Dün Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36'ncı Hukuk Dairesi, CHP'nin 38'inci Olağan Kurultayı ile 21'inci Olağanüstü Kurultayı'nın iptali istemiyle açılan davada, her iki kurultay hakkında da 'mutlak butlan' kararı verdi.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi'nin (BAM) kararında şu ifadelere yer verildi: “Mutlak butlanla sakatlanmış 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultay ile göreve gelen Genel Başkan Özgür Özel'in, Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin, Parti Meclisi üyelerinin ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına ve 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultay öncesi görevde bulunan Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin karar kesinleşinceye kadar tedbiren görevi üstlenmelerine, göreve iadelerine ihtiyati tedbir kararının, gereği için Yüksek Seçim Kuruluna, Ankara İl Seçim Kuruluna, Çankaya 4. İlçe Seçim Kuruluna ve Ankara Valiliğine gönderilmesine karar verilmiştir.”

Bu karar uzun süredir konuşulanın gerçekleşmesi yani bir anlamda “malumun ilanı” oldu.

Nitekim, neredeyse bir aydır bu kararın çıkacağı konuşuluyordu.

AK Parti eski Milletvekili Şamil Tayyar önceki hafta mutlak butlan kararının yazıldığını, sadece açıklanması için uygun konjonktürün beklendiğini ifade etti.

Yine önceki akşam TGRT'de Ankara Temsilcisi Fatih Atik, kararın bu akşam (cuma) UYAP'a yükleneceğini açıklamıştı.

Bunun bir işaretini de, CHP'nin önceki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, önceki gün yaptığı video açıklama ile vermişti sanırım.

Yine aynı gün CHP eski PM Üyesi Ali Haydar Fırat'ın yayınladığı 10 maddelik “partiye sahip çıkma” çağrısını da bu kapsamda değerlendirmek mümkün.

İstinafın aldığı bu karara kurumsal olarak CHP’nin vereceği cevabı bu yazıyı okuduğunuzda görmüş olacaksınız.

ÖZGÜR ÖZEL'İN YAPMADIKLARI

Yukarıda ifade ettim, bu karar göz göre göre geldi. Ve açıkçası mevcut yönetim de, eski yönetim de CHP'nin yargının nesnesi olmasını önlemek için hiçbir şey yapmadılar.

Artık şu bir gerçek; Kemal Kılıçdaroğlu -ve ekibi-, 2023'te yapılan 38. Olağan Kurultayı'nda delegelerin Özel lehine ikna edildiklerine inanıyorlar.

Kılıçdaroğlu bunu kamusal/toplumsal alanda açıkça ifade etmese de öz fikir olarak buna hep inandı.

Bunu Özel ve yönetimi bilmiyor muydu?

Açıkçası bilmemesi mümkün değildi.

Peki bunun böyle olmadığı, olağan kurultayda usulsüzlük yapılmadığı konusunda Kılıçdaroğlu'nu ikna etme konusunda adım atıldı mı?

Hayır.

Dahası, Özel ve yönetimi, ilk yerel seçimde Kılıçdaroğlu'nu desteklemiş olanları istisnalar hariç aday göstermedi.

Kucaklayıcı olması gereken genel merkez bu yönde adım atmadı.

KEMAL KILIÇDAROĞLU'NUN YAPMADIKLARI

Evet Genel Merkez, kurultayı kazandıktan sonra kucaklayıcı olmadı. Ama seçimi kaybeden Kılıçdaroğlu ve ekibi de, kurultay sonrasında seçimi haksız biçimde kaybetmeleri iddiasını siyasete taşıma konusunda hiç adım atmadılar, inandıklarını parti içi siyasetin konusu yapmadılar.

Kılıçdaroğlu değil ama onun adını kullanan, onun adına konuştuğunu, hareket ettiğini söyleyen insanlar yargıya başvurarak, sadece duyumlar üzerinden suç duyuruları, ihbarlar yaparak kurultayla ilgili yargı sürecinin başlamasının yolunu açtılar.

Kılıçdaroğlu tek bir açıklama ile bu süreci durdurabilirdi. Yapmadı. O, bu konuda açıklamayı Genel Merkezin yapması gerektiğini ifade etti.

Belli ki, yukarıda ifade ettiğim gibi kurultayda usulsüzlük yapıldığına olan inancı, bu açıklamayı yapmasına engel oldu.

Ancak şu da bir gerçek, bugün mutlak butlan dahil olmak üzere CHP’nin uğradığı tüm yargısal süreçler somut deliller üzerinden değil sadece partinin gerçek bir iktidar adayı olmasından kaynaklanmaktadır.

