İçki üreticilerine teminat baskısı

İçki üreticilerine teminat baskısı

Bugün, yine alkollü içki sektöründeki rekabeti, özellikle küçük üretici bakımından etkileyecek yeni bir “düzenleme” üzerine konuşuyoruz. Burada konuşacağımız asıl mesele ise, tüm engel ve kısıtlamalara rağmen bir şekilde sürüp giden bir sektörün, finansal olarak daha da öte bir noktada baskılanması amacını taşıyor. Yani bu “düzenleme” değil, olsa olsa bir “bozma” olabilir.

Yeni yıl yaklaşırken “yaşam tarzı ekonomisi”ne dair tartışmalar her sene olduğu gibi devam ediyor. Her sene, yılbaşına doğru ülkede tartışmalı bir “sahte içki operasyonu” furyası başlıyor örneğin. Bunun üzerine de yıl başında 6 aylık Yİ-ÜFE ayarında vergi zammı bizi karşılıyor. İşin garip tarafı, vergi zammının sahte içki tüketiminin doğrudan sebebi olması. Ancak kamuoyunda, mesele olması gerektiğinden çok daha ayrıksı bir yaklaşımla çerçeveleniyor; sanki sahte alkol, akıl almaz fiyatlar nedeniyle karşımıza çıkan bir karaborsa alternatifi değilmiş gibi…

Mesele şu ki siyasal iktidar, alkollü içki tüketiminden haz etmiyor. Bu görece sübjektif tespiti yapmak bizi farklı bir noktaya taşımaz. Ancak bu kadar haz edilmeyen bir tüketim pratiğinden dünyalar dolusu vergi almaktan da vazgeçmiyorlar. Çünkü mesele ekonomik değil, politik. Mesele, politik hegemonyayı ekonomik bir çıkar elde edebilecek biçimde şekillendirmek. Yoksa, alkol tüketimi vergilendirilmez, yasaklanırdı.

Bu nedenle alkollü içki vergilerinin tartışılmasının gerekli olduğu tek saha, politika sahası. Bu konunun, Türkiye’nin üretim ve ihracat potansiyeline ilişkin ekonomik bir noktaya çekilmesi, asıl meseleyi kaçırmak oluyor. Kaldı ki ülkenin GSYİH’sine ciddi derecede katkı sağlayan bir sektörden bahsediyoruz, büyük ve küçük aktörleriyle.

Mesele liberal ekonomik düşünceyi benimseyen bir birey olarak, AK Parti iktidarının TEKEL’i özelleştirmesini isabetli buluyorum. Neticede alkollü içkiler gibi yerli hammaddenin yine yeni bir artı değere dönüştürülebileceği sektör, büyük sektör hacmiyle hem iç hem de dış ekonomi bakımından son derece önemli. Böyle bir sektör, ancak tam anlamıyla rekabete izin verilirse istenen ekonomik büyümeyi tetikleyebilir.

Ancak yaklaşık 15 sene sonra, bugün Türkiye’de alkollü içki sektörünün rekabete izin veren bir sektör hâline geldiğini söyleyemeyiz. Büyük üreticiler operasyonlarını yurt dışına taşıyabildikleri kadar taşıyabilme derdindeler. Yabancı büyük üreticiler için de Türkiye yalnızca büyük bir pazar o kadar.

Küçük yerli üretici de, yalnızca pazarda hayatta kalabilme derdinde.

Bugün, yine alkollü içki sektöründeki rekabeti, özellikle küçük üretici bakımından etkileyecek yeni bir “düzenleme” üzerine konuşuyoruz. “Düzenleme” kelimesini tırnak içerisine aldım; zira ortada düzenlenebilecek bir mesele olsaydı ancak bir düzenlemeden söz etmemiz gerekirdi. Burada konuşacağımız mesele ise, tüm engel ve kısıtlamalara rağmen bir şekilde sürüp giden bir sektörün, finansal olarak daha da öte bir noktada baskılanması amacını taşıyor. Yani bu “düzenleme” değil, olsa olsa bir “bozma” olabilir.

