İmamoğlu’nun bugün özgürlükleri elinden alınmış olabilir. Diploması iptal edilmiş olabilir. Ancak İmamoğlu’nun arkasında hızlı biçimde taban genişletme eğilimi yakalayan ciddi bir kitle desteği vardır. Toplumun geniş kesimleri bu ivmeyi sürdürdüğü müddetçe, su olağan yatağında akmaya devam edecektir. Heybeden turp çıkarmak gibi çeşitli müdahalelerle suyun aktığı yön değiştirilmeye çalışılsa da unutmayalım ki su akar yatağını bulur.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar ilk başladığı sıralarda “daha turpların büyükleri heybede” ifadelerini içeren bir demeç vermişti. Erdoğan’ın sözleri, CHP’li belediyelere ilişkin operasyonların tam gaz devam edeceği şeklinde yorumlanmıştı. Heybedeki büyük “turpun” Ekrem İmamoğlu olabileceği üzerinde durulmuştu.
Erdoğan’ın açıklamaları sonrasında yaşananlardan anlıyoruz ki, operasyonların İmamoğlu’na kadar uzanabileceğine dair söylemler yerinde değerlendirmelermiş.
İktidar kanadının, İmamoğlu’nu da içine alacak şekilde geniş kapsamlı bir operasyon yürütmesinin görünürde tek bir gerekçesi vardır. İlk seçimde altındaki iktidar koltuğunu çekip alma potansiyeli en yüksek olan adayı saf dışı bırakmak! Üstelik bunu ekonomik, hukuki, siyasal ve sosyal katmanları da bulunan sonuçlarını görerek yapıyor. Türkiye’nin uluslararası ilişkiler dengesindeki konumundan hiç bahis açmıyorum bile.
İktidardan düşme düşüncesi, muktedirlerin korkulu rüyalarını sarıyor olsa gerek. Bütün sonuçlarına rağmen böyle bir işe imza atmanın kanımca başka bir açıklaması yoktur.
Muktedirlerin buradaki maksadı herkesin malumu aslında. İmamoğlu’nu siyaseten yıpratmak, arkasındaki kitle desteğini eritmek ve aktüel politikanın dışına itmek. Aynı zamanda da İstanbul’un yeni başkanı kim olacak, cumhurbaşkanı adayı kim olacak, belediyeye kayyum atanır mı, soruşturmalar daha nerelere uzanır gibi tartışmalarla muhalefetin amiral gemisi konumundaki CHP’yi iç tartışmalara gömmek amaçlanmış olabilir. CHP gibi bir siyasî parti profili açısından bunların olabileceğini tahmin etmek güç değil.
CHP’nin kendi iç gündemine boğulmasıyla birlikte “bakın gördünüz mü bunlar daha kendi içinde anlaşamıyor, değil ki Türkiye’yi yönetecekler” kabilinden söylemler dolaşıma sokulacaktır.
CHP iktidara pabuç bırakır mı bilmem. Ancak İmamoğlu özelindeki planları, daha şimdiden ters tepmiş durumdadır.
Muktedirler, İmamoğlu’nu siyasetsizleştirmeye çalışırken tam aksine daha büyük bir politik figüre dönüştürdü. İmamoğlu’nun arkasından esen güçlü rüzgârın en başat dinamiği farklı kitlelere seslenebilen bir profil ortaya koymasıydı. Türkiye’nin iki hâkim siyasî kampı arasında köprü kurmasıydı.
Öbür taraftan İmamoğlu’nun keskin cepheleşmeyi kırarak kampları birbirine köprülemesi, muktedirlerin korkulu rüyalarının baş müsebbibiydi. Çünkü iktidar çevreleri, neredeyse çeyrek asırdır aynı stratejiyle seçim kazanıyordu. Önce toplumsal ve siyasal fay hatları tetikleniyordu. Bunu ağırlıkla kültürel bagajlarıyla yapıyorlardı. Daha sonra Türkiye, karpuz gibi ortadan ikiye yarılıyordu. İktidar, kendi tarafında kalan bloğu konsolide ediyor, karşı taraftaki ufak ayrışma noktalarını sürgit kaşıyordu.
İktidar, bir nevi böl, parçala ve yönet stratejisi uyguluyordu.
İkiye bölünen Türkiye’de kendi cephelerini tahkim ediyorlardı, karşıdaki grupları da daha küçük parçalara ayıracak şekilde ufalıyorlardı. Geriye bir tek Türkiye’yi yönetmesi kalıyordu.
