Siyasette geri dönüşler her zaman güçlü görünür. Çünkü geri dönen kişi yalnızca kendisi değildir; geçmişi, hafızayı, yarım kalan hesapları ve eski meşruiyetini de yanında getirir. Ama siyaset yalnızca dönmekten ibaret değildir. Çünkü bir lider yeniden sahneye çıktığında toplum ona geçmişte ne yaptığını sormaz önce. Daha zor bir soru sorar:

“Bu saatten sonra ne yapacaksın?”

Bugün Kemal Kılıçdaroğlu etrafında oluşan tartışmanın merkezinde de aslında bu soru var. Konu yalnızca bir genel başkanlık meselesi değil. Mesele, uzun yıllar bir siyasi hareketi yönetmiş bir liderin yeniden yön belirlemek istemesi durumunda topluma ne söyleyeceği.

Çünkü uzun süre yönetmiş bir ismin önündeki en büyük sorun görünür olmak değildir.

Hesap vermektir.

Türkiye’de siyaset çoğu zaman geçmişi çok hızlı unutuyor. Oysa uzun süre liderlik yapmış her siyasi figür yalnızca başarılarını değil, eksik bıraktıklarını da taşır. Bu yüzden geri dönüşler romantik değil; muhasebecidir.

Bir lider yeniden etkili olmak istiyorsa önce şu sorularla karşılaşır:

Ne yaptın?

Ne değiştirdin?

Ne kurdun?

Ve daha önemlisi:

Neden şimdi?

Kemal Kılıçdaroğlu yaklaşık on üç yıl boyunca CHP’nin başında kaldı. Bu süre boyunca partinin oy tabanı genişledi, yerel yönetimlerde önemli başarılar elde edildi, farklı ittifak modelleri denendi ve uzun yıllar ulaşılamayan bazı seçmen gruplarıyla temas kuruldu. Bunlar siyasal gerçekliğin parçaları.

Ama aynı dönemde ağır seçim yenilgileri yaşandı.

Cumhurbaşkanlığı seçimi kaybedildi.

Muhalefetin yükselen toplumsal beklentisi iktidar değişimine dönüşmedi.

Ve en önemlisi, seçmenin önemli bir kısmında şu duygu oluştu:

“Bir şeyler eksik kaldı.”

Siyasette bazen insanlar yenilgiyi affeder.

Ama eksik kalmışlık hissini zor affeder.

Çünkü toplum sonuç kadar yön de görmek ister.

İşte tam burada geri dönüş zorlaşıyor.

Çünkü geri gelen kişi artık sıfırdan başlamaz.

Arkasında bir bilanço vardır.

Bugün yeniden yön verme iddiası varsa, doğal olarak şu soru ortaya çıkar:

Madem bugün yapılması gerekenleri biliyordun, o zaman neden yapmadın?

Eğer parti içinde bir temizlikten, yeniden yapılanmadan, yeni kadrolardan ya da farklı bir örgüt anlayışından söz ediliyorsa toplum bunu şöyle okuyabilir:

Bu ihtiyaçlar şimdi mi ortaya çıktı?

Yıllarca yöneten yapı bunları neden gerçekleştirmedi?

Çünkü siyasette en zor savunma geçmişe karşı yapılır.

Bir lider muhalefeti eleştirebilir.

Rakibini eleştirebilir.

Yeni yönetime eleştiri getirebilir.

Ama uzun süre kendi kurduğu düzenin sonuçlarını açıklamak zorunda kaldığında iş değişir.

Özellikle burada çok kritik bir eşik var.

Siyasette geri dönüşler iki şekilde olur.

Birincisi: Bir kriz anında güven üretmek için geri dönülür.

İkincisi: Geçmişte yarım kalan hesabı tamamlamak için.

Ama toplum üçüncü bir şeyi bekler:

Yeni bir cümle.

Çünkü siyaset yalnızca hafıza değildir.

Beklentidir.

Ve bugün seçmen çok daha zor ikna oluyor.

Artık insanlar yalnızca tecrübeye teslim olmuyor.

Enerji arıyor.

Temas arıyor.

Hız arıyor.

Sahicilik arıyor.

Özellikle muhalefet seçmeni uzun süredir yalnızca temsil edilmek değil, iktidar alternatifi görmek istiyor.

Bu yüzden herhangi bir geri dönüşün toplumsal karşılığı yalnızca hukuki meşruiyetle kurulamaz.

Siyasal meşruiyet gerekir.

Siyasal meşruiyet ise şu soruya cevap verir:

Bundan sonra ne değişecek?

Eğer cevap geçmişin düzeltilmesi ise toplumun ilgisi sınırlı olur.

Eğer cevap geleceğin kurulması ise insanlar dinlemeye devam eder.

Burada belki en zor mesele de şu:

Uzun süre yönetmiş liderlerin çoğu zaman en büyük riski rakipleri değildir.

Kendi dönemleridir.

Çünkü insan yıllarca bulunduğu yerde hem başarıların hem eksiklerin sahibi olur.

Bu yüzden geri dönüşlerde toplumun hafızası çok sert çalışır.

Yapılanlar da hatırlanır.

Yapılmayanlar da.

Kurulanlar da.

Kurulamayanlar da.

Belki bugün siyasette sorulması gereken en önemli soru da budur:

Bir lider yeniden geldiğinde gerçekten geleceği mi getiriyor…

Yoksa geçmişi düzeltmeye mi geliyor?

Çünkü ikisi aynı şey değil.

Ve bazen siyasette en güçlü hareket geri dönmek değildir.

Bir sonraki dönemin önünü açmaktır.

Bir siyasi figürün büyüklüğü yalnızca ne kadar süre yönettiğiyle ölçülmez.

Kendisinden sonra ne bıraktığıyla ölçülür.

Kadrolar mı?

Kurumlar mı?

Yeni bir siyaset kültürü mü?

Yoksa hâlâ kendi yokluğunda ayakta kalamayan bir yapı mı?

Çünkü sonunda tarih çok basit bir soru sorar:

Uzun süre elindeydi.

Ne yaptın?

Ve bugün bu soru yalnızca bir kişiye değil, bütün siyasi hareketlere yöneliyor.