1 Ocak 2024 tarihinde zorunlu hale gelecek ve en geç 60 gün içerisinde ödenecek teminat zorunluluğu, sektördeki küçük üreticiler için ciddi bir mali yük anlamına geliyor. Büyük oyuncular için belki önemli bir mesele olmayabilir, ama küçük ve orta ölçekli işletmeler için bu, faaliyetlerini sürdürülebilir kılmak adına büyük bir engel teşkil ediyor. Bu, yalnızca finansal bir zorluk değil, aynı zamanda üretim çeşitliliğini ve yenilikçiliği de tehdit ediyor.

Alkollü içki üretimi için getirilen yeni teminat zorunluluğu, kısa vadeli mali kazançlar elde etmek yerine, sektörün uzun vadeli sürdürülebilirliği ve rekabetçiliği açısından değerlendirilmelidir. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin korunması, sektörün sağlıklı bir şekilde büyümesi ve tüketicilere çeşitlilik sunması açısından kritik öneme sahiptir.

Üstelik bu durum, zaten zorlu bir rekabet ortamında var olmaya çalışan küçük üreticilerin önündeki engelleri daha da artırıyor. Yüksek maliyetler, rekabetçi bir pazarda ayakta kalmak için gerekli esnekliği sınırlıyor. Bu, sonuçta tüketicilerin çeşitlilikten ve yenilikçi ürünlerden mahrum kalması anlamına geliyor.

Dahası, bu tür mali yükümlülükler sektördeki yabancı yatırımcıların ilgisini de azaltabilir. Türkiye’nin içki sektörü, yabancı yatırımcılar için cazip bir alan olabilir; ancak bu tür mali engeller sektöre girişi ve büyümeyi zorlaştırabilir. Özellikle uluslararası arenada rekabetçi olabilmek için yatırım ve inovasyona ihtiyaç duyan bu sektörde, yabancı yatırımcıların çekilmesi, Türkiye’nin içki sektörünün global pazarlarda etkinliğini sınırlayabilir. Bu durum, uzun vadede hem ihracat gelirlerini hem de sektörün uluslararası itibarını olumsuz yönde etkileyebilir.

Bunun yanında, bu teminat zorunluluğu, içki sektörünün genel dinamiklerini de değiştirebilir. Büyük üreticilerin piyasada daha da hâkim bir konuma gelmesi, rekabeti azaltarak fiyatlar üzerinde olumsuz bir etki yaratabilir. Bu, tüketiciler için daha az seçenek ve daha yüksek fiyatlar anlamına gelebilir. Ayrıca, küçük üreticilerin piyasadan çekilmesi, yerel ekonomilere de zarar verebilir. Küçük işletmeler genellikle yerel topluluklara istihdam ve ekonomik katkı sağlar; bu nedenle onların zorlanması, yerel ekonomilerin canlılığını ve çeşitliliğini sınırlayabilir.

Yeni teminat zorunluluğunun getirdiği mali yük, ayrıca sektördeki inovasyonu da engelleyebilir. Yenilikçi ürünler ve üretim teknikleri geliştirmek için gerekli olan kaynaklar, bu tür mali yükümlülükler nedeniyle sınırlı hale gelebilir. Bu, uzun vadede sektörün gelişimini kısıtlayabilir ve global trendlere ayak uydurmasını zorlaştırabilir.

Öte yandan, bu durum, hükümetin sektöre yönelik yaklaşımını ve politikalarını da sorgulamayı gerektirir. Alkollü içki sektörü, ekonomik anlamda önemli bir katkı sağlamasının yanı sıra, kültürel ve toplumsal bir değer de taşır. Hükümetin, sektörün sürdürülebilirliği ve gelişimi için destekleyici bir çerçeve oluşturması hem ekonomik hem de sosyal anlamda faydalı olabilir. Bu, sektördeki küçük ve orta ölçekli işletmelerin yanı sıra, genel ekonomik büyüme ve toplumsal refah için de önemlidir.

Neticede, alkollü içki üretimi için getirilen yeni teminat zorunluluğu, kısa vadeli mali kazançlar elde etmek yerine, sektörün uzun vadeli sürdürülebilirliği ve rekabetçiliği açısından değerlendirilmelidir. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin korunması, sektörün sağlıklı bir şekilde büyümesi ve tüketicilere çeşitlilik sunması açısından kritik öneme sahiptir. Bu, sadece alkollü içki sektörü için değil, Türkiye’nin genel ekonomik ve sosyal yapısı için de önemli bir adımdır.

Çağın Tan Eroğlu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir