Evcilik… Hepimiz oynadık. Bir koltuk, bir masa, belki bir tahta kaşık. Biri “ben anneyim” derdi, biri “ben babayım.” Roller dağıtılır, oyun başlardı. Kimse seçim yapmazdı, kimse sandığa gitmezdi. Yeter ki koltuğa otur, yeter ki rolü sahiplen.
Çocukluğun en masum aldatmacası buydu:
Koltuğu alan oyunu kurar.
Büyüyünce anlıyorsun. Gerçek hayatta koltuk seni oyun kurucu yapmaz. Seni lider seçen, o koltuğa kimin oturttuğudur.
Kılıçdaroğlu koltuğa oturdu. Mahkeme izin verdi. Kurultay hükümsüz sayıldı, genel başkanlık hukuken iade edildi. Koltuk aynı koltuk, rozet aynı rozet, bina aynı bina.
Ama seçmen çoktan başka bir hikâye yazmıştı.
CHP’nin yarım asırlık bir özlemi vardı: Birinci parti olmak. Onlarca seçim geçti. Onlarca yenilgi, onlarca “bu kez olacak” cümlesi duyuldu. Kılıçdaroğlu döneminde de o eşik aşılamadı.
Sonra parti değişti.
Hava değişti.
Seçmen değişimi gördü.
Sandığa gitti ve CHP’yi birinci parti yaptı.
Kılıçdaroğlu olmadan.
Meydanlar doldu, bayraklar sallandı, insanlar yıllar sonra ilk kez gerçek bir kazanma duygusu yaşadı. Tam o sırada biri çıkıp “ben genel başkanım” dedi.
Çünkü mahkeme öyle demişti.
Ama siyaset sadece hukuk değildir. Meşruiyet sadece mahkeme salonunda değil, sandığın başında kurulur.
Maçı oynamayanın kupayı kaldırmaya çalışması bu yüzden kimseyi ikna etmiyor.
Koltukta oturmak kolaydır. Seçmenin karşısına çıkmak zordur. İnsanların oyunu istemek, o oyun yükünü taşımak, her gün o iradenin hesabını vermek zordur. Mahkeme kararı bunların hiçbirini vermez. Sadece koltuğu verir.
Koltuk ise yalnızca bir mobilyadır.
Anlamını oturan değil, oturtan verir.
Ve mesele artık CHP’nin iç meselesi değil.
Mesele sadece Özgür Özel de değil, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu da.
Asıl rahatsızlık sandıkta.
Çünkü iktidarlar en çok kaybetme ihtimalinden korkar. Bu yüzden seçilmiş belediye başkanları kayyum tehdidiyle yaşıyor. Bu yüzden muhalefetin her kazancı mahkeme kararlarıyla, soruşturmalarla, siyasi mühendislikle kuşatılıyor.
Bu artık bir parti kavgası değil.
Bu, seçmenin iradesiyle iktidarın gücü arasındaki mücadeledir.
Ve böyle zamanlarda tarafsızlık diye bir yer kalmaz.
Bir tarafta sandığın verdiği yetkiye sahip çıkanlar var.
Diğer tarafta o yetkiyi hukuki manevralarla geri almaya çalışanlar.
Evcilik oynayanlar koltukta otursun.
Biz sandığın ağırlığını taşıyanların yanındayız.
Halkın karşısına çıkma cesareti gösterenlerin,
kaybetmeyi göze alanların,
kazandığında bunun bedelini ödeyenlerin yanında.
Çünkü gerçek meşruiyet mahkeme kararlarında değil, milyonlarca insanın pusulaya bıraktığı iradede doğar.
Nitekim Özgür Özel tarihe geçecek bir yürüyüş yaptı.
Geri almak üzere binayı terketti.
Yağmurun altında binlerle beraber Meclis’e yürüdü.
Toma’ya tırmandı.
Tarihi görüntüler yaşandı.
Bir koltuk geri alınabilir.
Bir bina mühürlenebilir.
Bir partiye dava açılabilir.
Bir belediye başkanı hapse atılabilir.
Ama halk bir kez inanmaya başladı mı, artık hiçbir karar eski düzeni geri getiremez.
Sandık susturulmaz.
Sadece günü gelir, yeniden konuşur.

