Depremin hasarına tarım ve hayvancılık açısından baktığımızda buraların eskiye döndürülmesi için ciddi bir çabaya ihtiyaç var. Elbette insan ve yaşam alanları kayıpları ile asla kıyaslanmaz ancak bölgeye ilişkin genel tespitlere göre, bitkisel üretim alanları ve arazileri açısından yapısal olarak büyük bir sorun görünmüyor.Genel çalışabilir işgücü açısından daha önemli olan 15-65 yaş arası nüfus, kendi içinde yüzde 52,2 olurken, ülke çapındaki yüzde 68,8’lik orana göre dezavantajlı durumda. Bu açıdan bakıldığında bölgenin işgücü kaybına tahammülü yok. Deprem öncesindeki genel duruma tarımsal işgücü açısından bakıldığında nasıl bir tablo vardı, hatırlayalım. Kayıtlı çiftçi (işletme) sayısı 269 bin olarak tespit edilirken, ülke toplamına göre bu oran yüzde 13,2 civarında. 10 ildeki mevcut 3,77 milyon hektar tarım alanı ise Türkiye’deki toplam tarım alanlarının yüzde 16’sını oluşturuyordu. Yine bu 10 ildeki toplam tarımsal brüt hasıla 2020 yılı verileriyle 83,3 milyar TL olarak hesaplanmıştı. Bunun 50,2 milyar TL’si bitkisel, 33,1 milyar TL’si hayvansal üretimden geliyordu. Ülkesel tarımsal hasıla açısından 10 ilin aldığı pay yüzde 15,2 civarındaydı. Ülkedeki toplam bitkisel üretim hasıla değerinin yüzde 20,4’ü, hayvansal hasılanın ise yüzde 10,9’u bu 10 ilimizden sağlanıyor. GSYH açısından bakıldığında tarımsal GSYH’ın toplam tüm sektörler içindeki payı yüzde 6,68. Tarımsal GSYH içinde 10 ilin payı ise yüzde 14,45. 10 ilin tüm sektörler itibariyle, ülkesel ölçekteki GSYH’nın yüzde 9,3’ünü oluştururken, tarımsal GSYH’nın payı yüzde 1 civarında. Dolayısıyla verilerden de anlaşılacağı üzere depreme maruz kalmış olan iller birincil tarımsal üretimler açısından son derece önemli iller arasında yer alıyor. Depremin hasarına tarım ve hayvancılık açısından baktığımızda buraların eskiye döndürülmesi için ciddi bir çabaya ihtiyaç var. Elbette insan ve yaşam alanları kayıpları ile asla kıyaslanmaz ancak bölgeye ilişkin genel tespitlere göre, bitkisel üretim alanları ve arazileri açısından yapısal olarak büyük bir sorun görünmüyor. Hâlâ en temel insani ihtiyaçların sağlanmadığı bir ortamda bunları konuşmak yersiz gelebilir ancak şimdiden tedbir ve çözümlere ilişkin aksiyon alınmazsa ciddi bir gıda güvenliği krizinin eşiğine gelebiliriz.
Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) tespitlerine göre, depremle birlikte Türkiye’nin tarımsal üretiminin yüzde 20’sinden fazlası zarar gördü. Nüfusun önemli bir bölümünün hayatta kalabilmesi tarıma bağlı. Deprem, kırsal alanda da büyük yıkımlar yarattı.2020-2021 yıllarında yaşanan kuraklık sonucunda Türkiye’nin tahıl rekoltesinde ciddi bir düşüş yaşandı. Türkiye’de hava sıcaklıkları genel anlamda her geçen yıl kötüye gidiyor. Kuraklıkla giderek daha fazla yüzleşiyoruz. Deprem bölgesindeki hidrolojik ve tarımsal kuraklığa ek olarak çiftçiler ve tarımsal üretim üzerinde oluşan baskı nedeniyle tarımsal kayıplar da artıyor. Günümüzde artık sadece kuraklık yaşanmıyor, hava sıcaklıkları da giderek yükseliyor. Tarım alanları, su havzaları iyi korunmuyor, çiftçiler desteklenmiyor, kalıcı konut projeleri tarım arazilerinin, zeytinliklerin üzerinde yükseliyor. Depremin hemen ardından sulak alanlara, ormanlara, tarım arazilerine dökülen moloz ve enkaz kalıntıları risk oluşturmaya devam ediyor. Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) tespitlerine göre, depremle birlikte Türkiye’nin tarımsal üretiminin yüzde 20’sinden fazlası zarar gördü. Nüfusun önemli bir bölümünün hayatta kalabilmesi tarıma bağlı. Deprem, kırsal alanda da büyük yıkımlar yarattı. Kentlerde oluşan yıkımlar kadar tarımsal üretimin sürdürüldüğü köy ve beldelerdeki yıkımların da acil giderilmesi için çalışılması gerekiyor. Köy ve beldelerin yeniden inşasını hem demografik hem de gıda güvenliği açısından Türkiye’nin geleceği için bir milli güvenlik meselesi olarak görmeliyiz.
Bu dosyada, 11 ildeki yıkım hepimizi derinden yaralarken "bir daha olmasın" diyenleri, "seslerini duyuramayanları" ve "hesap vermeyenleri" tekrar hatırlıyoruz. Dosyamızdaki yazıları okumak için buraya tıklayınız.