Yazının sonunda söyleyeceğimiz başta söyleyelim; toplumla, toplumu temsil eden siyasetle kavgalı bir devlet, güçlü olmaz.
Geçtiğimiz günlerde nParti’de gelen açıklamalar mutlak butlan kararının, çözüm sürecini de sekteye uğratabileceğini açıkladılar. Yine MHP içinden de butlan sürecinin çözü sürecini ikinci plana attığına dair eleştiriler geldi.
Diğer yandan son iki gün içinde silah bırakacakların hangi şart ve koşullarda Türkiye’ye gelebilecekleri, Öcalan’ın konumunu da içerecek yasal çerçeve için adımlara atılmaya başlandığı ve taslağın Öcalan’a da sunulduğu bir bilgisi paylaşılmaya başladı.
Bir yanda Kürt sorunu gibi devasa büyük bir sorunu çözmeye niyetlenmiş bir devlet, diğer yandan ana muhalefet partisini mutlak butlan ile siyaseten etkisizleştirmeye çalışan bir iktidar.
Diğer yanda bu adımları daha arka planda başka bir hedefe yönelik somut adımlar olduğu gerçeği de var.
Devlet/iktidar bloku dünyadaki ve bölgedeki olası gelişmeleri dikkate alarak yani “dış tehdit”e karşı Kürt sorununu çözmek ikinci planda olsa PKK’nın silah bırakmasını istiyor.
Ama esas olan ise devletin kendini dönüştürmesi. Devlet bunun için de ideolojik ortaklık kurduğu partilerle ortaklık içinde.
Ve bunun için de zayıf bir toplumsal muhalefet -ki bunu yerli ve milli” olarak tanımlıyorlar.
Bu büyük hedef için dışarda PKK’nın silah bırakmasını, içerde ise bu dönüşüme itiraz etmeyen, onun parçası olan bir siyasi muhalefet istiyor. Toplumsal talepleri, tepkileri “dış tehdit” bahanesi ile tamamen görmezden geliyor.
DEVLET/İKTİDAR NEGATİF, TOPLUM POZİTİF BARIŞ İSTİYOR
PKK’nın silah bırakmasına indirgenen süreç bir anlamda sadece negatif barışa kilitlenmiş durumda. Devlet ile iktidar bu konuda “şimdilik” uzlaşmış görünüyor, çünkü iktidar, iktidar olma halini de korumak istiyor ve süreç nedeniyle oy kaybetmek istemiyor.
Bu açıdan süreci kalıcı hale getirecek olan pozitif barış talepleri şimdilik bekleme odasında.
Buna karşı toplum ve siyasal muhalefet ise sadece Kürt sorunun çözülmesi değil her alanda pozitif barış istiyor.
Ülkede yaşanan siyasi alanın, demokrasinin, temel hak ve özgürlükler gibi pek çok alanda çok ciddi daralma söz konusu. Buna karşı çıkan sadece CHP değil muhalefetteki pek çok partiden bu sürece direnç var.
Bütün bu siyasal ve toplumsal taleplere karşı iktidar/devlet bloku adım atmaya niyetli değil. Çünkü bu talepler yeterince güçlü ve toplumsal değil. Baskıyı her gün biraz daha bastırarak rıza üretmeye çalışıyor.
MUHALEFETİ BÖLEREK İKTİDARDA KALINIR AMA DEVLET GÜÇLENMEZ
Bunun için siyasi ve toplumsal muhalefete baskı sürekli hale getirilmiş durumda. CHP’li belediyelere operasyon, gazetecilerin, sendikacıların tutuklanması bu sürecin parçası.
İşte mutlak butlan kararı da bu süreçten bağımsız değil.
Daha önce de ifade ettim mutlak butlanın iki hedefi var; ilki Erdoğan karşısına güçlü bir aday çıkmasını önlemek; ii) muhalefetin bölünmesi ile Meclis çoğunluğunu elde edecek iktidar/devlet bloku.
Peki bu adamlar, varsaydıkları gibi devleti güçlendirir mi?
Toplumsal muhalefetin bastırıldığı, ülkede otoriter dozun arttığı, toplumsal mühendisliğin derinden devam ettiği ülkede devlet güçlü olur mu?