Erdoğan ve iktidar bloku sadece yerelde değil kurumsal olarak CHP’yi de siyasi felce uğratmak için tüm araçlarını kullanmış ve görünen o ki başarılı da olmuştur.

İktidarın bu hedefini kuşkusuz Kılıçdaroğlu da, ona yakın isimlerde bilmemelerine imkan yoktur. Ne yazık ki, içlerinde taşıdıkları küçük iktidar hırsları, partinin potansiyel olarak sahip olduğu büyük iktidar hedefinin önüne geçmiştir. Bunu insani bir zaaf mı yoksa siyasi bir basiretsizlik olarak mı görmek gerekiyor açıkçası bilmiyorum. Ama bunun çocuklarına bırakacakları iyi miras olmadığını biliyorum.

SORUMLULUK İKİ LİDERİN OMUZUNDA

Evet, üstteki tespitleri ilk defa yapıyor değilim. Defalarca yazdım.

Ve bu süreçte iki lidere siyaseten sorumluluk düştüğünü de.

Ve şimdi bu sorumluluğu üstlenme konusunda iki lidere her zamankinden daha çok görev düşmektedir.

Çünkü bu kararla CHP, tam da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın istediği biçimde siyaseten tartışma nesnesi haline getirilmiştir.

Özel ve yönetim CHP binalarını terk etmeyecek. Kılıçdaroğlu ve ekibi partiyi uzaktan yönetmeye çalışacak.

Bu tablo siyaseten bölünmüş CHP'nin fotoğrafıdır. Ve bunun aşılması CHP'nin önceliği olmalıdır. Ki, bu tam da Erdoğan'ın ve iktidarın istediği bir fotoğraftır.

Ki biliyoruz, Erdoğan ve iktidar bloğu uzun zamandır “yerli ve milli muhalefet” talebini dile getiriyordu. Bu talebin özü ise, CHP'nin Erdoğan ve iktidar bloğunun çizdiği siyasi alana çekme, onu Ankara’ya hapsetmedir.

Mutlak butlan hedefi ile buna ulaşacak mı göreceğiz.

İşte bu yüzden Kılıçdaroğlu'na bu aşamada çok büyük sorumluluk düşecek.

Ya mevcut yönetimi yok sayarak CHP'yi, Erdoğan'ın istediği bir ebedi ana muhalefet partisi olarak konumlayacak ya da hukuken görevi kabul etmeme durumunu veri alarak mevcut yönetimle işbirliği içinde demokratik Türkiye'nin ana taşıyıcı olmasının yolunu açacak.

Bu konuda sorumluluk Kılıçdaroğlu'ndadır. Siyasete onurlu bir veda etmek için eline bir şans daha gelmiştir. Umarım çevresinde yüksek sesle çıkan “küçük iktidar” taleplerine boyun eğmez.

Ve bugüne kadar gerçekleşmeyen diyalog ya doğrudan ya da dolaylı olarak gerçekleştirme yolunda adım atar. 

Bu satırları yazarken Kılıçdaroğlu'nun çevresine değil her şey rağmen onun çocuklarına ve torunlarına karşı olan sorumluluğa güveniyorum. Belki naif ama öyle...

SİYASET, SİYASETE SAHİP ÇIKTI

Dün alınan mutlak butlan kararının en önemli ve olumlu sonucu kuşkusuz Cumhur İttifakı dışında kalan muhalefet partilerinin yaptıkları açıklamalar ile mutlak butlana sert biçimde karşı çıkarak CHP’ye destek olarak siyasete sahip çıkmalarıdır.

Bu ortaklaşma, Cumhur İttifakı'na karşı uzun süredir savunduğumuz “Demokrasi Koalisyonu”'nun bir anlamda temelidir.

Erdoğan ve iktidar bloğu siyasetin alanını bu mutlak butlan kararı ile sıfır noktasına yaklaştırırken; muhalefetin mutlak butlan kararına karşı ayrı ayrı olsa da ortak bir temada itiraz etmesi umuttur.

Bütün mesele bu umudu büyütmektir.

ARTIK ERKEN SEÇİM KAÇINILMAZ

Dün açıklanan mutlak butlan kararının bir sonucu da erken/baskın seçimin artık kaçınılmaz hâle geldiğidir. Bu sonbahar ama olmazsa 2027 ilkbaharında.

Mutlak butlan karşısında muhalefetteki partilerin siyaseten ortaklaşması, iktidar blokunun isteyeceği en son şeydir ama bu oldu.

Bu aşamada muhalefetin yol haritası, sahiplendikleri siyasi alanı genişletecek ortaklı sürdürmek ve belki de üzerinde uzlaşacakları ortak bir aday arayışı olmalıdır.