Bilebildiğim kadarıyla Türkiye’de bugüne kadar yapılmamış akademik bir araştırma konusu bu.

Araştırmanın sonucu Türkiye için çok ama çok önemli, bütçe açıklarının, dünya şampiyonluğuna oynayan enflasyonun bir açıklaması çıkabilir bu araştırmadan; belki de en önemlisi hem merkezi devlet hem de yerel devletler (yerel yönetimler) düzeyinde yaşanan ve utanç verici düzeylere çıkmış, devleti ve ülkeyi sürekli olarak dibe çeken yolsuzlukları anlamak, analiz etmek için de kanımca en düzgün yöntem.

Mikroiktisat teorisinde, çok basitleştirerek söylüyorum, rekabetçi fiyat ve tekelci fiyat kavramları var, rekabetçi fiyat üreticilerin piyasa fiyatını veri aldıkları fiyat, tekelci fiyat ise piyasa fiyatının üretici ya da bir üretici grubu tarafından belirlenebildiği fiyat; ilave etmeye gerek yok aslında ama rekabetçi fiyat tekelci fiyatın altında oluşuyor tüketici için, tekelci fiyatta bir de tekel rantı mevcut.

Kamu alımları piyasasında fiyat kavramı geleneksel mikroiktisat teorisinin fiyat kavramından biraz farklı ama bir benzetme, hatta güçlü bir benzetme mümkün.

4734 sayılı Kamu İhale Kanununun ilgili maddelerinde de bu fiyatlama yöntemine gönderme yapmak mümkün.

Kamu İhale Kanununun 19. Maddesi açık ihale usulünü belirliyor, bu usulde verilen tekliflerin ve ihaleyi kazanan şirketin teklifinin mikroiktisat teorisindeki rekabetçi fiyata benzediği söylenebilir.

Kamu İhale Kanununun 20 (belli istekliler arasında ihale usulü), 21 (pazarlık usulü) ve 22. (doğrudan temin yöntemi) Maddeleri çerçevesinde,  verilen teklifleri ise daha ziyade oligopol ve monopol piyasaları fiyatlarına benzetebiliriz, bire bir aynı şey değiller ama yine de bu analoji çok yanlış değil.

Başka bir ifade ile de 19. Madde ile verilen ihalelerde oluşacak fiyat yani vergi mükellefinin yükü 20, 21 ve 22. Maddelere göre verilecek ihalelerde oluşacak fiyattan daha düşük olacak, ihale ile yapılacak hizmet daha ucuza yapılmış olacak, bütçeden aynı hizmete ayrılacak para daha az olacak.

Kamu İhale Kanununun 19., 20., 21. ve 22. Maddelerinde hangi usule hangi koşullarda uyulacağı yazılı, bu bir kanun ve bu kanuna uymak zorunda hem merkezi devlet hem de yerel devletler (yerel yönetimler). 

Kamu İhale Kurumu senede iki kez çok düzgün kamu ihaleleri istatistiki bilgilerini yayınlıyor ve bu yayınlarda görüyoruz ki her sene adeta muntazaman 19. Maddeye göre yani rekabetçi usulle verilen ihalelerin oranı hem merkezi hem de yerel düzeylerde azalıyor, 20, 21 ve 22. Maddelere göre verilen ihalelerin oranı ise artıyor, birincilik ise 21. Maddede.

Bu oran kaymasının sonucunda da oligopolcü ve monopolcü ihale piyasaları genişliyor, tekelci fiyatlar rekabetçi fiyatlara oranla piyasalara egemen oluyor ve böylece de ihale ile üretilen kamu malı ve hizmeti bütçede çok daha pahalı hale geliyor.

Ve belki de en önemlisi bu 19’dan 20, 21 ve 22’ye kaymanın ilgili maddelerde gerekçesi pek mevcut değil, yasanın ilgili maddelerinde olmayan gerekçelerle gerçekleşen bu sapmalar maalesef akla tekelci fiyatlarla, tamamen keyfi biçimde belirlenen fiyatlarla oluşan ihalelerde yolsuzluk söylentilerine tavan yaptırıyor, bu keyfi sapmalar hem merkezi devlet hem de yerel yönetimlerde adeta aynı oranlarda.

Son yirmi senede verilen ihalelerde 19, 20, 21 ve 22. Maddelerdeki gerekçelere uyulmuş olunsa idi acaba aynı hizmet sepeti ne kadar daha ucuza, vergi mükellefine daha az yükle üretilebilir idi, bu konuda bir araştırma bilmiyorum, kolay da değil ama kanımca çok önemli.   

Bu duruma bir çözüm üretmek lazım ama hiç de kolay değil çünkü Türkiye çok önemli bir iktisatçının, Ann Krueger’in ünlü makalesinde örnek verdiği “rent-seeking society’lerden yani rant kollayan toplumlardan biri hatta belki de birincisi; bizim ülkemizde en zor iş her türlü rantla, iktisadi rantlarla ve pozisyon rantlarıyla mücadele, bu nedenden ihale rantlarıyla sadece iç dinamiklerle mücadele çok zor, hatta imkansız.

Yapılması gereken ilk aşamada AB ile müzakere sürecini canlandırmak, bir anlamıyla da yeniden müzakereleri açmak ve 5 no’lu kamu alımları dosyasının müzakereye açılması ile işe başlamak.

İkinci aşama ise AB tam üyeliği olmalı.

Bunlar olabilir mi?

Çok zor çünkü devlet bunu istemiyor, kanıtını isterseniz Dışişleri Bakanlığı AB Başkanlığı internet sayfasına giriniz, “Ulusal Eylem Planı 2021-2023” 2026’nın ortasına geldik hala yenilenmedi ve çok daha vahimi de bu Planda sıralanan müzakere dosyalarında sıralama 1,2,3,4,  ,6 diye gidiyor, 5 no’lu dosya kaynatılmış, bu dosya nedir diye merak edeniniz çıkarsa ben size söyleyeyim, “Kamu İhaleleri” dosyası, bırakın ihale piyasasını AB rekabetine açmayı devlet(?????) dosyanın görülmesini bile istemiyor.

Her bu konuya eğildiğimde bir umutla açıp son Ulusal Eylem Planına bakıyorum, “sehven!!!!!” unutulan bu dosya herhalde listeye konmuştur diye ama yine yok, yine yok.

Devletin en önemli bakanlıklarından biri resmi evrakta tahrifat yapar mı diye düşünüyorum hep, umarım sehven konmamıştır

“Böyle devlet olur mu?” diye sorarsanız, cevap belli: “Sehven Devlet” ama üst aklı var değil mi?