Sadece güçlü görünür ama olmaz.
Devleti güçlü kılacak olan şey, toplumla barışması, toplumun devleti sahiplenmesidir. Bunun yolu da toplum siyasal süreçlere katılımının artması, siyasal alanın, demokrasinin, temel özgürlük alanlarının genişlemesinden geçer.
Barış sürecini kalıcı hale getirecek olan da pozitif barıştır, demokrasidir, özgürlüklerdir.
Toplumun yüzde 50’sinden daha geniş bir kesimiyle kavgalı olan bir devletin güçlü olma şansı yoktur. Topluma rağmen değil toplumun parçası olduğu bir devlet güçlü olur.
BELİRSİZLİK DÖNEMİNDE SİYASET
Sonuçta devlet/iktidar blokunun varsaydığı küresel dönüşüm dönemleri her zaman bir belirsizlik içerir. Böyle zamanlar her ülke gibi Türkiye’nin önünde uluslararası hiyerarşide yükselebileceği bir fırsatlar sunabilir.
Peki bu nasıl gerçekleşir ya da gerçekleşebilir?
Devletlerin bunun gerçekleştirebilmesinin üç koşulu var;
- İçerde toplumsal meşruiyeti güçlü bir siyasal iktidar,
- Güçlü bir ekonomi ve
- Bunlardan güç alıp, risk alan bir siyaset.
Gerçekçi bir okuma yaptığımızda Türkiye’nin ilk iki koşula sahip olmadığını söyleyebiliriz.
İktidar/devlet bloku ilk koşulu sağlamak için mutlak butlan kararı ile Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’yi iktidar blokuna eklemleyerek toplumsal meşruiyeti güçlendireceğini düşünüyor. Ama bunun gerçekleşmesinin güç olduğunu ifade edelim.
Ne yazık ki, iktidar/devlet blokunun tercih ettiği Türk Tipi Alaturka Başkanlık Sistemi, hukuk yerine keyfiliği kurumsallaştırdığı siyasi meşruiyetini kaybettiği gibi, ekonomideki sorunlar da bırakın çözülmeye her yıl artarak devam etti.
Böyle bir ortamda iktidar/devlet bloku bulunduğumuz coğrafi konumdan kaynaklı “konjonktürel” imkanlar ile kendini vazgeçilmez sanıp, oyun kurucu olduğunu savunuyor.
Ne yazık ki, Türkiye oyun kurucu değil ama sahip oldukları ile oyun bozucu bir devlettir.
Dünyada popülist/otoriter liderler çoğalsa da; bunu taşıyacak doğal kaynak ya da başka ekonomik gücünüz yoksa sahip olabileceğiniz tek güç; demokrasidir.
Nitekim uluslararası ilişkilerde güçlü devlet olmanın yolu, toplumu dışlayarak değil ondan meşruiyet alarak olur.
Bugün iktidar/devlet bloku kaybettiği toplumsal meşruiyeti baskı ile elde etmeye, rıza üretmeye çalışıyor.
Özel liderliğinde CHP ve diğer siyasal ve toplumsal muhalefetin güçlü bir devletin baskı, otoriterleşme ile değil demokrasi, özgürlük ve adalet ile sağlanabileceği konusunda ortaklaşması ve Türkiye ittifakını, bu ortak kesenler üzerine kurması önem kazanıyor.
Eğer olacaksa bu ittifakın bir parçası da kaçınılmaz olarak DEM Parti olmak durumundadır.
Bugün çözüm süreci ile önlerine sunulan proje, onlara kamusal alanda Kürt kimliği ile eşit vatandaşlık değil, Müslüman üst kimliği altında Kürtlüğü kültürel bir zenginlik olarak kabul gören bir anlayışın ürünüdür. Çünkü onlara vaat edilen de demokrasi, özgürlük, adalet değil Öcalan üzerinden rıza üretme ve iktidara destek talebidir.
O yüzden içinde olduğumuz dönemde devletin toplumla, bu toplumun taleplerini siyasete taşıyan partileri dışlama yerine onları kapsayan demokratik bir dönüşüm için adım atmalıdır.
