Silivri’de devam eden İBB Davası duruşmaları bazen “şaşırtıcı” sürprizler, bazen insanı utandıran görüntüler, bazen de bir selamın, bir anının hüzne dönüştüğü anlara sahne oluyor. Nitekim dün salonda izlediğim duruşmada bunların bazılarına bizatihi şahit oldum.
Mesela hafta başında iş insanı Vedat Şahin, eşinin tutuklanma tehdidiyle verdiği ifadeleri geri çekti. Şahin, kendisini ziyaret eden bazı kişilerin “Bunları söylemezsen dışarı çıkamazsın” dediğini öne sürerek, bazı avukatların eşinin de tutuklanabileceğini söylediğini ifade ederek; savcılık ifadesinde yer alan bazı bölümlerin ise kendi beyanlarını yansıtmadığını söyledi.
Mahkeme Başkanı'nın, “Etkin pişmanlık ifadeleriniz konusunda sizi kim yönlendirdi?” sorusuna ise Şahin; bazı avukatların ve İsmail Mirsad Albayrak’ın adını vererek, suçlamaların ağırlığı karşısında sağlıklı değerlendirme yapamadığını ve yönlendirmeler sonucunda ifade verdiğini açıkladı.
Yine önceki gün gün Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erdinç Çolak savunma yaparken fenalaştı. Neden mi? Çünkü Çolak, 403 gündür tutuklu. Bu süreçte kalp damarımın değiştiğini, diyabeti olduğunu, hipertansiyon hastası olduğumu ifade edip; beton tabutun içinde her gün 16 tane hap içtiğini söyledi. Ve Çolak, “Şekerim düştü” diyerek kürsüde fenalaştı.
Ve dün İBB Muhtarlık İşleri Daire Başkanı Yavuz Saltık’ı dinledik mahkemede. Halkla İlişkiler, Sosyal Hizmetler ve son olarak Muhtarlık İşleri Daire Başkanlığı. Saltık her üç kurumda da hedefinin İstanbul’un yoksullarına, dezavantajlı gruplarına yardımı kendine şiar edinmiş bir bürokrat. Karadenizli ama eminim kendini doğu ve güneydoğuya daha yakın hissediyor. Savunmasında kendine atfedilen tüm suçlamaların ve hakkında hazırlanan bilirkişi raporunun neden gerçek olmadığını, ihaleler, hizmetler ve veriler üzerinden çürüttü.
YOKSULLUKTAN MEZUN OLMAK MÜMKÜN MÜ?
Saltık dün savunmasında sosyal hizmetlerde temel bir amaç eksiliğini ortaya koyarak; “sistem mezuniyeti” kavramını ortaya koydu. Bunu da; insanların sürekli destek alan bireyler olarak kalması değil, onlara sağlanacak imkan ve istihdamla hayata katılmaları, kendilerine yetebilmeleri olarak tanımdı. Yani amaç, insanları yoksullukları üzerinden bir sisteme, bir güce, bir iktidara mecbur etmek değil tam tersine onlara iş, çalışma imkanı ve fırsatı yaratarak kimseye muhtaç olmadan ayakta kalmalarını sağlamak. Yani insanların/ailelerin yoksulluktan mezun olması. Saltık bu süreçte yurdun dört bir yanında birçok insana dokunduğunu, onlara farklı vesilelerle yardımda bulunduğunu anlattı. Tam da burada salonda anlattığı hikaye herkesi hüzünlendirdi. Kendisi de...
Savunmasından aktarayım;
"Ben tutuklandığımın 3. ayında "Avukat görüşü var" dediler. Ben de avukat görüşüne çıktım, elimde kâğıtlarımla beraber kabine girdim. İçeride tanımadığım bir avukat vardı. O sıralarda da tabii böyle işte "etkin pişmanlık" hani, bu ve benzeri konularda şeyler ortalıkta dolaşıyor. Avukatı tanımadım. "Yavuz Saltık siz misiniz?" dedi, "Benim" dedim. "Siz kimsiniz?" dedim, ismini söyledi. Benim hafızam iyidir Başkanım, yani ayıptır söylemesi üzerime 27 yıl önce su sıçratan arabanın plakasını aklımda tutarım; o yüzden ama ismini hatırlayamadım avukatın, adını tanımadım yani. "Yavuz Bey" dedi, "beni Ağrı Doğubayazıt'tan şu isimli bir vatandaş gönderdi." Onu da hatırlayamadım. "Hoş geldiniz" dedim, "buyurun" dedim, "nedir? Size nasıl yardımcı olabilirim?"
