Uluslararası alanda güçlü bir aktör olabilmek için isteğin varlığı, AB’nin liderliğini yürütenlerin bu çerçevede bir vizyon ortaya koyma çabaları ve bu yönde bazı adımlar atması, AB’nin başarılı olması için yeterli olmamaktadır.
İSTEĞİN VARLIĞI AB’NİN BAŞARILI OLMASI İÇİN YETERLİ OLMAMAKTA
Uluslararası alanda güçlü bir aktör olabilmek için isteğin varlığı, AB’nin liderliğini yürütenlerin bu çerçevede bir vizyon ortaya koyma çabaları ve bu yönde bazı adımlar atması, AB’nin başarılı olması için yeterli olmamaktadır. Evet, bir yandan siyasi, sosyal ve iktisadi birçok küresel ve bölgesel kriz AB’yi bir aktör olma konusunda zorlasa da AB içinde artış gösteren popülist söylemler, AB’nin üye ülkelerinin daha korumacı politikalara yönelmeleri AB’nin uluslararası alanda en güçlü yanı olan -veya olması gereken- demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı gibi değerlerden uzaklaştığı algısını da güçlendirmektedir. Ortadoğu ve göçmenler özelinde AB’nin politika ve söylemlerinin değerler Avrupası ile uyumlu olmaması AB’nin inandırıcılığı ve güvenilirliğine yıllar içinde büyük zararlar verdi. Çatışmaların arttığı, 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası sistemde ön planda tutulmaya çalışılan değerlerin yerle bir edildiği, güvensizlik hissinin giderek daha hakim olduğu bir dünyada insanı önceleyen, değerlerin önemine inanan ve vurgu yapan aktörlere ihtiyacımız varken AB’nin de bu değerlerden uzaklaşması, AB’nin güvenilir bir aktör olarak görülmesini engelliyor. Ama işin kötüsü, sadece bununla da kalmıyor, Avrupa entegrasyon sürecinin, "sui generis", nevi şahsına münhasır, karakteri en güçlü özelliği olabilecekken AB’yi herhangi bir uluslararası kurum konumuna sokuyor.AB’nin kendi içindeki siyasi, ekonomik ve kurumsal dinamikleri, AB üye devletlerinin kendi gündemlerini AB’nin gündemi haline getirmeleri ve bunun önüne geçemeyen AB’nin uluslararası aktör kimliği sorgulanmaya muhtaç hale gelmektedir.
AB’NİN ULUSLARARASI AKTÖR KİMLİĞİ SORGULANMAYA MUHTAÇ
AB’nin kendi içindeki siyasi, ekonomik ve kurumsal dinamikleri, AB üye devletlerinin kendi gündemlerini AB’nin gündemi haline getirmeleri ve bunun önüne geçemeyen AB’nin uluslararası aktör kimliği sorgulanmaya muhtaç hale gelmektedir. 17-18 Nisan 2024 tarihlerinde gerçekleştirilen AB Devlet ve Hükümet Başkanları Özel Zirvesi sonuçlarında bir yandan Türkiye ile işbirliği yapmanın AB’nin stratejik çıkarları açısından önemli olduğunun söylenmesi fakat her şeyin Kıbrıs ile ilişkilendirilmesi bu durumun en yakın zamanlı örneği olarak karşımızda durmaktadır. Jeopolitik aktör olma iddiasında bulunan AB’nin Türkiye ile ilişkilerini tek bir konuya indirgemesi ve hatta yaratıcı hiçbir yöntem önerilememesi, Türkiye’de uzun yıllardır Avrupa üzerine çalışmalar yürüten akademisyenlerin, sivil toplum örgütlerinin önerilerini önemsememesi veya duymazlıktan gelmesi, bu iddiasında çok da gerçekçi olmadığını gösteriyor.Türkiye’nin AB’ye üyeliğinden bağımsız, Avrupa’nın geleceğinde rol oynayacak önemli bir aktör olduğunun göz ardı edilmesi AB’nin güvenilir bir uluslararası aktörden beklenen düşünce yapısını ve vizyonu henüz oturtamadığının kanıtıdır.