19 Mart 2025 tarihi bu kez AKP’nin taktik hataları yüzünden, CHP dışındaki muhalefetin Ekrem İmamoğlu’na yapılanlara karşı birleştiğini gösteriyor. Bu aşamada ön seçime yüksek katılımın doğru tahlil edilmesi yaşamsal önemde. CHP’nin salt muhalefet partisi değil alternatif olduğu göstermeli.
Yakın tarihimizde mart ayının gizemli bir yeri olduğu kesin. 31 Mart ayaklanması, 12 Mart Muhtırası ya da 18 Mart 1915 günlerinde yaşananların, toplumsal belleğimizde silinmeyecek kadar derin izler bıraktıkları inkâr götürmez. Son olarak 19 Mart 2025 gününü de Mart ayının siyasal kronolojisine ekleyebiliriz. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun hukuka aykırı bir kararla üniversite diplomasının iptalinin ardından gelişmeleri izlerken, uzun yıllar öncesini 12 Mart 1971 ve sonrasını anımsadım.
Halkoyu ile kabul edilen, 1961 Anayasası’nın sağladığı geniş özgürlükler ve demokrasi ortamı, kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı ve TBMM çatısı altından başlayan, kurumsal denetim belli ki, Atlantik ötesindeki dost ve müttefik ülke başta bazı çevreleri rahatsız etmişti. Neredeyse her gün imzalanan gizli anlaşmalarla bu ülkeye tanınan, ayrıcalıklar ortaya dökülüyordu. Özellikle gençlik arasında anti emperyalist ya da anti Amerikancı düşünceler yaygınlaştı.
Muhalefetin bir kesimi; demokrasiyi dışlayan, askeri darbelerle geri kalmışlığı aşabileceklerine, tek kurtuluş yolunun sosyalist devrim olduğuna içtenlikle inanlardan oluşuyordu. İktidardaki Adalet Partisine karşı genişleyen bu hareket, dönemin Başbakanı Demirel’in izlediği ekonomi politikasının da etkisiyle, seçmende beklenen karşılığı bulamadı..
Baraj ve karayolu yatırımlarının etkisiyle, kırsaldan kentlere yönelen görece ucuz iş gücü, ithal ikamesine dayalı (montaj) sanayine katkı yapıyordu. İthalatla büyümeye çalışan, ticaret burjuvazisi yerini iç pazarda gümrük tarifeleri ve vergilerle güçlendirilen, yeni sanayicilere bırakıyordu.
Türkiye’de bu gelişmeler yaşanırken, Kuzey komşumuz Sovyetler Birliği de Mısır ve Suriye’de “kapitalist olmayan yoldan kalkınma” adını verdiği programla, bu iki ülkeye kaynak aktarıyordu. Mısır ve Suriye’nin Birleşik Arap Cumhuriyeti adı altında birleştiklerini açıklamalarıyla başlayan yeni süreçte, hızla tırmandırılan Arap-İsrail gerginliği 1967 yılında sıcak savaşa ve bu ülkelerin yenilgilerine neden oldu.
Kısa sürede hızla artan petrol fiyatları Dünya ekonomisinin dengelerini altüst ederken, Ortadoğu’da günümüze kadar uzanan, yeni bir egemenlik alanı mücadelesi başladı. Filistin Kurtuluş Hareketinin diğer Arap rejimlerinin niteliklerini radikal biçimde değiştirebileceği korkusu, bir kez daha Atlantik ötesindeki dost ve müttefikimizi de rahatsız etmiş olmalıydı.
Sonunda Nato çerçevesinde ve ABD’nin henüz ayrıntıları arşivlerde gizlenen, katkılarıyla 12 Mart 1971 günü Türkiye’de askeri yönetim başladı. 1961 Anayasasının tanıdığı özgürlükleri yok edecek ortam, birden yükselen, silahlı eylemlerin ardına sığınılarak, ustalıkla yaratıldı. Ülkede sıkı yönetim ilan edildi. Devrimci öğrencilerle birlikte, Ordudaki sol eğilimli devrimci subaylar askeri yargı ile tasfiye edildiler.
Cezaevlerinde baskılar sürerken, askeri yönetim ile AP ve yakın siyasal çizgideki çevreler arasındaki ittifak bozuldu. İş çevreleri askerlerle hayli yakınlaştılar. Bazı şirketlerin yöneticileri arasından Bakanlar atandı.
Petrol fiyatlarındaki artış ve azalan döviz rezervleri, ekonomi bürokrasisinin bir bölümünün uygulamaları ve siyasal baskıların etkisiyle, ülkede muhalefet yükselmeye başladı.
Askerlerin 12 Mart 1971 günü TRT öğle haber bülteninde okuttukları bildiri ile başlayan darbeye ilk andan başlayarak karşı çıkan, Ecevit daha sonra CHP’nin genel başkanlığına seçildi. CHP 14 Ekim 1973 günü yapılan genel seçimlerde 1.Parti oldu.
Seçim sırasında yüzlerce arkadaş ile İstanbul’da önce Selimiye Kışlası ardından Maltepe’deki 2.Zırhlı Tugay askeri cezaevinde tutukluyduk. Sıkıyönetim komutanlığının geri çevirmesine karşın, tutuklu olmamızın oy kullanmamıza engel olmadığında ısrar ettik ve Selimiye’de oy vermemize izin çıktı. Hayatımda ilk kez askeri cezaevindeyken, sıkıyönetimin kaldırılması için halkoylaması anlamına da gelen 1973 seçimlerinde oy kullandım.
23 Mart 2025 günü CHP’nin düzenlediği Ekrem İmamoğlu ile dayanışma amaçlı oy kullanırken, 52 yıl öncesine gittim. Bugün yaşadıklarımız ile yarım yüzyıl öncesinde başımızdan geçenlerin benzerliği ürperticiydi.
CHP seçimlerden 1.Parti olarak çıkmasının ardından, Erbakan liderliğindeki MSP ile kurdukları koalisyon hükumetinin karar verdiği, Kıbrıs Barış Harekâtı ile Ortadoğu’da Batılı ülkelerin uzun vadeli tasarımlarını altüst etmişti. Kıbrıs başarısını tek başına iktidara gelme amaçlı bir seçim galibiyetine çevirmek istemeleri, “Milliyetçi Cephe” (MC) iktidarına yol açtı. İttifak yerine tek başlarına iktidar hedefi tutmadı. Türkiye 12 Eylül darbesi ile demokrasiden uzaklaştı.
19 Mart 2025 tarihi bu kez AKP’nin taktik hataları yüzünden, CHP dışındaki muhalefetin Ekrem İmamoğlu’na yapılanlara karşı birleştiğini gösteriyor.
Bu aşamada ön seçime yüksek katılımın doğru tahlil edilmesi yaşamsal önemde. Kişi odaklı muhalefet yerine bir yol haritasının, öncelikle belirlenerek seçmene çıkış yolunun gösterilmesi gerekiyor. CHP’nin salt muhalefet partisi değil alternatif olduğu göstermeli.

Tahlillerine canı gönülden katılıyorum
mehmet incili
27-03-2025 11:43