Sistem iyi çalışıyordu aslında.
Ta ki İmamoğlu’na kadar.
İmamoğlu, iktidarın uzun yıllardır sürdürdüğü stratejisini sekteye uğrattı. Türkiye’de kutuplaşma arttıkça iktidara yarıyordu. Ancak İmamoğlu, kamplar arasında köprü kurdukça muhalefet ivmelenmeye başladı. Bu sayede CHP, doğal sınırları sayılan yüzde yirmi beş bandını aşıp geçmişti.
Her seçimde tıkır tıkır çalışan sistemin tıkanması, iktidarın heybesindeki büyük turpu çıkardı. Çünkü iktidara siyasî kampları birbirine köprüleyen değil Muharrem İnce gibi potansiyel gerilim eksenini harlayan veya Kemal Kılıçdaroğlu gibi çoktan yıpratılmış bir rakip lazımdı. Aksi takdirde kazanması pek mümkün değildi.
Sizin anlayacağınız iktidar mahfilleri müthiş bir stratejik öngörüsüzlükle İmamoğlu’nun hem taban genişletmesini sağladı, hem de geçmişte CHP’ye oldukça eleştirel yaklaşan farklı siyasî partilerin desteğini almasına zemin hazırladı.
Gelgelelim İmamoğlu’nun son önünün kesilmesi girişimlerine rağmen planları suya düşmüş durumda.
Saraçhane başta olmak üzere ülke genelindeki miting, protesto ve eylemleri ekranlardan takip ediyorum. İstisnasız her yerde kendisini Kemalist, Komünist, Sosyalist, Milliyetçi, Ülkücü, Liberal, Ulusalcı gibi isimlendirmeler altında tarif eden çevreler bulunuyor. Ülkücülerin bozkurt işaretleriyle solcuların zafer işaretlerini yan yana görüyorum. Sosyalist ve Komünist partilerin flamalarıyla Türk Milliyetçisi çevrelerin flamalarını birlikte görüyorum. Türkiye, sağcısıyla solcusuyla tek yumruk oldu.
Normalde İmamoğlu hem “patron” sıfatı taşıdığından, hem de “düzen partisi” mensubu olduğundan solun katı tonlarına pek seslenemiyordu. Karşı mahalledeyse yeterince “milliyetçi olmamakla” eleştiriliyordu. Şimdi İmamoğlu’nun sesini yetiştiremediği kim varsa demokrasi için el ele vermiş birlikte mücadele ediyor.
Şu anda İmamoğlu, Türkiye’nin hemen hemen bütün renklerini kucaklayabiliyor.
İmamoğlu’nun karşıt kutupları birbirine rahat köprüleyebilen esnekliğini törpülemeye çalışırken bumerang etkisiyle karşılaştılar.
Bununla da kalmadı. CHP’den kavgalı ayrılan Memleket Partisi Genel Başkanı İnce, Saraçhane’deki mitingde konuştu. Saraçhane’de hayli etkili çıkışlarıyla dikkat çeken İnce, cumhurbaşkanlığı adaylığı hususunda İmamoğlu’nu desteklediğini belirtti. Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ, cezaevinden yaptığı açıklamalarıyla İmamoğlu’nun arkasında olduğunu duyurdu. Özdağ, partililerine CHP’nin dayanışma mitinglerine katılma çağrısında bulundu.
Sizin anlayacağınız iktidar mahfilleri müthiş bir stratejik öngörüsüzlükle İmamoğlu’nun hem taban genişletmesini sağladı, hem de geçmişte CHP’ye oldukça eleştirel yaklaşan farklı siyasî partilerin desteğini almasına zemin hazırladı.
İmamoğlu’nun bugün özgürlükleri elinden alınmış olabilir. Diploması iptal edilmiş olabilir. Ancak İmamoğlu’nun arkasında hızlı biçimde taban genişletme eğilimi yakalayan ciddi bir kitle desteği vardır. Toplumun geniş kesimleri bu ivmeyi sürdürdüğü müddetçe, su olağan yatağında akmaya devam edecektir. Heybeden turp çıkarmak gibi çeşitli müdahalelerle suyun aktığı yön değiştirilmeye çalışılsa da unutmayalım ki su akar yatağını bulur.

Yorum Yazın