2026 yılı itibarıyla ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan gerilim, doğrudan sıcak çatışma ile diplomatik ateşkes girişimleri arasında gidip gelen kırılgan bir aşamaya ulaşmıştır. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki askeri hareketlilik, İran’ın füze kapasitesi ve ABD’nin bölgedeki askeri varlığı küresel piyasalarda ciddi dalgalanmalara neden olmaktadır. Son haftalarda taraflar arasında sınırlı ateşkes ve müzakere girişimleri gündeme gelse de, karşılıklı güven eksikliği nedeniyle kalıcı çözüm henüz sağlanamamıştır.
Mevcut aşamada savaşın tamamen sona erdiğini söylemek mümkün değildir. Daha çok “kontrollü gerilim” ve “vekâlet savaşları” üzerinden ilerleyen bir süreç yaşanmaktadır. İsrail’in İran destekli gruplara yönelik operasyonları devam ederken, ABD ise İran’ın nükleer faaliyetleri ve Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini kırmaya çalışmaktadır. Bu nedenle piyasalarda jeopolitik risk primi yüksek kalmaya devam etmektedir.
Türkiye ekonomisi açısından en kritik unsur enerji fiyatlarıdır. Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke olduğu için petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki her yükseliş cari açığı artırıcı etki yaratmaktadır. Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek olası bir kapanma veya sevkiyat aksaması petrol fiyatlarını sert biçimde yükseltebilir. Böyle bir durumda Türkiye’de akaryakıt, lojistik ve üretim maliyetleri artabilir.
Birinci senaryo, tarafların diplomatik çözümde uzlaşmasıdır. Eğer ABD ile İran arasında kalıcı bir anlaşma sağlanırsa petrol fiyatlarında geri çekilme görülebilir. Bu durum Türkiye açısından olumlu olur; enflasyon baskısı azalabilir, cari açık üzerindeki yük hafifleyebilir ve TCMB üzerindeki faiz baskısı kısmen düşebilir. Ayrıca küresel risk iştahının artması Borsa İstanbul’a yabancı yatırım girişini destekleyebilir.
İkinci senaryo, kontrollü fakat uzun süren düşük yoğunluklu çatışma ortamıdır. Bu durumda enerji fiyatları yüksek kalmaya devam eder ancak küresel sistem tamamen bozulmaz. Türkiye ekonomisi bu senaryoda yüksek enflasyon, yüksek faiz ve kur baskısını daha uzun süre hissedebilir. Özellikle ulaştırma, sanayi ve enerji yoğun sektörlerde maliyet artışları devam edebilir.
Üçüncü ve en riskli senaryo ise savaşın bölgesel ölçekte büyümesidir. Hürmüz Boğazı’nın kapanması veya İran’ın doğrudan ABD üslerine geniş çaplı saldırılar düzenlemesi halinde petrol fiyatlarında çok sert yükselişler görülebilir. Böyle bir durumda Türkiye’de dolar kuru, enflasyon ve faizler üzerinde ciddi baskı oluşabilir. Finansal piyasalarda güvenli liman arayışı nedeniyle altın fiyatları yükselirken, Borsa İstanbul’da sert satış baskıları görülebilir.
Türkiye açısından savunma sanayi ve enerji güvenliği stratejik önem taşımaktadır. Jeopolitik risklerin arttığı dönemlerde savunma sanayi şirketleri ön plana çıkarken, enerji arz güvenliği için alternatif kaynakların önemi artmaktadır. Ayrıca Türkiye’nin diplomatik denge politikası bu süreçte kritik rol oynayabilir. Hem NATO üyesi olması hem de bölgesel ilişkileri nedeniyle Türkiye ara bulucu rolü üstlenme potansiyeline sahiptir.
Sonuç olarak ABD-İsrail – İran gerilimi yalnızca askeri değil aynı zamanda ekonomik ve finansal sonuçlar doğuran küresel bir risk alanıdır. Türkiye ekonomisi özellikle enerji fiyatları, enflasyon, döviz kuru ve dış finansman kanalları üzerinden bu süreçten etkilenmektedir. Önümüzdeki dönemde savaşın seyri kadar diplomatik müzakerelerin başarısı da küresel piyasaların yönünü belirleyecektir.