Hayatın içinde ölüm, ilacın içinde zehir, taşa vuran dalganın içinde yosun, yeşilin içinde sarı gizli; birçok zaman, gündelik hayatın hayhuyu içinde bunları göremiyoruz. Sonra biri çıkıyor, göremediğimiz bir şeyi bize gösteriyor. Hayatın mucizelerine tanıklık ediyoruz.
HAYATIN MUCİZELERİ
Her şey zıddıyla var olacağından ötürü eksikliklerimizi kapamak için "bulduklarımız" yetmiyor, kitabı kemirenin kurdu olduğu gibi, her buluş yeni eksiklikleri de içinde barındırıyor. Hayatın içinde ölüm, ilacın içinde zehir, taşa vuran dalganın içinde yosun, yeşilin içinde sarı gizli; birçok zaman, gündelik hayatın hayhuyu içinde bunları göremiyoruz. Sonra biri çıkıyor, göremediğimiz bir şeyi bize gösteriyor. Hayatın mucizelerine tanıklık ediyoruz. Yaratıcılığa duyulan hayranlık sanırım bundan ötürü; hepimizin baktığına başka bir gözle, başka bir anlamla bakmak ve bizim bulamadığımızı bulabilmek. Sanatın karşısında erimemiz, yüzlerce sene sonra bile sanatçıların yaptıklarını hayranlıkla izlememiz, o büyük insanların hayatlarına dair saçılmış bilgi kırıntılarını saplantıyla toplamaya çalışmamızın altında bence bu yatıyor. Samsun’da, bir otelin sekizinci katında, güneşli olacağı belli bir mart sabahında, sahura kalkan müminlerin huzur içinde uyudukları, caddelerin tek tük araçla dolmaya başladığı bir Ramazan gününde bana bunları düşündüren Ünye’de gördüğüm bir soba. Buraya gelmeden önce, Ordu’nun Ünye ilçesindeki sebze-meyve haline gittim. Limonların, turpların, elmaların, armutların, pırasaların, İran karpuzlarının arasında bir soba gördüm. Aslında pek de ilgimi çekmeyebilirdi, yürüyüp geçebilirdim yanından ama olmadı, halcilerden biri, bu sobanın otomobil jantından yapıldığını söyledi. Anlamadığımı anlayan bakışları yüzünde belli belirsiz bir tebessümün yayılmasına yol açarken, Ünyeli bir demir ustasının, hurda araçların jantlarından şahane sobalar yaptığını anlatmaya koyuldu. Meğer, sağdaki dükkânda da soldaki dükkânda da, karşıdakinde de aynı sobalardan varmış. İftar saatine yakın sobanın üstüne çömlekler yerleştiriliyor, arkasından patates sürülüyormuş. Kışın kestane, yazın mısır… Yandaki dükkânın yanındaki kendi sobasını gururla gösterdi, "bu," dedi, "TIR jantı, diğerlerinden daha büyük."Janttan soba yapabilen o kudret, insanın içinde mahfuz. Ünye’ye gelene kadar araçların dört tekerlek üstünde gittiğini sanırdım, şimdi, aynı zamanda dört soba üstünde gittiklerini düşünüyorum. Yarın bir başka usta çıkar, o jantlardan başka bir şey yapar.İnsanın yaratıcılığının sınırı yok, çünkü ne olursa olsun, arayışı hiç bitmeyecek.