan Siyaset'in -istisnai dönemler dışında- kurumsal olarak olmamasıdır.
Siyasi partilerin varlığı, seçimlerin yapılması tek başına Siyaset'i garanti etmez. İstisnai dönemler dışında Türkiye'de partiler var olmuş, ama Siyaset olmamıştır. Ve bu Siyaset, toplumsal talepleri, sorunları, sivil alanda olan "siyaset"e izin vermediği için olamamıştır. Yani devletten meşruiyet alan "Siyaset" olmuş, toplumsal talepleri, sivil alanı ilgilendiren "siyaset" olmamıştır.
Bu açıdan, Siyasetin olmadığı yerde partilerin kendini sağcı-solcu diye ayrıştırmaları çok anlamlı değildir.
Türkiye için durum budur.
Meşruiyetini devletten alan, siyasal önceliğini topluma değil devlete endeksleyen, kurumsal varlık ve sürekliliğini devlet imkanları ve yarattığı rantın paylaşılması ile sürdüren partilerin adları ne olursa olsun ortak keseni “statüko”dur.
Bu açıdan Türkiye'de siyasetin esas işlevi, çoğu zaman var olan devlet-toplum ilişkisinin asimetrik yapısının korunması olmuştur. DP ve ANAP'ın ilk yılları ile AK Parti'nin ilk dönemi, CHP’nin 72-76 dönemleri bu yapıyı kırma yönünde irade gösterse de, sonuçta ilk üçü devlete eklemlenmiş, CHP seçimi kaybetmiş ve sonrasında 1980 Darbesi gelmiştir.
Bugün CHP’nin kurumsal temsil olarak toplumdan devlete taşınmasını amaçlayan mutlak butlan süreci de tam budur. Yani CHP’yi devlete yeniden eklemleme, yerli ve milli muhalefet çizgisine çekme.
Bu tablo, sağ-sol ayrım ve siyasal pozisyonlarının anlamını, değerinin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Yalnızca, partilerin yerini sağ-sol değil statüko-değişim ekseninde okumanın daha açıklayıcı olduğunu gösterir.
YERLİ VE MİLLİ MUHALEFET: SİYASETSİZLİĞE DAVET
Bugün Cumhur İttifakı bileşenleri bir bütün olarak statükoyu temsil ediyor. Dahası ittifakın iki büyük partisi, kurdukları ideolojik hegemonyayla "yeni bir Türkiye" kurma iddiasında; "Türkiye Yüzyılı" söylemi esas olarak budur. Bu yüzden tüm muhalefeti "yerli ve milli" diye tanımladıkları alana davet ediyorlar. Oysa bu, adından içeriğine ve hedeflerine kadar muhalefetin hiçbir dahlinin olmadığı bir söylem. Yani özünde bir siyasetsizliğe davettir.
Özel liderliğindeki CHP ana taşıyıcı olmak üzere muhalefetteki kimi partiler ve toplumsal muhalefet hassasiyetleri aynı olmasa da değişimci konumda olduklarını ileri sürebiliriz. Sonuç olarak bu parti ve aktörler toplumsal talepleri ve sorunları siyasetin alanına taşıyor, düzenin değişmesini istiyorlar.
Sonuç olarak bugün değişim talebi ve pozisyonu aynı zamanda siyasete davettir.
YENİ PARTİNİN POTANSİYELİ
Bu tabloda CHP'ye, taşıdığı değişimci rol nedeniyle büyük bir sorumluluk düşüyordu. Mutlak butlan kararı ile o CHP’yi devletçi çizgiye çekileceği görülüyor.
Bu nedenle kurulacak yeni partinin kaçınılmaz pozisyonu değişimci olmak durumundadır. Yani devleti dışlamayan bir söylemle devlete mesafe almak; toplumsal talepleri ve sorunları kamusal alana yani siyasete taşımak özetle içinde olduğumuz devlet merkezli otoriterleşmeye daha çok demokrasi, daha çok özgürlük ve daha çok adalet temel söylemiyle siyaseten itiraz etmek olmalıdır.
Bu yeni parti kuşkusuz kuruluşuna öncülük etmesi gereken bir entelektüel/siyasal kadro olmak durumundadır. Bugünün Türkiye'sini sosyolojik, kültürel, kimliksel ve siyasal tercihler bağlamında —ve en başta var olan siyasi yelpazeyi— analiz etmesi gerekir. Çünkü değişimin önceliği merkezdir.
Buradaki merkez, değer eksenlerinin orta noktası değil; meşruiyetini toplumdan alan; sağ ve sol söylemi inkâr etmeden önceliği düzenin değişmesine veren; bu çabadaki farklı siyasi parti ve toplumsal aktörleri buluşturup uzlaştıran bir siyasettir bu merkez.
CHP'den doğacak partinin siyasal taşıyıcıları Özel ve Silivri’de olsa da Ekrem İmamoğlu'dur. Özel’in samimiyet,, dinamizmi, çabası ve bundan sonra daha fazla siyaset konuşması; İmamoğlu'nun ülkenin yerel değerlerine hâkim, onları dışlamadan evrensel değerlerle sentezleyen seküler ve özgürlükçü profilidir. Bu pozisyonu siyaseten merkez olarak tanımlayabiliriz.
TAŞIYICI KOALİSYONLAR ZORUNLULUĞU
Özel liderliğindeki yeni partini bu aşamada yapması gereken, toplumsal meşruiyet alanını genişletmek, topluma ve taleplerine daha çok açılmak, siyasal ve toplumsal ortaklarını çoğaltmaktır. Bunu da ancak güçlü bir "Türkiye hayali" programı ve bunu topluma taşıyacak nitelikli bir kadroyla yapabilir.
Özel ve ekibi şu ana kadar CHP içinde itiraz siyaseti yapıyorlar. Bunu hızla şu ana kadar görmediğimiz siyasal itiraza dönüştürmek durumundadır.
Türkiye kim ne derse desin kendi içine kapanmış durumdadır. Bu siyasetsizliği besleyen bir etki yaratmaktadır. Ama yeni kurulacak parti ülke içi siyasallaşma kadar; dünyada yaşananları, dönüşümleri, fırsatları okuyup tartışacak; adaptasyon üretecek siyaseti de ortaya koymalıdır.
Son olarak değişim siyaseti, merkezde başlayıp demokratlığı temel alan sosyal demokrat bir pozisyonu inşa etme çabası olduğu da ortadadır.
Odak Noktası 94 yazı Mutlak Butlan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ı "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) gerekçesiyle iptal etti ve Özgür Özel ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak kurultay öncesindeki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini karar kesinleşene kadar tedbiren göreve iade etti. Kararın öncesi ve sonrasında gelişmeleri yazarlarımız analiz ediyor. Tüm Yazılar