"Yavuz Bey" dedi, "siz bundan 1-2 yıl önce..." Sayın Başkanım, konuşmamın başında dedim ya, hem özel sektörde çalıştığım yıllarda hem kamuda çalıştığım yıllarda çok çeşitli sosyal sorumluluk projeleri için hem Türkiye'nin yoksul bölgelerinde hem Balkan coğrafyasındaki soydaşlarımızın olduğu bölgelerde böyle sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştirdik. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeyken de bu projelere hiç ara vermedim. Herkes bilir; herkes tatilde, bayramlarda annesinin, babasının yanına gider, ailesiyle geçirir. Ben o anlamda eşim ve çocuklarıma karşı da mahcubum; ben bütün tatil zamanlarımı Doğu, Güneydoğu'da, İç Anadolu'da ve Balkan coğrafyasında geçirdim. "Siz" dedi, "Doğubayazıt'a gitmişsiniz bundan birkaç sene önce bir kış ayında." "Onu hatırladım" dedim, "evet hatırladım ben o konuyu." Ondan sonra orada, dedi, 2500 tane çocuğa ilçe milli eğitim, kaymakamlığın da desteğiyle, ilçe milli eğitimin de rehberliğinde biz bot ve mont getirdik 2500 çocuğa, yoksul çocuğa. "Onları da almışsınız" dedi, "evet" dedim. "O siz çalışmayı bitirdiğiniz akşam..." Doğubayazıt'ı bilenler vardır, trafiğe kapalı bir caddesi vardı, İsmail Beşikçi Caddesi. "Orada oturuyoruz" dedi, alçak tabureli evlerde çay içerken... "Sizin yanınıza" dedi, "bir çöp toplama işçisi geldi, aracın arkasından inerek." "Çok iyi hatırladım" dedim ben. Hatta sizi takdim etmişler; "İşte İstanbul Büyükşehir'den geldi arkadaşlarımız, böyle bir çalışma yapmışlar burada" diye. Siz bir de o çöp toplayan arkadaşla tanışmıştınız. Öyle durunca benim işte İstanbul'dan bu amaçla geldiğimi görünce, üstünde tabii şey kıyafeti vardı, işçi kıyafeti. Dedi ki Kürtçe söyledi: "Heval" dedi, "biraz kirli" dedi "üstüm. Sarılmak isterim ama" dedi, "üstüm kirli, o yüzden" dedi, "eldivenleri çıkaracağım, elim temiz" dedi. "İnşallah başka bir zamanda sarılırım ama" dedi, "bir elini sıkayım senin, elini sıkayım" dedi. "İnşallah bir gün de sarılabilirim" dedi. Orada arkadaşları çağırdılar onu ve oraya araca konuştular. Tamam, ben detayların hepsini biliyorum, hatırladım ben, evet. O çöp işçisi tutmuş avukatı. "Git" dedi, "Yavuz Bey'e selam söyle. Ona benim yerime de sarıl" dedi; çünkü bizim bot ve mont verdiğimiz çocuklardan biri onun kızıymış. Ben de dedim ki —kâğıtlar vardı, elimden düştü kâğıtlar— dedim ki Elazığ'da, Palu'da bir yaşlı amcadan öğrenmiştim, çok güzel bir sözdür, aklıma nakşetmişim: "Biz dostlarımızın azını çok, yokunu var sayarız." Söyle ona, onu geldi kabul ettim. Gönderdiği selamı da aldım; "Ser seran ser çavan".Belki de sadece bu sarılma için bile Silivri’de bu kadar kalmayı bile yeğleyebilir Saltık. Çünkü öyle biri.
BİR İNSANI SEVMEKLE BAŞLAYACAK HER ŞEY
Yukarıda söylediği; “Biz dostlarımızın azını çok, yokunu var sayarız.” sözü. Evet ölümlü insanların hayatında Saltık’ın ifade ettiği her şey sadece ve sadece sahici bir insanın gerçekliğini bize sunuyor. Ve bize düşen de bu sahiciliğe sahip çıkmak ve bunun yaşaması için çaba sarf etmek. Saltık bize, siyasetin ne olduğunu değil belki ama kimler için e nasıl yapılmasını gösterdi dün. Ve onun savunmasını dinlerken aklıma dizle geldi; “Bir insanı sevmekle başlayacak her şey”.
Mümkün mü?
Ve ne zaman?
Ama savunmasında aklımda kalan; “Arınacak, temizlenecek bir suçumuz hiç olmadı” sözü oldu.
İnsan sormadan edemiyor gerçekten bu davalarda murad edilen gerçekten denir; adalet mi?
Emin olamıyorum...
Bu yüzden dün mahkeme heyetine; tahliye değerlendirmelerinin daha kısa aralıklarla yapmasını, ceza alsa bile aldığı cezadan fazlasını yatanların tahliyesini isteyen İmamoğlu'nun çığlığı daha anlam kazanıyor.

