Çok emin değilim ama yine de ben aklıma gelen konulara değineceğim.

2024 yerel seçimlerle birlikte Türkiye’de siyaset önce çok ısındı sonra da artık açık kavgaya dönüştü.

Bu kavganın, artık çok da sertleşen kavganın mutlaka bir nedeni, bir izahı olması gerekiyor.

Bizim siyasette sert kavgalar hep olageldi ama bugün bu sertliğin dozu bir izahat gerektirecek kadar artmış durumda.

Tüm bu olan bitenlerin artan milli gelir, bu milli gelirin azımsanmayacak bir bölümünü oluşturan kamu kesimi ve bu kamu kesimi yönetiminin ürettiği muazzam rantları anlamadan izah etmek hiç mümkün değil.

Bir buçuk trilyon dolarlık milli gelirin yaklaşık yüzde otuz beşi kamu kesimi yani yine yaklaşık üç yüz yetmiş beş (375) milyar doları; bu 375 milyar dolarla kamu ihaleleri yapılıyor, kamu istihdamının maaşları ödeniyor, cari harcamalar yapılıyor, vs.

Ama bizde kamu kesimi asla bunlarla sınırlı değil, bu 375 milyar doların ihaleler dışında kalan kesimi de tam temiz değil ama nispeten biraz daha az kirli.

Ancak, kamu kesimi dediğin zaman kamu bankaları kredileri var, Varlık Fonu skandalı var, Doğan Holding’in kamu bankası kredisi ile el değiştirmesi skandalı var ve çok sayıda başkaları var.

Konu sadece kamu bankaları da değil maalesef, merkezi ve yerel devletin kriterleri meçhul tahsisleri, verdiği izinler, imar planları, ormanlık alanların orman niteliğinden çıkarılması, şeffaf olmayan özelleştirmeleri ve başkalarını da unutmayalım.

Dış ticaret işlemlerinde muazzam rantlar dönüyor, ithalat izinleri, çok keyfi korumacılık eylemleri işin cabası; döviz kurlarına baskı ile üretilen rantlar da muazzam.

Tüm bunların ve başka rant mekanizmalarının parasal değerlerini alta alta koyup topladığınızda karşınıza nasıl bir meblağ çıkıyor kimse bilmiyor çünkü hesaplaması adeta imkansız, bir deneme yapılsa da çok spekülatif olacak ancak şunu bir iktisatçı olarak söyleyebilirim, bu meblağ çok muhtemelen bizim milli gelirin çok üzerinde.

Fransa, Birleşik Krallık, Almanya gibi bizimkinden çok daha büyük ekonomilerde bile bu rant hacmi asla yok çünkü rant yaratan mekanizmalar ya rekabetçi piyasa ekonomisini etkin işleterek, ya da AB sisteminin parçası olarak bu rantları minimize ettiler, çok küçülttüler; kamu kesimi varsa rantlar da vardır, önemli olan bu rantları minimize etmektir, üstelik bazı rantlar da iyidir ama biz tersine yaptık, her türlü mekanizmayı dizayn ederek rantları maksimize etme yolunu tercih ettik.

Türkiye’de siyaset maalesef bütçede bir kamu hizmetleri sepeti miktar ve kompozisyon yarışı değil, rant yaratma ve bu rantların direksiyonuna geçme yarışıdır.

Ve yine maalesef kimse bu pis yarışın dışında kalamamaktadır çünkü pasta çok büyüktür, bu pastaya tenezzül etmeyecek siyasetçi yok değildir ama sayısı çok azdır, sistemi belirleyemezler.

Bu ülke parsel bazında imar değişikliği yasal yolsuzluklarını yaşamış bir ülkedir, ihale hukukuna tamamen aykırı olarak ihalelerin her gün artan bölümü ahlaki sınırları çok zorlayarak kanunun 21-b maddesi ile verilmektedir.

Pasta bu kadar büyük, pastaya çatal-bıçak sallamak da siyasetten geçiyorsa, bu çok sert kavgayı anlamak mümkün.

İşin ilgin tarafı da, aslında mekanizmaların özünü kavramış iseniz hiç de ilginç değildir, muhalefet de çok büyük ölçüde bu rant paylaşım mekanizmalarının tam göbeğindedir, mangalda kül bırakmayan muhalif seslerin hiç Türkiye’nin utanç verici bir biçimde parçası olmadığı, olmak istemediği, Moldovya üye mesela, Dünya Ticaret Örgütünün Global Procurement Agreement’in (Global kamu ihaleleri sözleşmesi) altına neden imza atmadığını sorduğunu duydunuz mu, duyamazsınız çünkü AKP merkezi devlette yatırımcı bakanlıklarda, yerel devlette de muhalefet ihalelerin direksiyonunu rekabetçi, kayırmacılığı çok zorlaştıran modellere bırakmak istemiyorlar, insanın aklına Horace Mccoy’un eski ama klasik bir kitabı geliyor: “Mafyanın dışında kim kaldı?”.

Bugün CHP yönetimine büyük haksızlıklar yapılıyor, kimse bunun aksini savunamaz “Bilmem Ne Haberde” görevli değilseniz ama CHP de siyasetin merkezine iktidarla değil, rantlarla ve özelikle de rant yaratan mekanizmalarla savaşmayı alabilse idi bugün hem Türkiye hem de CHP bambaşka bir noktada olurdu diye düşünüyorum. 

Türkiye’de siyaseten en bilgili adam galiba Recep Tayyip Erdoğan, çözmüş işi, önüne siyasi ahlak yasası önerisi geldiği zaman “Partiye ilçe başkanı bulamayız” demedi mi?

“Yiğidi(?!) öldür ama hakkını ver” demişler, Erdoğan hem parçası olduğu hem de mekanizmalarını epey geliştirdiği rant sistemini en iyi anlamış kişi ülkemizde muhtemelen.