Türkiye “sabahı bilinmeyen” bir ülkeye dönüşmüştür. İktidara yakın medyaya baktığımızda ülkede iki milyon terörist olduğu kanaatine rahatlıkla varılabilir. Yine iktidara yakın “tele-vaizlere” kulak verirsek bir o kadar da “vatan haini” vardır.
Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var mı? Elbette var. Laik, demokratik, parlamenter rejime dayanan bir anayasaya ihtiyacımız var. Halkın büyük çoğunluğunun seve seve oy vereceği bir anayasaya su gibi, ekmek gibi ihtiyacımız var.
Bu yeni anayasanın yalnız küçük bir sorunu var. Yani yeni bir anayasadan önce düzeltilmesi gereken bazı şeyler var. İlk ihtiyaç, anayasaya uyacak bir yürütmenin oluşturulmasıdır.
Demokrasilerin en zayıf noktası burasıdır. Bütün zor gücünü elinde toplamış bir iktidar anayasaya uymazsa ne yapılacağı sorusu kitaplar dolusu tartışılmış, herkesi tatmin edecek bir sonuca ulaşılamamıştır.
“O iktidar meşruiyetini kaybeder” demek bir tespit olup bir çözüme işaret etmemektedir. İlk dönemi bittiğinde Başkan Trump ABD anayasasına uymayan eylemler içine girdiğinde onu uyaran güç, ABD’nin tüm silahlı kuvvetleri olmuştur. Yayınladıkları bildiride kişilere değil, anayasaya bağlı olduklarını açıklayarak Trump’ın bir iç savaşa yol açabilecek sesini kesmişlerdir.
Elbette Trump da bundan bir ders çıkarmıştır. Çıkardığı ders kişiliğine uygundur. Silahlı Kuvvetlerin komuta kademeleriyle oynayarak bir daha böyle bir girişimde bulunduğunda karşısına dikilmelerini önleyecek tedbirler almaya başlamıştır. Yani yürütmenin gücü demokrasilerde dahi böyle engelleri aşabilecek yolları bulabilmektedir. Peki silahlı kuvvetler demokratik bir anayasayı korumanın öncüsü olabilir mi? Bu soruya içtenlikle “evet” diyebilmek en azından evrensel düzeyde mümkün görünmüyor. Elbette ABD örneğinde vatandaşların gelişmiş hafif silahlara sahip olma hakkını göz ardı etmemek gerekiyor. Zaten bu hakkın gerekçesi de anayasa ihlal edildiğinde halkın “direnme hakkına” sahip olmasıdır.
Demokratik ülkelerde bu durumda bütün halkların böyle bir hakka sahip olduğu vurgulanır. Fransız milli marşı mesela bunu açıkça sözlere dökmüştür. Fakat bu hakkı söylemek kolay olsa da hayata geçirmek aynı derecede kolay değildir.
Buna alternatif olarak demokrasiler “Yüksek Mahkemeler” kurumlarını oluşturmuş, anayasa ihlallerinin barışçıl yollarla engellenebileceğini düşünmüş, bu görevi bu mahkemelere vermiştir. Peki böyle bir durumda yürütme erki “Yüksek Mahkemelerin” kararlarını tanımadığını hatta biz de olduğu gibi yürütmenin bir parçası, bu mahkemelerin kapatılması gerektiğini ileri sürerse ne olacaktır?
Yürütme bu durumda aynen Silahlı Kuvvetlere karşı yaptığı gibi bu mahkemeleri istediği gibi düzenleme yoluna gidebilir yahut bir Genel Başkanın söylediği gibi kapatabilme erkine sahipse ne olacaktır? “Ben yaptım oldu” karşısında durabilecek bir güç var mıdır?
Zurna bu noktada bir kez daha “zırt” demektedir.
Bazıları bu durumdan “militan demokrasiler” ile çıkılmasını önermektedir.
“Militan Demokrasi” nedir? Henüz uygulayan bir ülkeden söz etmek mümkün görünmemektedir. Bir ölçüde ABD’nin böyle bir demokrasiye sahip olduğunu görüyoruz fakat son yıllarda onun da zayıflıkları ortaya çıkmıştır. Avrupa’da bazı ülkelerinbazı yasalarında bunun işaretlerini görebiliriz fakat onlar da çok zayıftır.
Yani Yeni Anayasa’dan önce tartışmamız gereken sorunlar bunlardır. Bu sorunları atlayamayız. İçinde yaşadığımız ortamın içerdiği tehlikeler maalesef büyüktür. Bu tehlikeleri gidermenin yollarını mutlaka bulmak zorundayız.
Anayasalar her ülkede bir “Kurucu İrade”nin ürünüdür. Kurucu İrade güç demektir. Açıkça söylersek zor gücünü elinde tutan bir iradeyi temsil ederler. Zaman içinde bu güç el değiştirirse anayasaların da değişmesi gündeme geldiğinde merhum Erbakan’ın sorusu akla gelir, “Kanla mı olacak? Kansız mı olacak?”.
Herhalde kimse böyle bir soruya “Kanla olsun!” cevabını verecek değildir. Bunu önlemek için referandumlar, görüşmeler, müzakereler öngörülmüştür.
Türkiye parlamenter sistem içinde dahi yetkileri oldukça kısıtlı bir Cumhurbaşkanı seçimleri öncesinde her keresinde ağır krizler, darbeler yaşamış bir ülkedir. Hiçbir Cumhurbaşkanı seçimi kargaşasız ve tehlikesiz olmuş, olabilmiş değildir. Oysa şimdi Cumhurbaşkanlığı makamı hiçbir demokratik ülkede olmayan neredeyse sınırsız yetkilerle donatılmıştır. Bu duruma “kolay yönetim” iddiasıyla gelinmiş, oysa yönetim kolaylaşacağına zorlaşmış ve rejim olağanüstü pahalı hale gelmiştir. Kime pahalı? Elbette Türk olsun Kürt olsun Mehmet’e pahalıdır. Faturayı halk ödemektedir.
Yani Yeni Anayasa’dan önce tartışmamız gereken sorunlar bunlardır. Bu sorunları atlayamayız. İçinde yaşadığımız ortamın içerdiği tehlikeler maalesef büyüktür. Bu tehlikeleri gidermenin yollarını mutlaka bulmak zorundayız.
Bu durumdaki bir ülkenin hiçbir sorununu aşması mümkün değildir.
“Militan Demokrasiler” neyi gözetir? Faşizm gibi, Nazizm gibi, Komünizm gibi, Şeriat devleti gibi iktidara geldiklerinde bir daha gitmemeyi ideolojilerinin bir parçası yapmış tüm siyasi hareketlerin demokrasi için gayrı meşru olduğunun kabulünü gözetir. Tarih bu tür hareketlerin bu tür pratikleriyle doludur. Sonrası acı ve yıkımdır.
Türkiye “sabahı bilinmeyen” bir ülkeye dönüşmüştür. İktidara yakın medyaya baktığımızda ülkede iki milyon terörist olduğu kanaatine rahatlıkla varılabilir. Yine iktidara yakın “tele-vaizlere” kulak verirsek bir o kadar da “vatan haini” vardır. Tabii bu durumdaki bir ülkenin nasıl olup da bu hale geldiğini izah edemezler. Daha yakın zamana kadar Kürt siyasi hareketlerine oy verenlerin de bu kişilerce bu kapsam içine alındığını hatırlarsak ya korkunç bir yalan vardır ya da bu yorumları yapanlar isnat ettikleri kapsam içindedir.
Gece yatarken bir iş insanı, bir yüksek bürokrat, bir akademisyen olarak yatıp sabah bir hiç olarak uyanabilirsiniz. Böyle bir ülkede yatırım niçin olmaz? Böyle bir ülkede niçin bilimsel ilerleme olmaz? Böyle bir ülkede niçin kurumlar işlevlerini yerine getirmez? Bunlar beyhude sorulardır. On yıllarda verim getiren zeytin ağaçlarını dozerlerle söken bir ülkede ancak böyle şeyler normal karşılanabilir. Türkiye’nin acil bir restorasyona ihtiyacı vardır. Bunu sağlayabilecek bir yeni anayasaya kimse zaten itiraz etmez.

Yorum Yazın